Rahmi
Rahmi
25 Temmuz 2016 Pazartesi 07:19
CHP'den Taksim'de 'Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi'

 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından CHP'nin çağrıcısı olduğu “Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi” Taksim Meydanı'nda gerçekleşti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve tüm milletvekilleri de saat 18.00’de alana giriş yaptı. CHP’nin yanı sıra DİSK, KESK, TMMOB, Halkevleri ve Birleşik Haziran Hareketi'nin de destek verdiği mitingde ilk olarak Onur Akın sahneye çıktı. Haziran Direnişi'nde hayatını kaybedenlerin de ismlerinin anıldığı mitinde sıkça "darbeye hayır" sloganları atıldı.

Diğer yandan Tünel’de toplanan AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AKP İstanbul İl Başkanı Selim Temurci, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın da bulunduğu AKP'liler İstiklal Caddesi'nde yürüyüş yaptı. Grup, Müezzinoğlu'nun İstiklal Caddesi'nde yaptığı açıklamanın ardından dağıldı.

Onur Akın'ın ardından sahneye çıkan CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı ve Selçuk Balcı birlikte şarkı söyledi. Balcı ve Yarayıcı'nın ardından sahneye çıkan şair Ataol Behramoğlu, yaptığı konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 15 Temmuz gecesi, darbenin ne olduğunu bilmeden "biz darbelere karşıyız" sözlerini hatırlattı. Behramoğlu, mitinge katılanlara teşekkür ederek bir şiir okudu.

Sahnenin önündeki protokol alanının boşaltılmasının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sahneye geldi. Kılıçdaroğlu, eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile mitinge katılanları selamladı. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından hemen önce saygı duruşuyla birlikte İstiklal Marşı okundu.

KILIÇDAROĞLU'NDAN 'TAKSİM MANİFESTOSU'

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuşmaya başladı. Kılıçdaroğlu konuşmasına hazırladıkları 10 maddelik "Taksim Bildirisi"ni okuyarak başladı. Kılıçdaroğlu, hazırladıkları bildiriyi okudu.

Kılıçdaroğlu'nun sözleri şöyle:

Bugün Taksim'deyiz, birlikteyiz. Bizim için hepimizin tarih yazdığı gündür, bugün. Biz Taksim'e niçin geldik? Taksim'de ne yapacağız? Hedefimiz ne? Bütün bunlara yanıt vermek için bir Taksim Manifestosu hazırladım. Şimdi bunu sizlere okuyacağım.

1- 15 Temmuz darbe girişimi parlamenter demokrasimize karşı yapılmıştır. TBMM bombalanmış, ama bombalar altında parlamento görevini yapmış ve darbeyi püskürtmüştür. Bu darbe girişiminin sorumlularını, varsa iç ve dış destekçilerini kınıyor ve lanetliyoruz.

2- Bütün siyasal partiler darbe girişimine karşı çıkmış, demokrasi konusunda Türkiye'de tartışmasız ortak payda oluşmuştur. Siyasette uzlaşma kültürünün güçlenmesine katkı vermek zorundadır.

3- Her türlü darbeye ve parlamenter sistemin üzerindeki her türlü vesayete karşı çıkmak, demokrasiden yana olanların, bu ülkeye namus borcudur. Hep birlikte ve herzaman ne darbe ne dikta yaşasın tam demokrasi demeliyiz. 

4- Darbe girişimi halkın direnme hakkını kullanmasıyla ayrı bir anlam kazanmıştır. Direnme hakkı demokrasiyi korumanın meşru bir yolu olarak ortaya çıkmıştır.

5- Demokrasimizin teminatı olan demokratik laik ve sosyal hukuk devleti ilkesinin Türkiye için ne kadar yaşamsal olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.

6- Bu darbe girişimi anayasada yasama yürütme ve yargı olarak yer alan güçler ayrılığı ilkesinin demokraside denge ve denetleme işlerinin güvencesi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

7- Balyoz, Ergenekon ve casusluk gibi davalarda mağdur edilen insanların itibar ve haklarının iadesi bütün siyasal partilerin gündeminde olmak zorundadır.

8- Bu darbe girişimini devlet yönetiminin liyakata dayanması gerektiğini ortaya koymuştur. Siyasal yandaşlık, cemaatçilik değil bilgi, birikim ve deneyim gibi ilkeler esas alınmalıdır. Devleti ele geçirme anlayışını tarihe gömmeliyiz. Devletin yeniden inşaası zorunludur.

9- İnancı kimliği yaşam tarzı ne olursa olsun, bu ülkenin güzel insanları bu ülkenin caddelerinde sokaklarında meydanlarında parklarında özgürce gezebilmelidir. Hiç kimse unutmasın 15 Temmuz darbe girişimi 3'ncü sınıf demokrasinin ortaya çıkardığı bir tablodur. Bu ülkenin insanları üçüncü sınıf demokrasiye değil özgürlükçü demokrasiye layıktır. Türkiye tümüyle darbe hukukundan alınmalıdır. 

10- Devlet, kinle öfkeyle ön yargıyla yönetilmez. Darbe girişiminde bulunanlar hukuk içinde yargılanmalıdır. Devletin vakarı bunu zorunlu kılmaktadır. İşkence, kötü muamele, tehdit devleti darbecilerle aynı duruma düşürür. Buna izin verilmemelidir. 

Bunu sizlerin oyunuza sunuyorum. Bayraklarınızı değil, ellerinizi kaldırın. Ben bütün basın mensuplarından bu görüntüyü çekmelerini istiyorum. Hepinize en içten şükranlarımı saygılarımı sunuyorum.

Hep birlikte bir tarih yazdık. Demokrasiye sahip çıktık. Hep birlikte cumhuriyetimize sahip çıktık. Taksim manifestosu Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi tarihinde yerini alacaktır. Dünyada ilk kez kabul ediliyor, destek veren, gönül veren, bütün yurttaşlarıma hepinize gerçekten de yürekten şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum demokrasi adına.

'TARİHİ BİR MEYDANDAYIZ'

Tarihi bir meydandayız ve tarihi bir gündeyiz. Taksim meydanı, bizim demokrasi tarihimizde yer alan bir meydandır. Ecevit’e suikast düzenleneceği söylendiğinde, Ecevit şu açıklamayı yaptı “Yarın tek başıma Taksim’e gideceğim” dedi. Ve geldi, arkasında bugün olduğu gibi yüzbinler vardı. 1 Mayıs 1977 "Kanlı Bir Mayıs" olarak tarihe geçen bir gün. Ve o gün çok sayıda vatandaşımız, Taksim meydanında hayatını verdi. Kanlı 1 Mayıs olarak bizim tarihimizde yer alan ve henüz aydınlığa kavuşmamış olan bu meydanda geldi.

'BU ÜLKENİN GENÇLERİ HEP BERABER AYAĞA KALKTI'

Ve Taksim meydanı... Ağaçların kesilmemesi için gençlerin doğaya sahip çıktığı bir meydan. Bu meydanlarda Gezi olayları yaşandı ve o olayda ellerinde karanfiller kitaplarla gençlerimiz, bu ülkenin gençleri, umudumuz, hep beraber ayağa kalktı. Ülkemizi seviyoruz, insanlarımızı seviyoruz.

'BİRLİK VE BERABERLİK VARDI'

Cumhuriyeti emekle, alın teriyle kurduk. Binlerce şehidimizin kanı var. Bizim ayakkabımız yoktu, çarıklarımızı giydik. Yiyeceklerimiz yoktu kara ekmeği bölüştük. Silah yoktu, para yoktu. Ama bir şey vardı, birlik ve beraberlik vardı. İnşallah yine birlik ve beraberlik içinde Türkiye'yi hep birlikte çağdaş uygarlığa ulaştıracağız. Ne demişti Gazi Mustafa Kemal "Geldikleri gibi gidecekler" demişti. Evet yedi düveli Lozan'da geldikleri gibi gönderdik.

'DEMOKRASİYİ TAÇLANDIRMAK GÖREVİMİZDİR'

Babalarımız ve dedelerimiz bize cumhuriyeti kurdular ama o cumhuriyeti özgürlükçü demokrasiyle taçlandırmak bizim görevimizdir. Her bir vatandaşımız, kimliği, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun özgürlükçü demokrasiyi getirmek ve cumhuriyeti taçlandırmakla görevlidir. Bu görevi ben dahil 79 milyon her yurttaşın yerine getirmesi gerekir ve bizim namus borcumuzdur.

'ANA UNSURLARDAN BİRİSİ MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜDÜR'

Bugün medyanın, basın bayramı. Tam 108 yıl önce medyaya vurulan zincirleri kırdık ve Basın Bayramı bu ülkede 108 yıldır kutlanmaya çalışılıyor. Ali Paşa diyor ki, basın özgürlüğü hatalarını düzeltmeyenler için tehdittir. Medya özgürlüğünü sağlamak hepimizin ortak görevidir. Bakın 15 temmuz darbe girişiminin yenilgiye uğramasının ana unsurlarından birisi medya özgürlüğüdür. Medyanın açık ve net darbeye karşı olmasıdır. Eğer 108 yıl önce basın bayramını kutluyorsak, demek ki medya özgürlüğü bizim kültürümüzde, tarihimizde var. Medya özgürlüğü bağlamında geleneğimizi yozlaştırmalıyız. Dün medya özgürlüğüne karşı çıkanlar, bugün yaptıkları hataların inşallah farkına varırlar. Buradan basın mensuplarının bayramını kutluyoruz.

'DARBELERDE EN AĞIR BEDELİ ÖDEYEN CHP'DİR'

Darbeye karşı çıkan bütün siyasi partilerin genel başkanlarını, parlamentoda olsun olmasın, genel başkanları, bütün vatandaşlarımı yürekten kutluyorum. Ve onlara buradan şükranlarımı sunuyorum. Darbe üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Türkiye Cumhuriyeti'nin darbeler tarihine baktığınızda, en ağır bedeli ödeyen CHP'dir. Her darbeden sonra mal varlıklarımıza el konuldu, arşivlerimize el konuldu, genel başkanlarımız hapse atıldı, il ve ilçe başkanlarımız ciddi bedeller ödedi. Biz, kanla dişle tırnakla kazandığımız demokrasinin kıymetini de darbecilerin ne mal olduğunu da en iyi bilen partiyiz. Bombalar altında Meclis dik durdu, demokrasi kazandı. 

'ERLERİ LİNÇ EDENLER YARGILANSIN'

Bir şeyin daha altını çizmek isterim. Darbe sonrasında, emre uyan er ve erbaşların linç edilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz, linç edenlerin yargılanmasını istiyoruz. Askerlik yapan herkes çok iyi bilir ki, komutanın verdiği emre bütün erler uyarlar. Emre uydu diye siz eğer o askeri linç ederseniz, peygamber ocağına ihanet etmiş olursunuz. Her asker bizim başımızın tacıdır. Bu meydana söz veriyorum bunların takipçisi olacağız.

Demokrasi aynı zamanda bağımsız ve tarafsız yargı demektir. Yani adalet demektir demokrasi aynı zamanda. Darbeciler adaleti hiçbir zaman savunmadılar. Darbeciler bağımsız mahkemeleri asla savunmadılar. Darbeciler kendi mahkemelerini kurdular. DGM dediler, sıkı yönetim dediler, özel yetkili mahkeme dediler. Yargıyı vatandaşın ensesinde bir sopa olarak kullandılar. Onun için darbeye de darbecilere de diktaya da karşıyız.

'MEDYAYI ANAYASA'MIZA YASALIM'

Demokrasi aynı zamanda güçler ayrılığı demektir. Yasama, yürütme ve yargı. Çağdaş demokrasilerde dördüncü güç medyadır. Buradan açık ve net çağrı yapıyorum. Eğer demokrasi tarihini yazacak olanlar bizi iyi dinlesinler. Gelin dördüncü güç olarak medyayı da anayasamıza açıkça yazalım.

Demokrasi aynı zamanda düşünce özgürlüğü demektir. Düşüncesine katılmasak bile insanların düşüncelerini özgürce dile getirdiği rejimin adıdır demokrasi. Darbe rejiminde, dikta yönetimlerinde düşünce özgürlüğü kavramı yoktur. Bir kişi konuşacak, herkes ona uyacak. O nedenle herkesin düşüncesini özgürce açıkladığı meydanlarında herkesin özgürce gezdiği bir Türkiye'den yanayız.

Demorkasi aynı zamanda yurtta barış, dünyada barış demektir. Darbecilerin barışla ilgisi yoktur. İnsan hakkını bilmeyen, işkenceleri olan, bağımsız yargısı olmayan bir düzende elbette ki barış asla olmaz. 

Demokrasi aynı zamanda devlet yönetiminde liyakat demektir. Devlet yönetimini ele geçirmek darbecilerin işidir. Umarım ve dilerim geçmişteki hatalarından Türk siyaseti gerekli dersi çıkarır. Bir kişi sınava girer ve birinci olursa onun kimliğine, yaşam tarzına, inancına bakarak senin devlette işin yoktur demek demokrasiye ihanettir. Sözüm söz hiçbir ayrım yapmayacağız. Bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız.

Demokrasilerde toplanma özgürlüğü vardır. Taksim meydanı kapatıldı. Kapatılmamalı Taksim meydanı. Türkiye'nin hiçbir meydanı kapatılmamalı. Meydanlar halkın enerjisini boşaltacağı yerler olmalı. Meydanlarında gezmeliyiz, hep birlikte kol kola ve omuz omuza olmalıyız. Kadını kızı yaşlısı genci hep beraber olmalıyız. Demokrasinin erdemidir bu. Hep birlikte bir arada meydanlarda parklarda caddelerde sokaklarda gezmeli, özgürlük türküleri söylemeliyiz.

'ONLARA YAPILAN HAKSIZLIĞI HEPİMİZ BİLİYORUZ'

Demokrasi aynı zamanda haklıyı savunmak demektir. Yapılan yanlışlıkları düzeltmek demektir. Az önce Taksim manifestosunda açıkladık. Balyoz, Ergenekon, casusluk davası... Pek çok subay asker gereksiz yere hapse tıkıldı. Silivri zindanlarında geçirdiler hayatlarının büyük bir kısmını orada yaşadılar. Şimdi onlara yapılan haksızlığı hepimiz biliyoruz. Siyasal iktidarlar demokrasiden yana tavır alacaklarsa, iadeyi itibar yapmak zorundadırlar.

Fransa'daki bir dava. 1894'ten söz ediyorum. Dreyfus adlı bir asker, casusluk suçlamasıyla tutuklandı. Ama yanlıştı, hatalı bir karar alınmıştı. 1906 yılında dava yeniden açıldı. Dreyfus beraat etti, üstün hizmet madalyası verildi ona. Şimdi eğer demokrasiyi savunuyorsak, samimiysek, bütün siyasal partilerin genel başkanlarına sesleniyorum. Hükümete sesleniyorum. Gelin Silivri zindanlarında, hayatı mahvedilen o insanların itibarlarını iade edelim.

Demokrasilerde herkesin görevi, herkesin işi vardır. Yeni kalkınmanın tanımı yapılırken, küçük ayrıntılarda iş bölümüne gidenler kalkınmış ülkeler demektir. Her şeyi ben yaparım, her şeyi ben bilirim darbecilerin işidir. Demokratların işi, işi eğline teslim etmektir.

Demokrasinin özünde uzlaşma kültürü vardır. Umarım 15 Temmuz darbesi uzlaşma kültürünü harekete geçiriri. Darbecilerde ise dayatma kültürü vardır. Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı destanı var. 

Hepinizi en içten saygıyla, selamlıyorum. Sağ olun var olun diyorum.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının ardından 'ortak bildiri'yi okumak için İstanbul Genel Sekreteri Samet Mengüç sahneye çıktı. Mengüç, İstanbul Emek ve demokrasi koordinasyonun hazırladığı bildiriyi okudu.

SolHaber

Son Güncelleme: 25.07.2016 07:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177