16 Aralık 2012 Pazar 14:21
Hiçe saymak, görmemezlikten gelmek

Savaş Tunca

Yüzyıllardır zamanı bir saatin tik-takları arasına sıkıştırmaya çalışıyoruz. Bazen sıkıştığı yerden; bir zembereğin boşalmasından da hızlı, patlayan bir balonun çocuğa yaşattığı şaşkınlığa hapsederek bizi kayıp gidiyor ellerimizden. Öyle şeyler yaşıyoruz ki, bir an; işte bunu yazmalıyım diye düşünürken, sizi tamamen yok eden bir anaforun ortasında buluyorsunuz kendinizi.

Dün, çok güzel bir havada başlamıştık güne; sonra ekranlara birden bire Newport, Connecticut’ta bir ilkokula yapılan saldırı ile ilgili haberler düşmeye başladı. İnsan ister istemez, önce kendi çocuklarının burada, Newport’un uzağında olduğunu düşünüyor. Lastik gibi uzuyor zaman, ta ki; artık uzayamaz olup kopunca, sert bir rezonans yaratıyor kafamızın içinde. İşte böyle bir günün ardından, uzun bir süredir yazmak istediğim ancak sürekli ertelediğim, küçük bir deftere not ettiğim, yazmam gereken şeylerin artık sayfaları aştığını görüyorum. Bizi rahatsız eden, karşı durma ihtiyacı hissettiğimiz onlarca şey; emekliliğe adım atan gedikli yazarların: “Yazmakla bir şeyi değiştireceğimizi sanmıştık, yanılmışız!” dedikleri karamsarlığı taşımıyorum, en azından yazma işini, gönlümün düştüğü avukatlığın getirdiği keyifli çalışmamın bir parçası olarak görüyorum.
Bugün, neden böyle bir konuyu özellikle seçtiğimi de anlatmalıyım size, hatırlayacaksınız; peş peşe barolar bir takım emeklilerin avukatlık başvurusunu reddetti. Hatta bir tanesi hakkında avukatlar 300’e yakın veya fazla dilekçe ile bu başvuruya karşı durdular. Derken iki intihar haberi geldi meslektaşlarımızdan. Yaşadığımız zamanları zorlaştıran, boğan, sıkboğaz eden, grileştiren ressamları hatırlattılar bize. İşte böyle bir arada, yeniden hatırladım: “Bizim felsefemiz bu!” diyen şahsı.
Takdimimdir!
Please note that! (Lütfen Not Ediniz!)
Böyle bir yazıyı, özgülemeyecektim belki; ama madem kendi felsefesini “bizim felsefemiz bu!” diyerek ortaya koyuyor, o halde; dur hele daha yakından bakalım sizin felsefenize!
Bizim hukuk dünyamızda ilk hukuk sitesi Türk Hukuk Sitesi’dir. Sonra da adalet.org… Adalet.org sitesi, söz söyleme – düşündüğünü yazabilme ve bunu siyasi duruşunu yok sayarak yapmama konusunda önemli bir aşama geçirdi; zaman içerisinde, ilk başta “söz söyleme” konusunda yaşanan sıkılık, bizden başka ve herhalde diğerleri diyebileceğimiz, bugüne kadar “konuşursanız haritada size bir yer beğeniriz” denilenlerin “söz söyleme” ihtiyacı ile paralel bir şekilde genişledi. Biz böyle bir ortamı, yoğun bir şekilde mesleki çalışmamızda bize yaşatılan zorlukları yansıttığımız bir yer olarak kurgulamaya çalıştık. Buna uygun bir tepki de aldık. Tepki derken; avukatların yaşadığı “sıradan” tepkiler; yani “yok sayma”, “dalga geçme”, “küçümseme”, “hakaret – sövme” vs vs… Bunların büyük çoğunluğa “imkan bulabildiğimiz” ölçüde karşı bir tepki de verdik. Yazı sayısı sanıyorum 1.000’e ulaşmıştır. Ancak yazı sayısı kadar, silinen yazı sayısı veya lanet edilen yazı sayısı da önemlidir. Hiç abartısız, lanet edilen yazı sayısı silinenden fazladır. İşte şimdi burada, neden site sahibi Aydın BAŞAR’ı takdim etmek istiyorum, buna bir cevap vermemiz lazım.
Aydın BAŞAR’ın “söz söyleyen” insanları, ki bunların yüzde yüzü hukuk fakültesi mezunudur,  bir takım  güvendiği şahısların “yazı yok etme” insafına bıraktığı, bazıları ile ise “bizzat” ilgilendiği malumdur. Şimdi size bununla ilgili bir örnek göstermek istiyorum. Bir yazımın silinmesinden sonra, iki adalet.org üyesinin ifadeleri:
************************************
“Sayın Başar,
Savaş Tunca yazısında,"Yargıç ve Savcıların bir kısmı zaten yürütmenin istediği kıvamda" anlamına gelebilecek bir şey yazmıştı sanırım. Yanlış bir şey de söylemedi bence. Niçin silindi ki şimdi bu yazı.
Fethullah Gülen propagandalarının yapıldığı yazılar hala yerinde duruyor. Hani onları hoşgörüyoruz ya. Savaş beyin yazdıklarını da hoş görebilirdik diye söyledim.
Hikmet Pak*C.Savcısı*18.01.2010.0:40”
“Bu cümle yüzünden silindiyse bence de gereksiz olmuş. Benzer anlamlar içeren benzer cümleleri ben de söyledim. Yalnızca hukuka aykırı olarak verilen arama kararları ve vicdanları yaralayan hukuka aykırı tutuklamalar, bunların ısrarlı şekilde infaz biçiminde sürdürülmesi bile bu cümlenin hiç de yanlış olmadığını gösteriyor.

Silinme durumlarının silmeden sonra tekrar tekrar gündeme getirilmesinin doğru olmadığını söylemiştim başka forumda ama madem konu açılmış, belirteyim dedim.

Rtük'ün durumu meclisin seçeceği HSYK nun durumunu yeterince anlatıyor. Böyle bir HSYK şu andaki Ad.Bak. Teftiş kurulundan çok daha kötü olacaktır. DP nin tahkikat komisyonlarına doğru yavaş yavaş, sivil sivil gidiyoruz.

Teşekkürler bir kez daha tehlikeye yaptığınız vurgu için...

Turabi Tomur*Avukat*18.01.2010.1:05”
************************************
Görüldüğü gibi Ocak 2010’da siyasi saiklerle yazı silinmekteydi ve o tarihte bazı üyeler, sayıları çok fazla olmasa da buna karşı durabiliyorlardı. Zaman içerisinde bu “sözü” yok etme amatör bir yaklaşımdan yerini, “ama ‘söz’ şikayet edildi”ye bırakacak, daha sonra, yarı-amatör bir yaklaşımla, “hazırda bekleyen” ani müdahale mangalarının görev yapmasına “yol verme”ye dönüşecek ve sonu gelmez bir “söz söyleme” – söyletmeme ve nihayetinde, bir pundunu bulup, üyeliğin iptali, bir “avukat kardeşimizin” çok sevdiği ifade ile “atılma” ile sonuçlanacaktı.
Hal böyle iken, “söz söyletmeme” çabasının adliyeden – internete taşması; orada adliyeden çok iyi tanıdığımız “lojman dayanışmasının” yerini “kankalar dayanışmasına” bırakması ve bunun her gün mesleki pratiğimizde gördüğümüz, “adalet pınarından doya doya içirtiyoruz” tabi “uslu avukatçılık oynarsanız ‘arkadaşım’” ile kavrulması derken, birden bire karşımızda bir başka yazı bulduk. Bu yazıyı paylaşan bizimle paylaşan arkadaşımız her ne kadar “gülerken gebereceğini” iddia etse de, bizim dilimizdeki söz “Vay canına olmuştur!”
Şimdi gelin her birlikte vay canına diyelim!

Aydın BAŞAR bir başka konu nedeniyle 19.Kasım.2012 tarihinde yazdığı bir cevabi yazısında diyor ki:
Sevgili kamil Kardeşim Yazdığın yazıyı cevapları ile birlikte yukarıya aktardım. Geçmişde demiştim. Sitede benim olmadığım zamanlarda suç oluşturabilecek bir yazıya gerektiğinde anlık olarak müdahale edebilecek bazı arkadaşlara yetki vermiştim. Ve bir kaç ay öncede bu yetkinin artık ne olursa olsun kimse tarafından kullanılmamasını istemiştim. Ancak bu yetki bir arkadaşımız tarafından kullanılmış.  O kişinin adını vermek istemiyorum.Yalnız o yazının silindiğini bana bildirdiğinde üzüldüm. Sonuç olarak o yazının silinmiş olması benim hatamdır. Sizin yazınızda suç unsuru yoktu. Ancak o yazıyı silen meslektaşımız aslında bir yönüyle adalet.org sitesinin felsefesine aykırı davranmıştır. Bu sitede kimse yasaklanamaz. Bu sitede suç olmaması koşuluyla herkes kimseye bağlı olmadan yazma hakkına sahiptir. Bu site kimsenin sitesi değildir. Ve aslında siz ne olursa olsun haklı bir olaya işaret ettiniz. Dolaylı da olsa yazınızın silinmesine neden olduğum için sizden özür diliyorum. Ancak hatalı bir terçihde olsa o yazıyı silien arkadaşımızın burada yargılanmasını istemem.Çünkü cevap hakkı yoktur.Bir yanlışlık var ise tüm eleştirileri ben kabul ediyorum.Yargılanacak biri varsa benim. Selam ve saygılar.
Özetle, “yazı silinmesi adalet.org sitesinin, haliyle de site sahibi ve tek ‘söz silme’ hakkı olan Aydın BAŞAR’ın felsefesine aykırı imiş.”
O halde, gelin hep birlikte ve daha kuvvetli olarak bir şey yapalım. Avukat arkadaşlarımızın ve bizlerin yazıları da silinse, yakalarına da yapışılsa ve hatta Balıkesir’de olduğu gibi, duruşma salonlarında yumruklansak, üzerlerimize en son “robokop” da salınsa, “söz söyleme” özgürlüğünü yükseltelim; sadece yazdıklarını ortaya koyalım ve soralım.
Nedir sizin felsefeniz, bir daha anlatır mısınız lütfen?
Saygıyla,

Kaynak:http://savastunca.blogspot.com/2012/12/please-note-that-lutfen-not-ediniz.html

Son Güncelleme: 16.12.2012 19:37
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol