Yeşim
Yeşim
04 Eylül 2017 Pazartesi 13:18
Soyut adalet lafı kafa karıştırıyor

Her hangi bir konuda talep ya da dilek, onun olmadığının en büyük delilidir. Adalet Yürüyüşü ve Adalet Kurultayı toplumun büyük bir kesiminin adaletsizlikten şikâyetçi olduğunun yansımalarıdır...

Her hangi bir konuda talep ya da dilek, onun olmadığının en büyük delilidir. Adalet Yürüyüşü ve Adalet Kurultayı toplumun büyük bir kesiminin adaletsizlikten şikâyetçi olduğunun yansımalarıdır. Adalet Yürüyüşünde salt hak-hukuk-adalet dillendirildi. Adalet Kurultayında ise hemen her konu adalet bağlamında irdelendi. Kuşkusuz içinden geçtiğimiz derin karanlıkta her çıkış bir umut olabilir. Umalım, söz konusu çıkışlar da bir umut olmanın ötesinde toplumumuza gerçek ışık saçar. Talep gibi ummak da, bana öyle geliyor ki, umutsuz durumlarda kalplere su serpici ifadelerdir.

Marks’ın toplumlara ışık tutan en güçlü yanı analiz tekniğidir. Maddeci diyalektik üzerinden yürütülen analizde, toplumsal işleyişin yüzeysel görüntüsü ile yetinilmeyip, her katmanının altına girilerek nedensellik analiz yöntemi ile gerçek nedenler açığa çıkarılmaya çalışılır. Gerçeği görmek ve süreci anlayabilmek için gerekli olan bu yöntemi yeğlemeden yüzeysel görüntülerle yetinerek sonuca ulaşılmak istendiğinde, sistemik gerekçeler atlanır ve ilgisiz nedenlerle sonucu hüsran olan sahte mücadelelere girilir.

Sorgulamamız gereken konu şudur. Eğer derin nedensellik çözümleme yöntemini biliyor isek, neden işin esasına inmeden, çevrede dolaşarak, analiz yapıyor ve çözüm üretiyor görüntüler sergiliyoruz. Bu sistemle yürütülen analizlerden sonuç alınamıyorsa, neden yüzeysel irdeleme ve boş çabalar peşinde koşarak bocalıyoruz? Acaba derine inmeden yüzeysel analiz yapma görüntüsü sergileyen kesimler de adaletsizlikten nasibini mi almaktadır yoksa güce ya da sisteme karşı çıkma cesaretinden mi yoksundur!

SÖYLEYECEKLERİMİZ SON DERECE AÇIKTIR

Adalet bağlamında meseleyi ele alarak, konu etrafında şöyle bir gezinti yaparak, bakalım nasıl bir sonuca ulaşabileceğiz. Örneğin, vergide ve bütçe sisteminde adalet konusu üzerinde tartışmamızı yaparak, nerelere dek inebileceğimizi böyle bir yazı boyutunda irdelemeye çalışalım.

İlk etabımız vergi ve bütçe konularında yüzeysel analiz olsun. Söyleyeceklerimiz son derece açıktır. Vergiler konusunda, vergilerin adil olması, dolaysız vergilerin ağırlıklı uygulanması, dolaylı vergilerin günümüzdeki ağırlığının hafifletilmesi, kayıt dışı uygulamaların sıkı denetimle azaltılması ya da mümkünse kaldırılması vs. ileri sürülebilir. Bütçe konusunda ise, harcamaların toplumsal gelir dağılımının düzeltilmesi yönünde yapılması, toplumsal kalkınmaya hizmet eden eğitim veya sağlık gibi sosyal nitelikli harcamalara ağırlık verilmesi vs. konuları gündeme taşınabilir. Tüm bu talepler hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği taleplerdir. O zaman şu soruyu sormak gerekir: Neden vergi ve bütçe sistemimizi böylesi akla yakın sistem içinde gerçekleştirip, uygula(ya)mıyoruz?

BURADAN HEMEN BİR SONUCA ULAŞABİLİRİZ

Değerli okuyucular, hiç kimse aklını peynir ekmekle yememiş, herkes bilinçlidir ve her karar fevkalade bilinçli olarak alınıyor. Eğer bu sav geçerli ve sistem bozuk ise, o zaman adalet kavramına bir içerik vermeliyiz ve adalet algısının nasıl bir sistem üzerinde yükseldiği ya da yozlaştığı meselesine yönelmeliyiz. Salt iktisat bağlamında meseleyi ele alarak ve bir genelleme ile diyebiliriz ki, adaletsizlik, sistemin toplumun bir kesimi lehine, diğer kesimi aleyhine işleyişinin sonucunda ortaya çıkan fiili durumdur. Buradan hemen bir sonuca ulaşabiliriz: adalet dayatma ile fiilen oluşturulamaz, de facto oluşan bir sistemik sonuçtur. Mesele salt bir hukuk sistemi ya da yargı organlarının siyasal örgütün aletsel dokusu niteliğine bürünmesi kadar da basit değildir. Meseleler içiçe geçmiş olmakla beraber, soyutlayarak basite indirgemeye çalışırsak, adalet bir sistemin işlemesi ve ayakta kalması için gerekli olan görünmez mekanizmadır.

Sistem bir bütünselliktir, iyi ya da fena olarak algılanamaz. Düzgün ve üst düzey etik kurallara göre işleyen düzen de bir sistemdir, mafya ya da hırsız elemanların kurdukları örgütlenme de bir sistemdir. Birincinin başkanında etik kurallar, ikincinin başkanında ise hırsızlık becerisi aranır. Birincisinde gelir dağılımı daha düzgündür, ikincisinde liderler hırsızlıktan aslan payını alır, sistemi tutabilmek için avenelere de uygun paylar dağıtır. Sistemlerin yaşam süreleri hakkında önceden kehanette bulunulamaz, ancak her iki sistem de sisteme yabancı unsurların girmesi neticesinde bozulur. Birinci sisteme hırsızlığın sızması, sistemi yozlaştırarak bozar. İkincisine ise dürüstlüğün sızması sistemi, belki de ilk anda çökerterek, daha düzgün duruma sürükleyebilir. Sistemlerin hayatiyetini idamesi açısından önemli olan yeni organların sistemin genetik yapısı ile uyumlu olmasıdır.

SOYUT ADALET ARAMAK

Sanırım, abartılı da olsa, meramımı biraz anlatabildim. Gelelim ele aldığımız konuya. Emekçi sömürülürken, nereden para kazandığı belli olmayan siyasete sırtını dayamış dünün çulsuzları milyarlık dairelerde sıra beklerken, ülkede eğitim çökertilirken, halkların bu durumu algılamasını önlemek için din ve Allah adına tarikatlar cirit atarken, bunlara değinmeden, soyut adalet aramak, gerçek amaç açısından biraz kafa karıştırıyor!

Adaleti iktidar partisinden, hem de toplumun üzerine böylesi çullanmışken beklemek, hayalden de öte gaflettir. Güç adalet dağıtmaz, kaynakları ele geçiren güç hâkimiyetini sürdürmek için bedel niyetine nafaka dağıtır. Çünkü böylesi yapılanmalarda adaletsizlik kıt kaynaklar üzerinde eşitsiz dağıtım ve zoralım sistemini besleme kaynağıdır. Dolayısıyla sisteme dokunmadan adalet istemek, sistemden çıkar sağlayan güçlüden merhamet dilemektir. Güçlü ancak altından sistemin kayacağı korkusunu yaşadığı şiddette adalet adına merhamet sunar. Burada da görev, tarikatlara bulanmış emekçi kesimlerdedir.

Adalet mülkün temelidir söyleminin altında toplumun hakkaniyetli olduğu varsayımı yatar. Sistem soyguna, yandaş kayırmaya ve avanta dağıtmaya, bunlara karşı çıkanları dayakla susturmaya dayalı olduğu sürece, tüm bu işlemler adaletsiz görülse de, kurgulanış temelini oluşturduğu için böyle bir sistem adaletli olamaz, hatta giderek adaletten uzaklaşır. Bunun en uç hali OHAL yönetimi ile emekçilerin giderek daha şiddetle baskılanması, toplumsal kurumların çökertilmesi, insanların çaresizce bölünüp yalnızlaştırılmalarıdır.

TOPLUMUN SİNİR SİSTEMİ OLAN KURUMLARIN ÇÖKERTİLMESİ

Dünya kapitalizminin seyri, henüz iki aylık bir bilinmedik partinin, kurucularını dahi şaşırtacak hızda iktidara taşınması, birilerinin niyet ve yönlendirmesi ile bu trenin hangi istasyonlardan geçerek böylesi terminal aşamaya geleceği hakkında fikir veriyordu. Fetullah hoca efendi ile ortaklık da kimsenin bilgisi ve ilgisi dışında değildi, olamazdı. Toplumun sinir sistemi olan kurumların çökertilmesi, toplumun refleks mekanizmasının köreltilmesidir. Refleks mekanizması köreltilen toplumda adaletsizlik bir sonuçtur, fakat aynı zamanda toplumun ayrışarak birbirine hasım konuma gelmesinin de çok etkili aracıdır. Bu misyonu yüklenenlere ve bu misyona “yetmez ama evet” ya da sair vesilelerle hizmet edenlere yaşamlarının son anında ya da tarih ve vicdanları huzurunda hesaplaşma dönemlerinde kolaylıklar diliyorum!

Değerli okuyuculara iyi Bayramlar, güzel günler diliyorum!

 

İzzettin Önder

Odatv.com

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol