16 Nisan 2013 Salı 09:53
Gelişmemiş Demokrasilerin Boğulma Noktası: %51
Sosyalistlerin Meclisi’ne sunduğum, “Anayasa Kimin İradesi” başlıklı tebliğin üzerinden 1 yılı aşkın bir zaman geçti. İstanbul Barosu’nun Olağan Genel Kurulu öncesinde, Önce İlke Grubu toplantılarından birinde de meslektaşlarımla paylaştığım, %51 sorununu;
 
Toplum olarak, gelişmişlik düzeyimizin, sözgelimi %50’yi aşan oy oranıyla iktidar olan bir parti ve onun yönetici kadrolarındaki dikta eğilimlerinin, kolaylıkla açığa çıkması için, oldukça uygun bir ortam olduğunu kabul etmek gerek. AKP’nin seçim sürecinde, bu psikolojik sınırı aşmaya ne kadar büyük bir önem verdiği hatırlanmalıdır.
 
Yüzde ellinin altında kalan her türlü iktidar ve çoğunluk, psikolojik olarak azınlık duygusunu da içinde barındırır. Çünkü kendisinin dışındaki toplam, bütünlük arz etmese de, ondan en az “bir fazla”dır. Bu durum, yönetenlerin davranışları üzerinde, önemli bir psikolojik oto kontrol etkenidir. Azınlığı anlayabilme durumu da diyebiliriz buna. Empati yapmaya gerek olmadan, doğrudan ve kendiliğinden bir psikolojik bariyer söz konusudur burada.
 
Oysa insan malzemesi ve ekonomik düzey olarak ülkemizde var olan durumda, sözgelimi RTE gibi bir kişiliğin, padişahlığını ilan etmemiş olmasına şükretmek gerekir. Soytarısı bu denli bol bir topluma, anlı şanlı bir kral yakışmaz mı?
 
Öte yandan, %51’in her koşulda haklı olduğu gibi matematiksel bir demokrasi anlayışının, kabul edilebilir olmadığı da açıktır.” (*)
 
şeklinde açıklamaya çalışmıştım.
 
Ülkedeki siyasal iktidarın da herhangi bir kurum ve kuruluşu yönetenlerin de cazibesine kapılarak otoriterleşmelerine neden olan bu “mutlak” sayısal çoğunluk çizgisi, gelişmemiş demokrasilerin boğulma noktasıdır.
 
Arkalarındaki çoğunluk oyunu, hukuk tanımaz bir biçimde kullanan “iktidar” sahiplerinin karşı konulamaz gücü ve iktidarın dayanılmaz cazibesi, giderek bir tahterevalli misali, az olandan çok olana doğru önlenemez bir kayma meydana getirir. Çoğunluk daha çok ve daha buyurgan olurken, azınlık daha az ve daha etkisiz hale gelir. Böyle toplumlarda muhalif olmak, daha çok cesaret gerektirirken, cesareti olmayanlar ise ikiyüzlü olmayı seçerler.
 
Kolaylıkla alaşağı edilen Ortadoğu ve Arap coğrafyasındaki diktatörlerin her birinin, yıllarca çok yüksek oy oranlarıyla seçilmiş oldukları unutulmamalı...
 
Azınlığın taleplerinin “ihanet” olarak nitelendirildiği bir yerde, demokrasinin varlığından söz etmek, demokrasiye karşı haksızlık etmek olur. Çünkü çağdaş bir demokraside azınlığın talepleri, en gerçek yol göstericidir.
 
***
 
Makul oy oranlarıyla seçim kazandığı süreçlerde, oldukça dinamik ve düzenli toplantılar yoluyla katılımcılığı sağlayabilen, 12 yıldır İstanbul Barosu’nu yöneten Önce İlke Grubu, ne yazık ki şimdilerde toplantı bile yapamaz durumda...
 
İki buçuk yıllık süreçte, neredeyse bir elin parmakları kadar yapılabilen ve düşüncelerin paylaşılmasından çok, bilgilerin tebliğ edildiği grup toplantılarının sonuncusu ise “Ya sev, ya terk et.” muhtırası ile tamamlandı.
 
***
 
Çok olanın değil, haklı olanın tarafında olmaya devam...
Çoğunluğa biat etmeyeceğiz.
Bitirirken bir kez daha (**) Nevzat Çelik;
 
“…
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
 
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı.”
 
 Av. Abdurrahman Bayramoğlu
 
 
 
 
(*) Sosyalistlerin Meclisi’nin ilk dönem çalışmalarının önemli bir kısmı, “İkinci Cumhuriyetin Düzeni” adıyla, Yazılama Yayınları tarafından kitaplaştırılmıştır.
(**) Solcu Olmak-Abdurrahman Bayramoğlu-Yeni Yaklaşımlar-1 Haziran 2011

Kaynak : Yeni Yaklaşımlar
http://www.yeniyaklasimlar.org/m.aspx?id=4637


Son Güncelleme: 16.04.2013 10:09
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol