18 Nisan 2014 Cuma 22:43
Cemaatin avukatı: “Haydi dehle dehle!”

Kayseri’de, 2009’un Mart’ında çok tartışılır bir olay yaşanıyor..

Olayın iki tarafı var..

Cemaatçi kardeşlerimizin sahiplendiği üç astsubay ve onların “abi”leri..

Ve sonradan Ergenekon bağlantılı davalara, Balyoz davasına ismi karıştırılan askeri savcı Zeki Üçok..

Cemaatçi kardeşlerimiz diyorlar ki, “Ergenekoncular üç astsubaya hipnoz yapıp, ifade aldı. Hipnoz işkencedir. Ergenekoncular suçüstü oldu.”

Askeri savcı iken, kendisini birdenbire, uzun yıllar cezaevinde kalacağı bir davaar zinciri içinde bulan Zeki Üçok ise şöyle diyor: “Cemaati ilk defa suçüstü oldu. Sahte belge ürettiler. TSK sistemine girdiler. Suçüstü yakaladım.”

Üçok demiyor ama, anlatılanlardan şunu da dediğini varsayabilirsiniz:  “Cemaatçileri suçüstü yaptım ama.. O kadar güçlüler ki, şantajla tehditle, tüm yargılama makamlarını etki altına alıp, kendileri beraat ettirdikleri gibi, bir de suçüstü yapan bizleri, işkenceden mahkûm ettirdiler. Fazladan başka suçlar da buldular, daha doğrusu iftiralar attılar ve onlarla da bizi mahkûm ettirdiler..”

Açık söyleyeyim..

Ergenekon bağlantılı isimlerle, cemaat mensupları karşı karşıya geldiğinde, ilk planda ben, cemaat mensuplarından yana tavır alırım..

Ama bu benim, “ilk an” tercihim..

Nihai noktada; açık bir iftira, bir adaletsizlik varsa.. Kimse kusura bakmasın.. Cemaatçi diye, kimseye destek veremem.. Ergenekoncu diye, iftiraya uğrayan insana haksızlık edemem..

Kısa özetini verdiğim Kayseri olayında...

Ben ilk aşamada, “cemaatçi astsubaylara, haksız suçlama vardır” diye düşündüm..

Ama olayın seyrine bakınca.. 2009’dan bugüne gelen olayları, birbirleri ile irtibatlandırınca..

Bağlantıları takip edince.. Derin endişelerim oluştu.. Sizlerle de paylaşmak istedim.

Nedir çekincelerim?

Çekincelerimi sıralamadan önce, şunu da hatırlatayım.. Dün de, bugün de.. Hiçbir dindar insanın (Gülen grubu dahil), askeriyede veya diğer kamu kurumlarında haksızlık görmesini, dışlanmasını kabul edemem.. Hikâyeden uydurulan “Komutanlarını dinlemiyorlar.. Kendi şeyhlerini dinliyorlar” palavralarına karnım tok..

Dün de diyordum ki, “Askeri bir konuda, komutanı yerine, şeyhini dinleyen subayı yakaladığınızda, bunu delillendirin. Ve bu sebeple TSK’dan atın.. Dininin emirlerini yerine getiriyor diye.. Allah’ın emrettiği namazı kılıyor diye, insanları TSK’dan atmanız, vicdansızlıktır, büyük bir haksızlıktır.”

Bugün de aynısını söylüyorum.

Ve bu kanaatimde samimi olduğumu göstermek için..

Kayseri olayında üç astsubayın ve abilerinin, “dinin emrini yerine getirdikleri için” mi, yoksa “komutanı dışındaki bir din büyüğünün emrini yerine getirmek üzere, sahte belge ürettikleri için” mi, soruşturulduklarını araştırdım..

Geldiğim nokta korkunç!

Kısa kısa özetleyeyim..

Sahte belge üretip, TSK sistemine kaydettikleri iddia edilen cemaatçi astsubaylar, kendilerine işkence yapılarak itiraf alındığını söylüyorlar..

Ama.. 

Suçüstü oldukları iddia edilen sahte belgenin, kim tarafından üretildiği ve sisteme kim tarafından koyulduğu  konusunda hiçbir açıklama yapmıyorlar..

“Onlar nereden bilsinler” demeyin sakın.

Manevi işkence iddianızı bile, ortada fiziki bir işkence yok iken.. Bir askeri savcıya isnat edip, o savcıyı cezaevine gönderebiliyorsanız..

Siz ki; bu kadar güçlü iseniz..

Albay rütbesindeki askeri savcıyı, cezaevine gönderip, yıllarca orada kalacağı davalarla başbaşa bırakabiliyorsanız..

Manevi işkenceyi (hipnoz işkence midir, o da ayrı bir tartışma) ortaya çıkardığınız gibi, o sahte evrakı kimin ürettiğini de çok kolay ortaya çıkartabilirdiniz..

Evet, burada soru şu: “Ortada bir sahte belge olduğuna göre.. Sahte belge, TSK sistemine girildiğine göre.. Bunu kim yapmıştır?”

Cemaatteki kardeşlerimiz, “Biz yapmadık” demekle kenara çekilemezler..

Suçüstü yaptığı ileri sürülen askeri savcının, çürükçülükten tutun, 7 sülalesinin tüm suç dökümüne kadar her şeyi masaya yatırabildiğinize göre, böylesine devasa bir gücünüz olduğuna göre.. 

Eğer o sahte belgeyi siz üretmediyseniz..

Sahte belgenin failini de çoktan bulup, çıkartmış olmanız gerekirdi!

İlginç bir ayrıntı daha..

Cemaatçi astsubaylara hipnoz yapıldığı sebebiyle, askeri savcıya 7.5 yıl hapis cezası verdirenler.. “Gözümün içine baktı.. Beni yordu” diyerek, bir emekli yarbaya 9 yıl hapis cezası verdirenler..

Ne hikmetse, “Bize suç isnadında bulundular.. Biz belgede tahrifat yapmadık. Biz sahte belge üretmedik. Biz Sahte belgeyi, TSK sistemine girmedik” diyerek, iftira suçundan, askeri savcı için dava açılmasını sağlamamışlar.. 

Niye acaba?

İftira suçundan yargılama yapılırken, sahte belge üretenlerin.. Sahte belgeyi TSK sistemine girenlerin, mutlaka tespit edileceği gerçeği.. Bunun da kendilerini deşifre edeceği korkusundan mı?

Cemaatçi kardeşlerimize haksızlık etmemek için.. Üç astsubayın avukatından bilgi alalım dedik.. Muhabirimiz Mehmet Özmen, cemaatçi olduğu söylenilen üç astsubayın avukatı, Mustafa Dokumacı’ya ulaştı..

Muhabirimize, “Çok teşekkür ediyorum. Haberi yapmadan önce sormak, ne kadar büyük bir nezaket” diyeceğine, “Haydi dehle dehle” diyecek kadar, cesur bir avukat!..

Bu avukat, Başbakan’ın kriptolu telefonlarının dinlenmesi olayında ağır eleştirilerin odağı olan TÜBİTAK’ta Hukuk İşleri Sorumlusu olarak, 7 Nisan 2014’e kadar çalışmış ise..

Aynı zamanda, yıllarca kamu bankası Halk Bankası’nın avukatlığını da yapmış ise..  (Belki hâlâ da yapıyordur.)

Ergenekon davasında, evinde C-4 patlayıcı çıkan Fikret Emek’in de avukatı ise..

Dehleyecek birisi var demektir..

Kim olduğunu; önümüzdeki günler gösterecek!

Ali
Karahasanoğlu

Son Güncelleme: 18.04.2014 22:47
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177