21 Nisan 2014 Pazartesi 12:18
ERDOĞAN'IN

Anayasa'nın 101/son maddesine göre cumhurbaşkanının partili olması mümkün değildir. Çünkü cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisi ile ilişiği kesilir, milletvekili ise milletvekilliği düşer.

Anayasanın 110. Maddesine göre Bakanlar kurulu başbakan ve bakanlardan oluşur. Başbakanın milletvekili olması da zorunludur. Bu açıdan bakıldığında cumhurbaşkanının Bakanlar Kuruluna başkanlık etmesi hukuken mümkün değildir. Anayasanın 104. Maddesinde yer alan "cumhurbaşkanı gerektiğinde Bakanlar kuruluna başkanlık eder" hükmü istisnai bir hükümdür. Seçilen cumhurbaşkanı bu hükmü gerekçe göstererek sürekli olarak bakanlar kuruluna başkanlık yapması mümkün değildir.

Cumhurbaşkanının siyasal yönden sorumsuzluğu buna engeldir. Çünkü başbakan ve bakanlar siyasi olarak sorumludurlar. Gensoru ve güven oylaması yoluyla düşürülebilmektedir. Diyelim ki sürekli olarak bakanlar kuruluna başkanlık eden cumhurbaşkanı ise ona karşı gensoru ve güven oylaması nasıl yapılacaktır? Erdoğan maniplasyon yaparak Anayasanın ruhuna aykırı olarak olmayan bir yetki peşinde koşuyor. 2007'de yapılan değişiklik sadece cumhurbaşkanının seçilme sistemini değiştirdi. Cumhurbaşkanının yetki ve görevlerinde değişiklik yapmadı. Halk tarafından seçildi diye başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi kendiliğinden gelmez.

Yine Erdoğan henüz cumhurbaşkanı olmadan sanki cumhurbaşkanı olmuş gibi yeni yetkilerle donatıldı. Oysa cumhurbaşkanının bütün yetki ve görevleri Anayasa'da belirlenmiştir. Özellikle cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler bellidir. MİT Müsteşarı hakkındaki soruşturma izninin başbakandan alınıp cumhurbaşkanına verilmesi, bu konudaki kararı yargı denetiminin dışına taşımak amaçlıdır. Bu düzenleme ile Erdoğan hem cumhurbaşkanlığına adaylığını koyduğunu hem de nasıl bir cumhurbaşkanlığı yapacağının sinyallerini vermiştir.
Gül'ün önü de kapatılmış durumdadır. Gül, milletvekili olmuş olsaydı, kendiliğinden aday olabilirdi. Milletvekili olmadığı için ya 20 milletvekilinin ya da %10 alan parti(veya iki partinin oy toplamı)nin önerisiyle aday yapılır. Buna göre AKP parti grubu istemediği sürece Gül'ün aday olması mümkün değildir.

1982 Anayasasının en tehlikeli hükmü 91/5. Maddesinde yer alan "olağanüstü ve sıkıyönetim hallerinde cumhurbaşkanlığının başkanlığında toplanan bakanlar kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisidir. Anayasa'nın 148/1-3.cümlesindeki "olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş halinde çıkarılan Kanun hükmünde kararnamelerin(KHK) Anayasaya şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırı olsa bile bu KHK'lere karşı iptal davası açılmasının yolu kapatılmıştır. Sıkıyönetim, olağanüstü halin ilanı konusundaki geniş takdir yetkisi de dikkate alındığında Gezi benzeri olaylar bahane edilerek ilan edillecek bir olağanüstü halle otoriterliğin yolu sonuna kadar açılabilir. Tüm yetkileri elinde bulunduran Tayyip Erdoğan böyle bir yapıya sahip olduğunun sayısız örnekleri olduğu dikkate alındığında muhalefetin kendi aralarındaki farklılıkları bir tarafa bırakıp ortak bir aday çıkarmaları herkesin lehinedir. Buna BDP de dahildir.

Ortadoğu'daki diktatörlüklerin durumu da ülkelerini sürekli olarak olağanüstü hal şeklinde gösterip emir ve kararnamelerle yönetmeleri değil mi?
Olağan durumda yetki ve görevleri geniş olsa bile cumhurbaşkanına sürekli bakanlar kuruluna başkanlık etmesi Anayasaya göre mümkün değildir. Erdoğan, mevcut anayasal durum karşısında tüm yetkilerimi kullanacağım diyerek Türkiye'yi olağanüstü yönetimlerlerin sunduğu KHK'lerle yönetme arzusunu ortaya koymaktan başka bir anlamı olabilir mi?
 

Av. Fevzi Çelik

Son Güncelleme: 21.04.2014 12:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol