07 Haziran 2016 Salı 10:23
Erdoğan eninde sonunda masaya oturmak zorunda kalacaktır

YAŞAR AYDIN - yasaraydin@birgun.net - @yasaraydinnn

Türkiye son bir yıldır iç savaş yaşıyor. Kürt sorununda gelinen müzakere süreci yerini çatışmalara bıraktı. Üstelik hem iktidardan hem de Kürt hareketinden giderek sertleşen açıklamalar geliyor. Önümüzdeki dönemi, Suriye’de yaşananlarla Türkiye’de yaşanan savaşın ilişkisini ve Kürt hareketinin somut önerilerini Eş Genel Başkanı dahil onlarca yöneticisi cezaevinde olan DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Demir Çelik’le konuştuk.

>>Yaklaşık bir yıldır bölgede şiddetli çatışmalar yaşanıyor ve “kopuş” konuşuluyor...

Bir duygusal kopuş, bir kırılma var. Bu çok derinlikli devam eden bir kırılma. Sadece bölge halkında, yıkılan kentlerde ve şehirlerde yaşayan vatandaşlar da değil, metropollerde de bir kırılma var. Buna rağmen savaş dışı yol, yordam ile çözüme kavuşturulabileceğini de kulak arkası ediyor değiller. Bu önemseniyor. Ama iktidarda olanların çözümden anladıkları sadece ve tek başına Kürt iradesini kırmak ve teslim almak. O nedenle sürekli ‘betona gömülü silahlardan’ ve ‘son terörist kalana kadar ki mücadeleden’ bahsediyorlar. AKP şehirlerde çok ağır siyasal ve sosyal travmalara neden oldu. Ama barış umudu hâlâ canlı.

>>Birleşik Kürdistan’dan daha güçlü bahsedilmeye başlandı. Son bir yıl içinde yaşananlar bunu ne kadar etkiledi. Kürt hareketinde bir çizgi değişikliği mi yaşanıyor?

Kürt özgürlük hareketi ve onun legal siyasi aktörleri son 20 yıldır dile getirdikleri paradigmadan farklı bir noktada değiller. Devlete erişmeyi değil, devleti ve iktidarı esas almayan, toplumun özgürleşmesine dayalı paradigmayı koruyor.

Bununla birlikte Kürt sorununda bir değişim olduğunu görmek lazım. Bir ülkenin sorunu olmaktan çıktı. Bir bölge, uluslararası sorun haline geldi. Dolayısıyla birden çok aktör, birden çok siyasal yapı, çözümde rol almak, karar verici pozisyonda olmak istiyor. Kürtler de bu dönemin yüz yıl öncesi olduğu gibi statüsüzlükle geçmesini istemiyor. Çözüm içinde önemli rol almak için birleşik bir güç olmanın ne kadar önemli olduğunu biliyorlar.

Kürtlerin ulusal demokratik talepleri etrafında bir araya gelemeyişleri, parçalı durmaları, parça bütün ilişkisinde bulundukları ülkenin hassasiyeti, korkuları ve kaygıları, ertelenmiş statüsüzlüğü statüye çevirme şanslarında belirleyici etmen oluyor. On yıllardır Birleşik Kürdistan’dan çok, ulusal kongre ile siyasal, askeri, ekonomik, kültürel mücadele ile birlikte hareket etmeyi savunduk. Kürt halkı asgari müştereklerinde yanyana gelebilmeli.

KOORDİNASYONA İHTİYAÇ VAR

>>Ama gidilecek uzun bir yol var gibi?

Bunun en önemli nedeni KDP. AKP’ye çok angaje olması, Türkiye ile ekonomik ve siyasal ilişkilerinin çok derinlikli yürüyor olması. Kürdi olmaktan çok iktidarın kazandırdıklarına dayalı ilişkilerini sürdürme arzusundalar. Ama gelişmeler önüne geçilemeyecek nitelikte ve hızda devam ediyor. Birbirinden bağımsız yapılar yerine eşgüdümlü, koordinasyona dayalı, bir üst ölçekte sevk ve idare yapan bir yapı günümüzün gelişmişliğine paralel olarak Kürtlerin ihtiyacıdır. YNK, Goran, PYD, PKK, PEJAK’ın tek başına hareketi yerine onların ulusal taleplerini gerçekleştirmede kolaylık yaratacak bir üst koordinasyona ihtiyaç var.

Bu birliktelik ulus devlete gitsin istemiyoruz. Talebimiz daha çok bulunduğu coğrafyada, bulunduğu ülkede parça-bütün ilişkisinde kendini özerk, federatif ya da konfederatif ilişkilerle var etmesidir.

>>Peki Ortadoğu’da ne oluyor? Suriye ve Irak’taki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortadoğu’da olup bitenleri küresel emperyalizmin yeni dünyayı kurma mücadelesi olarak görülmeli. Uluslararası güçler var, bu güçlerin bölge aktörleri ile çelişkileri var. Kürt halkı gibi iktidar ve devlet dışı kalmışların önemli güçler var. Çözümün önündeki en temel meselelerden biri Kürtlerin statüsüzlüğüne dayalı bir süreç dayatılıyor. Kürt dinamiği ise bununla kıyasıya mücadele veriyor. Kürtlerin kendi talepleri ve çözüm yolları var. Uluslararası güçler Kürtlerin sunduğu çözüm yolundan ürküyor. ABD ile Rusya, Suriye ve Ortadoğu’nun geleceği konusunda önemli ölçüde anlaştı. Bu anlaşmayı bölge ülkeleri ve aktörlere kabul ettirme girişimleri hem askeri hem siyasal operasyonlarla devam ediyor. Amerika seçimleri öncesi Demokrat Parti seçimlerde kullanabileceği kısmi başarılar istiyor. Bölgeye müdahale takvimi ABD’deki seçimi olumlu etkilesin isteniyor. Bu anlamı ile süreç daha hızlı akıyor.

>>Bölge ülkeleri diye belirttiğiniz Türkiye, Suudi Arabitan, Katar sanırım. Bu ülkeler bu kısa sürede anlaşılan sürecin parçası olur mu?

Türkiye’nin YPG, PYD’den hareketle kendi Kürt sorununu çözememeye ilişkin hassasiyetleri söz konusu. Kobani, Afrin Kantonlarının birleştirilmemesi için bir yanı ile IŞİD varlığını kabul eden noktadalar. Küresel güçlerin de hoşuna gitmeyen bir durum. Zaman zaman Türkiye’yi uyaran, ikaz eden; zaman zaman IŞİD’e karşı mücadelede birlikte olmaya davet eden talepleri Türkiye tarafından ayak sürten bir noktada kalmış olması işi uzattı.

KIRILMA NOKTASINDAYIZ

>>Süreçte bir anlaşma var ama AKP ve Erdoğan ikna değil gibi duruyor...

Kendi bahçesinin sorununu çözemeyen, her seferinde erteleyen, öteleyen Türkiye korkularını depreştiren bir noktadan soruna yaklaşıyor. Aslında Suriye’deki Kürtlerin hakları olmasın derken kendi Kürdünün hak yoksunu olmasını istiyorsunuz demektir. Halbuki 14 yıldır, Kürt Özgürlük Hareketi ile görüşen bir AKP var. Çözüm süreci diye dillendirdikleri, aylarca, yıllarca arkasında durdukları bir iradeleşme söz konusu. Ama görünen o ki, AKP’nin aslında politik ajandası farklı. Başka niyetlerle bu işe girdi. Tüm bu ajandaya rağmen unutulmasın ki bölgesel, küresel ve tarihsel gelişmeler Türkiye’yi bu manada bir yol ayrımına zorluyor. Bu yolun yol olmadığının farkındalar. Kendi iç çatışmalarını bu manada görmek mümkün. Davutoğlu, yüzde 50 başarısından 6 ay sonrasında görevden azledilip yeni bir hükümet kuruluyor. Dokunulmazlıklarla birlikte kendi iç çatışmalarının da derinliğine tanıklık edeceğimiz bir krizi yaşayacağız. AKP de çok mutlu değil.

>>Afrika'daki açıklamaları bu çerçevede mi değerlendirmek gerekiyor?

Evet. Kenya’da Cumhurbaşkanı Menbiç Operasyonu ile ilgili Demokratik Suriye Güçlerinin YPG’den oluşmadığını, onların sadece lojistik destek verdiğini Arapların etkin ve önde olduğunu söyledi. Kendini avutuyor. Düne kadar kırmızı çizgiydi.

>>Bahsettiğimiz kişi Erdoğan. Böyle bir değişim mümkün mü?

Evet bugün her şeyi tek merkezde toplayan Erdoğan güçlüdür ama toplumdan güçlü değil. Erdoğan da kendi deyimi ile baki değil. Evet zordur ama Kürtlerin örgütlü gücü, tarihsel, kültürel ve bölgesel gelişmeler sonucu, Erdoğan - siyasal ömrü vefa ederse- bir kez daha diyalog yolu ile çözmek gerektiğini söylemek zorunda kalacak. Başkanlık sistemine erişmek gibi ön hedefi var. Ona varır ya da varmaz, her şeye rağmen Kürt sorunu bir kez daha masaya gelecek. Başka yolu yok.

ROJOVA ÇÖZÜLMEDEN OLMAZ

>>Çözüm masası Türkiye’deki siyasal gelişmelerin seyrine mi bağlı?

Başkanlığa ulaşıp ulaşamaması, bu süreçte kazanacağı güce de bağlı kuşkusuz. Ama daha çok Rojava ve Suriye’deki gelişmelere bağlı. Oradan bağımsız buradan yaşananlar izah edilemez. Rojava statüsüne kavuşmasın diye buradaki Kürtleri oyaladı, bu bir gerçektir. Her şeye rağmen orada statüsünü anayasal güvenceye aldığında Türkiye’nin yapacağı anayasal çözümü yeniden hızla gündemine almak olacaktır. Bir ay önceki söylemle şimdiki söylemlerinin faklılıkları bunların işareti. YPK teröristti, ama ABD teröristlerin flamaları ile sahada görününce işler değişti. Dostlarına sitem ediyorlar. Ama bir gerçeklik var ve onunla yaşamayı bilmeliler.

***

Zafer sarhoşluğuna kapıldık

>>Sürecin bu noktaya gelmesinde Kürt hareketinin eksikleri yok muydu?

Biz ne yapmış olursak olalım, karar alınmıştı. Erdoğan ve yedeğine aldığı ordu dahil güçler Kürt düşmanlığı kemeri ile yan yana geldiler. Kararın Ağustos 2014 tarihli MGK’de verildiğini biliyorum. Hesap Kobani düşecekti. Fakat Kürtler ve Kürt dostlarının Kobani’yi sahiplenmesi ile birlikte Kobani düşmedi. Hükümetin bu tutumu 6-7 Ekim olaylarının yaşanmasına neden oldu. Bu olaydan sonra çöktürme planı devreye kondu. Ancak İmralı ile görüşme devam ediyordu. Kürt siyasal hareketi ile devam eden görüşmelerde bir aşamaya kadar gelinmişti ve AKP’nin umudu şartsız şurtsuz herhangi bir talep olmadan Kürt hareketinin silah bırakacağıydı. Bu anlamı ile 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’na razı geldiler. 7 Haziran’ı beklemek durumundaydı. Karar esas olarak bu tarihten sonra hayata geçirildi. Tüm bunlara rağmen siyaset yürütücülerin üzerine düşen tarihsel misyona uygun rolü oynamadığı kanaati bende de var. Biz 7 Haziran’da o nitelikli başarıya denk düşen bir pozisyon almayı da başarabilmiş olsaydık, zafer sarhoşluğuna kapılmamış olsaydık belki 1 Kasım’da seçimi de savaşı da öteleyebilirdik, önüne geçebilirdik. HDP bu konuda üstüne düşeni yerine getiremedi, atalet içerisinde kaldı. Bir ay boyunca neredeyse her şeyi çözebileceği umuduyla siyasal alanı, sahayı AKP, CHP ve MHP’ye terk etti.

***

Halklar barış istiyor

Savaşın sürdürülebilirliği yok. Topluma her gün açlık, yoksulluk, sefaleti reva görüp, savaş ve savaş aygıtlarına toplumun ihtiyaçlarını aktaracaksın... Bugün Suudi Arabistan, Katar’dan gelen sıcak para ile durumu idare edebiliyorlar ama çok ciddi bir ekonomik kriz var. Bir kısım milliyetçi duygular ile Kürt düşmanlığı temelinde siyasi partiler yan yana gelmiş olabilir ama halk birlikte yaşadığı Kürt Mehmet’le, Ayşe’yle bir alıp vereceği olmadığının da farkında. akrabalıklar, kader paylaşımı var. Halklar savaşın tek yol olmadığını görüyor. Onların yan yana gelmesiyle, örgütlü mücadeleyle elit siyaseti değiştirmek mümkündür.

Toplum kimliklere dayalı siyasetsizlik nedeniyle karşıtlaştırılıp, ayrıştırıldığı için birbirine dokunan bir noktada değil. Bize düşen birbirini anlayan, dokunan ilişkileri çoğaltmamız Kürt demokratik özerkliği isterken gerçekten Türkiye’yi bölmek mi istiyor yoksa demokratik özerkliğin faydası olacak mı? Bunu doğru ifade ettiğimizde halk bizi anlayacaktır. Kuşkuları biz gidermek durumundayız.

***

Üçüncü göze ihtiyaç var

Öcalan, Kürt özgürlük hareketinin geneli ve PKK’nin de muhatap kabul ettiği bir isim. Sağlılığı, güvenliği ve özgürlüğü ile ilgili adım atılırsa yeniden rol oynar. Diğer bir koşul da her türlü görüşme hakem ya da üçüncü göz dediğimiz heyetin ortaya çıkması lazım. Görüşmeleri takvime bağlayan, denetleyen, sözlerin yerine getirilip getirilmediğini hesabını soran bir üçüncü yapı. Devletler olabilir, devletlerin ortak uzlaşmasından ortaya çıkan heyet olabilir. Oslo benzeri olabilir.


Kaynak: Birgun.net
Son Güncelleme: 07.06.2016 10:23
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol