27 Ekim 2014 Pazartesi 11:55
Savcıların akibeti

Geçenlerde Ankara Barosu'nda seçim vardı. İçeriye bir dönemin en muktedir savcılarından Nuh Mete Yüksel girdi.

Hani o yürüdüğünde yerleri titreten savcı var ya; işte oydu gelen. Meğer emekli olmuş, avukatlığa başlamış. O eski günlerdeki ürpertici havasından bir eser kalmamış tabii. Kalın gözlüğünün üstünden fırlayan o keskin bakışları etrafta kaçışmalara yol açmıyor artık. Olacak ya; bazı avukatlar ‘yeni avukat'ı şiddetli protestoya başlamış. Dahası, “Defol!” sesleri yükselmiş salondan. Ve oy veremeden gerisin geriye dönmek zorunda kalmış Nuh Bey…

Ne de olsa eski savcı. Pes etmemiş, yanına polisleri alarak oy kullanacağı sandığa geri dönmüş. Salondaki uğultular isyana dönüşmüş. Onlarca kişi “Avukat değil, işkencecisin!” diye haykırıyormuş. Oradan güç bela çıkmak zorunda kalan Nuh Bey'in panik ve korku dolu kaçışlarını lütfen internetten bulun, izleyin. O nasıl bir korkmuşluk, sinmişlik havasıdır! Oysa daha dün denebilecek kadar yakın bir zaman diliminin “korkulu rüyasıydı” Savcı Bey. Kafasının kızdığını ifadeye çağırır, hoşnut olmadığı kitleler hakkında davalar açardı.

Dönemin Başbakanı, “Bu kadına haddini bildirin” diye kükreyince Nuh Bey Refah Partisi Milletvekili Merve Kavakçı'nın evine gece yarısı bizzat baskın düzenlemişti. Leyla Zana ve diğer Kürt politikacılara sürek avı düzenlemişti adeta. 28 Şubat'ın despot reisleri istedi diye Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında dava açmış, Türkiye'ye iadesini istemiş; emeline ulaşamayınca Amerika'da ifadesinin alınması için sorular göndermişti. Hıncı o kadar büyüktü ki Türk futbolunun en büyük yıldızlarından biri olan Hakan Şükür'ü Hocafendi'ye saygı duyuyor diye ifadeye çağırmıştı...

Bak şimdi ne hallere düşmüş Savcı Bey. Avukat olmuş ama elini kolunu sallayarak meslektaşlarının arasına karışamıyor, oy kullanamıyor. Bir grubun tepkisiyle karşılaşıyor. Diğer gruplar destek mi veriyor Nuh Bey'e? Ne gezer! Gırtlağı çatlarcasına “Defol!” demeyen avukatlar bile ona kızgın. Nasıl öfke duymasınlar ki? Adalet duygusunun zedelenmesinde onun da payı büyük; çünkü hemen her gruba karşı militan gibi davrandı. Kanun savcılara ‘lehte ve aleyhte delil toplama' görevi vermişken o hep muktedir ve müstebitlerin yanında durdu, giyotin başında poz verdi...

Nuh Mete Bey'in o acınası akıbetini görüp de mazideki benzerlerini hatırlamamak mümkün mü? Altay Egesel, Nurettin Soyer, Vural Savaş, Nusret Demiral, Sabih Kanadoğlu ve daha niceleri. Halkı adaletten soğuttular maalesef. Olağanüstü dönemlerin hiç bitmeyeceğini, yapılan hukuksuz uygulamaların tarih nezdinde sorgulanmayacağını sanmışlardı. Yanıldılar.

Benzer yanılgı bugünkü savcılar (ve tabii ki hâkimler) için de geçerli. Devletin savcısı olma ve evrensel hukuka dayanarak âdil hükmetmek yerine belli bir partinin ya da ideolojinin savcısı olmayı tercih edenlerin tarihten ders çıkarmadığını görmek hüzün veriyor insana.

Madalyonun diğer yüzünde hem kendi meslek onurunu hem de adaletin şerefini koruyan özgürlükçü savcılar da var hiç kuşkusuz. Onlar bir dönem sıkıntı yaşasa bile hak bir gün yerini buldu ve onları herkes alkışladı. HSYK'nın meslek onurunu ayaklar altına alan korkunç hatasıyla Ferhat Sarıkaya ve Sacit Kayasu meslekten ihraç edildi; ama zaman içinde o yanlış düzeltildi ve hakları iade edildi...

Ne acıdır ki bugün de bazı savcılar (ve hâkimler) Nuh Mete Yüksel ekolünü takip ediyor gibi. Umarım öyle değildir. Ancak ne yazık ki toplumda olumsuz bir izlenim var. Mesela Fatih Altaylı'ya konuşan bir savcı korkunç laflar etti. Bu kişinin Savcı Okan Özsoy olduğu yazıldı. Ne yazık ki yalanlanmadı. Savcı Bey Hizmet Hareketi'ni kastederek 12 Eylül darbesinde 500 bin kişinin gözaltına alındığını söylemiş ve “Devlet bunu yine yapar.” demişti. Korkunç bir yaklaşım! Umarım Savcı Okan Özsoy bu lafı hiç etmemiştir, ettiyse de “amacını aşan bir laf” söylediğinin farkına varmıştır; çünkü 12 Eylül darbe hukuku; insanlığın ve adaletin askıya alındığı bir  cinnet halidir. Sayın savcının bu çıplak gerçeği bilmemesi düşünülemez. Benzer bir tablo Ankara savcılarından Serdar Coşkun Bey için de geçerli. Bazı illere yazılan o malum “resmî yazı” tam bir hukuk skandalıydı. Sonra, 17 Aralık soruşturmasına takipsizlik veren savcının daha 10 ay önce davanın sanıklarına tutukluluk talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Medyadan takip edebildiğim kadarıyla başka savcı isimleri de dolaşıyor ortalarda maalesef. Umarım hukuk dışı mahiyet arz eden ve yargı militanlığını çağrıştıran iddialar sadece söylentiden ibarettir. Nitekim İstanbul savcılarından İsmail Uçar'a atfedilen bazı iddiaları bu köşede yazdım. Sayın savcı bunların doğru olmadığını beyan etti. Adalet adına da, Savcı Bey adına da sevindim.

Savcılar, hâkimler, polisler ve bütün devlet görevlileri çok iyi bilmelidir ki onlar devletin memurudur; partinin, hükümetin, askerin, ideolojinin vs. değil. Her kim konjonktürün etkisiyle adaletten ayrılırsa suç işlemiş olur. Onca acı tecrübeyle sabittir ki olağanüstü dönemlerde militan yaklaşımlar sergileyen kanun adamları hiçbir zaman hayırla yâd edilmedi; edilmeyecek de...

ÇAMUR

Necip Fazıl'a atfedilen bir söz var: “Hohlaya hohlaya buzdağlarını erittik, şimdi ortalık çamurdan geçilmiyor.” Ruhun şâd olsun Üstad! Dediğin aynıyla vaki...

Etraf ‘sahte kahramanlar'dan geçilmiyor. Gamsız ve çilesizliğin koynunda boy atanlar etrafı çamur deryasına çevirdi. Bir asrı aşan beyin sancısı, fikir çilesi, sonradan görme bir mirasyedi zihniyet yüzünden tarumar olma tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Gözyaşlarından nasipsiz, alın terinden bîhaber bir nesil kendini yalancı bir baharın ortasında bulunca rastladığı ilk parkta kumlarla oynamayı, kanatlanıp ufuklara uçmaya tercih etti. Kumdan tepeler yaptılar kendilerine ve oyuncak küreklerle uyuyup kaldılar sahil boylarında.

Çok çilekeş gelip geçti bu topraklardan. Âlimler, üstadlar, gönül sultanları… Hepsi de çile çekti. Yargılandılar, tutuklandılar, iftiralara maruz kaldılar… Ama hak bildikleri yoldan bir milim bile sapmadılar. İnsan yetiştirmek, sulhu muhafaza etmek, toplumu kucaklaştırmak için kendilerini feda ettiler. Hal böyle olunca gönüllere girdiler. Toplumu bölmediler, parçalamadılar, yaftalamadılar, aşağılamadılar. Külhanbeylik görmedik o sultanlardan. Kabadayılık hiç zuhur etmedi o güzel insanlardan.

Ya şimdi?

İslam adına zerre kadar çile çekmemiş, insan yetiştirme adına en küçük bir fikir sancısı hissetmemiş insanlar şahsî menfaat ve tahakküm kibriyle tahammül sınırlarını zorluyor. O sevimsiz dil yüzünden sade insanlar bile İslam'dan kaçar hale geliyor maalesef. Hemen her konuya bencil, mütekebbir, mütehakkim bir üslupla yaklaşanlar, bir yandan kendilerini küçük düşürürken, diğer yandan bu ülkeyi ve bu ülkenin temsil ettiği değerleri global bir alay konusu haline getiriyor.

Nedir Allah aşkına ekranlara, sütunlara, meydanlara sığmayan bu seviyesizlik? Nedir bu çapsızlık ki geniş çaplı bir alanda tenafüre sebebiyet vermekte? Öfke kişilere münhasır kalsa neyse; hoyrat yaklaşımları ‘dava' diye sunup her türlü zulmü yapanlar gerçekten ‘dava'ya zarar veriyor.

Evet; hohlaya hohlaya buzdağları eridi; ancak kalemlerine ve kelamlarına çamur bulaştıranlar yüz senelik çilenin üzerinde tepindikçe tepiniyor. Hükmetme şehveti ve herkese boyun eğdirme cinnetiyle hareket eden bir küçük zümrenin eline, diline, gönlüne çamur bulaştı. Yalan söylemekte beis görmeyen, iftira atmayı maharet zanneden, insanlara zulmetmeyi cihat addeden bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

Ey kalemini her gün mürekkep niyetine çamura batırıp yazı yazanlar ve her gün çamur banyosu yapıp kamera karşısına oturanlar! Boşuna uğraşmayın, onca çamuru gözyaşlarıyla göğüsleyen insanları lekeleyemeyeceksiniz! Beyhude yorulmayın; güçlü olan haklı değil, haklı olan güçlüdür. “Çamur at, izi kalsın” deyip yürünen yol batıl bir yol. İnsanî de değildir, İslamî de...


Ekrem Dumanlı

http://www.zaman.com.tr/ekrem-dumanli/savcilarin-akibeti_2253514.html

Son Güncelleme: 27.10.2014 11:56
Anahtar Kelimeler:
Savcıların Akibeti
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177