01 Şubat 2012 Çarşamba 14:10
Kafa

Ancak faşist düzenlerde rastlanabilecek bir acullükle çocukların geleceğini mahvedecek bir karar alınabilmesinin nedenini dün YÖK Başkanı açıkladı.

YÖK’ün darbe döneminden kalma yönetmeliği böyle bir rezilliğe izin veriyormuş.

Başkan bu yönetmeliği değiştireceklerini ve hazırlıklarına başladıklarını söylüyor.

Bu, olumlu bir girişim bence.

Ama yeterli değil.

Çünkü sorun sadece o yönetmelikte değil, sorun, o yönetmeliği hazırlayan mantığın hâlâ devlet içinde geçerli olmasında ve darbecilerin hazırladığı düzenin sürmesinde.

AKP iktidarının yaptığı onca reforma rağmen son zamanlarda böylesine büyük bir patinaja kapılıp gerisin geriye gitmesine de temelde eski düzenin aynen devam etmesi neden oluyor.

Bu düzen, her hükümete gericileşme, tutuculaşma, kendi halkına karşı sertleşme, hukuku çiğneme olanağı veriyor.

Bir buçuk yıl içinde birbirine taban tabana zıt iki Erdoğan ve iki AKP görebiliyoruz böylece.

Cebinden dört yumurta çıkan çocuğa yıllarca hapis cezası istenmesi de, herhangi bir suçlama olduğunda öğrencileri okuldan atmak da, Uludere gibi bir faciayı sessizce geçiştirmeye çalışmak da, Deniz Feneri savcılarını sürmek de, Ergenekon soruşturmalarını canı isteyince hızlandırıp canı isteyince yavaşlatmak da mümkün oluyor.

Çünkü bu ülkede hükümetler, anayasasıyla, yasalarıyla, yönetmelikleriyle sınırları sıkı sıkıya çizilmiş darbeci bir yapının üstünde varlıklarını sürdürüyorlar.

Bu sistemin temel amacı, askerlerin daima iktidarda kalacakları varsayılan bir düzende her türlü keyfî uygulamayı yapabilmelerini, muhalefeti ezebilmelerini, halkı baskı altında tutabilmelerini sağlamaktı.

Siz, sistemi değiştirmeden askerleri siyaset dışına itebiliyorsunuz ama sistemin, halk düşmanı, baskıcı anlayışı bu sefer siviller tarafından sürdürülebiliyor.

Hâlbuki AKP, iktidara geldiğinden beri bu sistemi değiştireceğini vaat etmişti.

2007’de de AKP’nin vaadi Anayasa’yı değiştirmekti, 2011 seçimlerinde de vaadi Anayasa’yı değiştirmekti.

Anayasa hâlâ değişmedi.

Değiştirmek için ortada ciddi bir hazırlık da görülmüyor.

YÖK Başkanı yönetmeliği değiştirerek olumlu bir adım atıyor ama o yönetmeliğin değiştirilmesi değil asıl YÖK’ün kaldırılması gerekiyor.

Eğer siz hocaların ve öğrencilerin yaratıcılığını iğdiş etmeyeceğiniz özerk üniversiteler ve özerk bir eğitim sistemi kurmak istiyorsanız YÖK’ü kaldırıp atmak, yerine gelişmiş ülkelerdeki gibi bir sistem kurmak zorundasınız.

AKP, YÖK’ün yerine çağdaş bir sistem kurmuyor.

YÖK’ü kendi kontrolüne alıyor ve onu kenarından köşesinden değiştiriyor.

Hemen hemen her konuda yaklaşımı aynı.

Sayıştay Kanunu’nda da böyle yaptı.

Şeffaflığı sağlamadı.

Orduyu kolladı.

Hukuk sistemini, defalarca söz vermesine hatta parti başkan yardımcısı “Terörle Mücadele Kanunu’nu değiştirmek için hazırlıklarımızı tamamladık” demesine rağmen temelli bir şekilde evrensel kriterlerle uyumlu bir hale getirmiyor.

Kürt meselesinde, bir zamanlar Apo’yla ve PKK yöneticileriyle masaya oturacak kadar cesur adımlar atmasına ve halktan bunun için onay almasına rağmen Kürtlerin eşitliğini kalıcı biçimde garanti altına alacak köklü bir değişimi gerçekleştirmiyor.

Hep vaat ediyor ama hiç yapmıyor.

Elbette bu yapıyı değiştirmeye aday olan hiçbir ciddi rakibinin olmaması ona istediği gibi davranma özgürlüğünü bağışlıyor, diğerlerinin antidemokratik ve gerici tutumlarıyla kıyaslandığında sadece “değiştireceğini” söylemek bile AKP’yi farklılaştırıyor ama bu farklılıktan sorunları kalıcı biçimde çözecek bir uygulama çıkmıyor bir türlü.

Artık anlaşılıyor ki bu değişimi AKP yönetimi kendi isteğiyle yapmayacak.

Bu değişimlerin gerçekleşmesini ancak AKP’nin seçmen kitlesi partiyi uyararak sağlayabilecek.

Bugün AKP’ye “değişimi yeterli bulmadıkları” için muhalefet edenlerin muhatabı AKP hükümeti ya da Başbakan Erdoğan değil, Çankaya ihtirasıyla aklı karışan Erdoğan’a laf anlatmaya uğraşmanın bir mantığı yok.

Bu noktada muhalefetin amacı, “değişim” için oy vermiş insanlara gerçek durumu anlatmak, onların parlak sözler ve çarpıtılmış haberlerle kandırılmasını önlemek.

Muhatap AKP yönetimi değil, bizzat halkın kendisi.

Gazete yazarlığını, yöneticilere arzuhal yazmak ve onlarla iyi geçinmek zannedenler zaten bu yüzden muhalif bir gazeteciliği kavrayamıyorlar, “sizin bir partiniz yok ki ne konuşuyorsunuz” diyorlar.

Bizim bir partimiz yok, bizim bir halkımız var, biz de onlarla konuşuyoruz zaten.

“Bu sistem değişmezse, gene sizin hakkınızı yiyecekler, gene sizi ezecekler, sadece ezenler değişecek” diyoruz.

Ahmet Altan
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177