Yazar: Nergis ŞİMŞEK*

Yaklaşım / Mayıs 2015 / Sayı: 269

I- GİRİŞ

Bilindiği üzere, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.01.2014 tarih ve E. 2013/10-235, K. 2014/9 sayılı Kararıyla önce SSK ve daha sonra T.C. Emekli Sandığı’na tabi çalışmalarından dolayı tarafına iki yaşlılık aylığı bağlanan sigortalıya, iki aylık ödenmeyeceği görüşünden hareketle 5510, 5335 ve 2829 sayılı Kanun hükümleri değerlendirilerek ve talebe bağlı olmaksızın sadece T.C. Emekli Sandığı kapsamında aylık bağlanması öngörülmüştür.

Bu çalışmada; sigortalıların emeklilik sonrası gerek mülga kanunlara gerekse 5510 sayılı Kanun’a göre aynı veya statülere tabi çalışmalarının ne şekilde değerlendirileceği hususu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun söz konusu Kararı esas alınmak suretiyle değerlendirilmiştir.

II- YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’NUN 15.01.2014 TARİH VE E. 2013/10-235,  K. 2014/9 SAYILI KARARI

Hukuk Genel Kurul Kararına esas olayda;

- Sigortalıya ilk defa 3030 gün T.C. Emekli Sandığı’na tabi, 6239 gün 506 sayılı Kanun’a tabi hizmeti olmak üzere toplam 9269 gün üzerinden 01.10.1993 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı, ilgilinin aylıklarını almaya devam ederken, 02.01.1998 tarihinde tercihi doğrultusunda tüm sigorta kollarına tabi yeniden sigortalı olarak çalışmaya başladığı ve yaşlılık aylığının işe giriş tarihi itibariyle kesildiği,

- Aylıkları kesilen sigortalının 15.11.1998 tarihi itibariyle T.C. Emekli Sandığı kapsamında çalışmaya devam ettiği ancak, sigortalı olarak işten ayrıldıktan sonra tahsis talebinde bulunmadığından SSK tarafından yaşlılık aylığının ödenmediği,

- İlgiliye 15.11.1998-15.11.2006 tarihleri arasında T.C. Emekli Sandığı’na tabi geçen 8 yıl 10 ay hizmet süresi ve 2 yıl 2 ay fiili hizmet zammı süresi olmak üzere 10 yıl 10 ay hizmet süresi üzerinden 15.11.2006 tarihi itibariyle emekli aylığı bağlandığı ve SSK yaşlılık aylığının da 15.11.2006 tarihi itibariyle yeniden ödenmeye başlandığı,

- 02.01.1998-06.01.1998 süresi 5 günlük SSK tüm sigorta kollarına tabi hizmet süresinin T.C. Emekli Sandığı’na bildirilmesini müteakip, Sandıkça ilgiliye daha önce SSK kapsamında aylık bağlanırken dikkate alınan tüm hizmetler ile ilgilinin 02.01.1998 sonrası tüm hizmetleri olmak üzere toplam 37 yıl 4 ay hizmet üzerinden 15.11.2006 tarihi itibariyle bağlanan aylığın tadil edildiği,

- Sigortalının 15.11.2006 tarihi itibariyle başlatılan SSK aylığının bu tarih itibariyle iptal edilerek 15.11.2006-24.01.2009 süresi tarafına ödenen aylıkların yersiz ödeme kapsamında tahsili cihetine gidildiği,

- Daha sonra, T.C. Ankara 9. İş Mahkemesi’nin 18.12.2008 tarihli E. 2007/682, K. 2008/1074 sayılı Kararı ile ilgilinin 07.01.1998-27.04.2005 tarihleri arasındaki emeklilik aylıklarının yasal faiziyle ödenmesine hükmedildiği ve Kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 17.06.2010 tarih ve E. 2009/1894, K. 2010/8900 sayılı Kararı ile aylık ödenmemiş sürenin 07.01.1998-01.01.2005 şeklinde düzeltilerek onandığı,

- Sandığın tüm hizmetler üzerinden aylık bağlaması ve SSK’nın 15.11.2006 tarihi itibariyle başlatılan aylığının bu tarih itibariyle iptal edilerek 15.11.2006-24.01.2009 süresi tarafına ödenen aylıkların yersiz ödeme kapsamında tahsiline gidilmesi işlemi ilgili tarafından dava konusu edilmiş ve Ankara 5. İş Mahkemesi’nin konuya ilişkin 18.11.2009 tarih ve E. 2009/209, K. 2009/385 sayılı Kararıyla yaşlılık aylığının kesildiği 15.11.2006 tarihinden itibaren yeniden bağlanmasına hükmedildiğinden SSK yönünden aylıkları, durdurulduğu 25.01.2009 tarihinden itibaren yeniden ödenmeye başlanmış, Sandık tarafından ise 11 yıllık hizmet süresi üzerinden yeniden aylıkları tadil edilerek ödenmeye devam edilmiştir.

Diğer taraftan, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2011 tarih ve E. 2010/4013, K. 2011/3827 sayılı Kararı ile Ankara 5. İş Mahkemesi’nin 18.11.2009 tarih ve E. 2009/209, K. 2009/385 sayılı Kararı bozulmuş, ancak yeniden yargılama sonucunda anılan Mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine 15.01.2014 tarihli Hukuk Genel Kurulu Kararı ile düzeltme yolu kapalı olmak üzere direnme kararı bozulmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun tek aylık bağlanması yönündeki 15.01.2014 tarih ve E. 2013/10-235,  K. 2014/9 sayılı Kararının temelinde, 5510 ve 5502 sayılı kanunlarla getirilen uygulamalar gerekçe gösterilmekte ve 2829 sayılı Kanun ve 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile ilgili değerlendirmeler yapılmaktadır. Karar özetle;

“…20.05.2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, örgütlenme yasası niteliğindeki 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile kamu tüzel kişiliğine sahip, idari ve mali açıdan özerk Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kurularak, anılan üç kurum tek çatı altında bu Kurum’da birleştirilmiş, sonrasında mevzuat birliğini sağlamaya yönelik olarak, istisnaları dışında 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun kabul edilmiştir…

…01.10.2008 tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu yürürlüğe girmiş; bu Kanun’un 105. maddesinde “Uygulanmayacak hükümler” arasında 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesine yer verilmemiştir…

Hal böyle olunca, anılan maddenin halen yürürlükte olduğunun kabulü gerekir.  Anılan yasal düzenlemeye aykırı biçimde çalışılması durumunda; çalışanların, fiilen çalıştıkları dönemdeki emeklilik veya yaşlılık aylıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilmesi gerekmektedir...

…2829 sayılı Kanun’un 4. maddesinde,  kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet sürelerinin, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirileceği, hizmet süreleri toplamının aylık bağlanmasına yeterli olmaması halinde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, 5. maddesinin son fıkrasında,  malûllük ile vazife malûllüğü aylığı bağlananlardan kontrol muayeneleri sonunda aylığı kesilmiş bulunanlar dışında kurumlardan birinden aylık bağlanmış veya aylık alma haklarını kaybetmiş olanların, söz konusu devrelere ait hizmet sürelerinin yapılacak birleştirmede dikkate alınmayacağı belirtilmektedir.

… Tüm bu yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğindE. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)  kurularak, üç ayrı sosyal güvenlik kurumu, tek çatı altında birleştirilmiş, mevzuat birliğini sağlamaya yönelik olarak da, 5510 sayılı Kanun’un kabul edilmesi dikkate alındığında, sosyal güvenlik sisteminin yapısı itibariyle, çifte sigortalılık üzerinden birden fazla yaşlılık aylığına hak kazanmaya olanak vermediğinin kabulü gerekir. Öte yandan, çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle ilgililerin sosyal güvenliklerinin sağlanması amacı ile kabul edilen 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerinin Birleştirilmesi Hakkındaki Kanun’un, 4. maddesinde aynı tarihlere rastlamayan çalışmaların birleştirilebilmesi için, birleştirilen çalışmaların toplamının aylık bağlanmasına yeterli olması gerekmektedir. Bu nedenle aynı tarihlere rastlamayan çalışmaların her iki çalışmaların birleştirilmesinden, çalışmaların toplamının aylık bağlanmasına yeterli olmaması halinde birleştirilmeleri mümkün olmadığı gibi; tek başına bir çalışmanın aylık bağlanmasına yeterli olması halinde, kişinin tüm sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet sürelerini birleştirmeye zorlamayacağı gibi, hizmet birleştirilmesi yapılarak yaşlılık aylığı bağlanan kişilerin, çalışmaya başlaması nedeniyle yaşlılık aylıklarının kesilmesi halinde, çalışmanın sona ermesi üzerine tekrar bağlanacak olan yaşlılık aylığının hesaplanmasında önceki hizmet birleştirmesinin değerlendirilmesini yasaklayan açık bir düzenleme de söz konusu değildir.  Aksi düşünce bir kurumda geçen çalışmaların bölünerek iki farklı yaşlılık aylığı bağlanmasında değerlendirilebileceği sonucunu doğuracak olup bu ise 2829 sayılı Kanun’un amacına aykırı olduğu gibi, sosyal güvenlik sisteminin genel ilkelerine de aykırı olacaktır. Kaldı ki, davacı 01.10.1993 tarihinde başlayan yaşlılık aylığı için talep dilekçesinde; 2829 sayılı Kanun uyarınca hizmetlerin birleştirilmesi iradesini belirtmiştir.

Bu nedenle, somut olayda, 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra Emekli Sandığı’na tabi çalışmaları nedeni ile 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi nedeniyle, Kanun’un yürürlüğe girdiği 27.04.2005 tarihinden itibaren kesildiği mahkeme kararı ile tespit edilen davacının, söz konusu çalışmasının sona ermesi üzerine, tekrar yaşlılık aylığı bağlanması için talepte bulunduğunda, 01.02.1966 tarihinden itibaren devam ede gelen farklı sosyal güvenlik kurumları kapsamındaki çalışmalarının, son çalışmanın geçtiği Kanun kapsamında bağlanacak yaşlılık aylığında gözetilmesinin mümkün olduğuna ve davacının 01.02.1966-06.01.1998 tarihleri arasında gerçekleşen farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi çalışmalarının, 2829 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde, 5434 sayılı Kanun’a göre bağlanan emeklilik aylığında nazara alınmasının gerektiği, 14.03.2007 tarihli tahsis talebi üzerine, 15.11.2006 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis edilen ikinci yaşlılık aylığını almasının mümkün olmadığına işaret eden, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır…” şeklindedir.

III- YARGITAY HUKUK GENEL KURUL KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Yukarıda Karara esas gerekçeler ortaya konulmuş olup, gerekçelere esas 5502, 5510, 2829 ve 5335 sayılı Kanunlar yönünden konu değerlendirilmiştir.

A- 5502 VE 5510 SAYILI KANUNLAR YÖNÜNDEN

5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce ülkemizde 5 temel sosyal güvenlik kanunu (506/geçici 20. madde kapsamındaki sandık vakıf senetleri hariç) ve yine 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklar dahil 20 adet sosyal güvenlik kuruluşu bulunmakta idi. Öncelikle 2006 yılında yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile kamu tüzel kişiliğine sahip, idari ve mali açıdan özerk Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kurularak, SSK, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığı tek çatı altında birleştirilmiştir.

Öte yandan, hak ve yükümlülükler açısından norm ve standart birliğini sağlamak üzere 5510 sayılı Kanun 2008/Ekim ayı itibariyle yürürlüğe girmiş ve bu tarihten önce sigortalı olanların özellikle yaşlılık sigortasında müktesep hakları korunarak, yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarına ilişkin mülga Kanun hükümleri yürürlükte bırakılmıştır.

İlk defa 2008/Ekim ayı itibariyle sigortalı olanlardan Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine tabi çalışanların bu hizmetlerinin malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasında aylığa hak kazanılmasında nasıl birleştirileceği ve hangi statüye göre kişilere aylık bağlanacağı hususu 53., emeklilik statüsünü kazandıktan sonra aynı veya farklı statülere tabi çalışanların bu çalışmalarının ne şekilde değerlendirileceği hususu ise 30. maddede düzenlenmiştir. Söz konusu sigortalılar için gerek emeklilik öncesi gerekse emeklilik sonrası tüm sigorta kollarına tabi farklı statülerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi zorunlu kılınmış ve bu hizmetlerin aylığın yeniden hesaplanmasında değerlendirilmesi öngörülmüştür.

Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 2008/Ekim ayı itibariyle 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 5510 sayılı Kanun’un geçici 2 ve geçici 4. maddelerinde 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce sigortalı olanlardan birden fazla sosyal güvenlik kanununa tabi çalışan sigortalıların sosyal güvenlik kanunlarına tabi geçen hizmetlerinin aylık bağlama işlemleri sırasında hangi usul ve esaslar doğrultusunda birleştirileceği ve emeklilik sonrası hesaplaşma işlemlerinin nasıl yapılacağı hususlarının 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmaya devam edileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun hükümleri 2008/Ekim öncesi sigortalılar için geçerli olmadığından bu sigortalılar için 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaktadır.

B- 2829 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİNE GÖRE

2008/Ekim öncesi sigortalı olanların birden fazla sosyal güvenlik kanununa tabi geçmiş hizmet süreleri aylık bağlanması aşamasında birleştirilir. Hizmetlerin birleştirilmesi zorunludur.

2829 sayılı Kanun’da, birden fazla sosyal güvenlik kanununa tabi çalışanların hizmet sürelerinin ne zaman birleştirileceği, birleştirilen hizmet sürelerine göre sigorta kolu itibariyle hangi kanuna göre aylık bağlanacağı, emeklilik sonrası hizmetlerin birleştirme kapsamında olmayacağı (istisnaları belirtilmiştir) hususları düzenlenmiştir.

Kanun’un 5. maddesinde emeklilik sonrası farklı kanunlara tabi çalışanların bu hizmetleriyle ilgili olarak; ilgili kanunları gereği aylık bağlanmış veya aylık alma haklarını kaybetmiş olanların, bu devrelere ait hizmet süreleri birleştirmede dikkate alınmayacağı belirtilmektedir. Diğer bir ifadeyle, 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak tarafına aylık bağlanmış olanların, emeklilik sonrası farklı statülerde geçen hizmet süreleri aylık bağlanmaya esas alınan hizmet süreleri ile birleştirilmemektedir. Kanun’da bu durumun istisnası olarak; malûllük ile vazife malûllüğü aylığı bağlananlardan kontrol muayeneleri sonunda aylığı kesilmiş bulunanların hizmet sürelerinin birleştirmelerde dikkate alınacağı öngörülmüştür.

C- 5335 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİ

24.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda, herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları hüküm altına alınmış ve istisna kapsamında olan emeklilerin nitelikleri yine maddede belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, söz konusu madde sadece emeklilik ve yaşlılık aylıklarının kamuda çalışanlar için kesileceğini öngören bir maddedir. Madde ile 2829 sayılı Kanun hükümlerine atıfta bulunularak emeklilik sonrası farklı statülerde geçen hizmetlerin birleştirileceği yönünde herhangi bir değişlik yapılmamıştır. Dolayısıyla, bu Kanun’la uygulamada yapılan değişiklik, sosyal güvenlik kurumlarından emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlardan yine maddede belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların (istisnalar gözönüne alınarak) aylıklarının kesilmesidir.

Aylıkları çalışmaları nedeniyle kesilenlerden, sonraki çalışmaların geçtiği statü, daha önce aylık bağlanan statü ile;

- Aynı ise 2829 sayılı Kanun uygulanmadan ilgili kanunlardaki hükümler (506/63 ve 5434/100 md.) doğrultusunda aylıkların hesaplanmasında değerlendirilir.

- Farklı ise 2829 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereğince emeklilik sonrası hizmetler birleştirme kapsamında olmadığından birleştirme yapılmaz ve sonraki hizmetler müstakil olarak değerlendirilir.

Mevcut uygulamada olduğu gibi emeklilik sonrası hizmetlerin birleştirilmemesi ve iki aylık bağlanması durumunda;

2829 sayılı Kanun’un 5. maddesine uygun olarak emeklilik sonrası farklı statülerde geçen hizmetlerin müstakil olarak değerlendirilerek ikinci bir aylık bağlanması durumunda her iki aylığın toplamı bağlanacak tek aylığın miktarından daha fazla olabilecektir. Bu durum sigortalı lehinedir.

 Makam, yüksek hakimlik ile temsil veya görev tazminatına müstahak bir görevde bulunması nedeniyle 4/1-c kapsamında emekli olan kimsenin, emeklilik sonrası 5335 sayılı Kanun kapsamında 4/1-a sigortalısı olarak çalışması ve bu çalışmalardan dolayı 4/1-a kapsamında ikinci bir emekli aylığına hak kazanması halinde, devlet memuru olarak aldığı aylık miktarı değişmeyeceği gibi her iki aylık toplamı, mevcut aylığından daha yüksek olacaktır.

Hukuk Genel Kurulu Kararı yönünde emeklilik sonrası hizmetlerin birleştirilerek 4/1-a kapsamında tek aylık bağlanması durumunda ortaya çıkacak aylık düşüşü mağduriyete neden olacaktır. Bu durum ise hakim, müsteşar, genel müdür, general, albay, binbaşı vb. rütbe ve görevlerde bulunanların, 4/1-a kapsamında emekli konumuna girmelerini zorunlu kılacağından, yüksek hakimlik, makam, temsil ve görev tazminatları alınamayacağından, bu yönde mağduriyetler oluşarak, şikayet ve sızlanmalara yol açacaktır.

IV- SONUÇ

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun söz konusu Kararında hizmetlerin birleştirilmesinin zorunlu olmadığı ve sigortalıların mevcut hizmetleriyle aylığa hak kazanmaları halinde diğer kanunlara tabi geçen hizmetlerinin birleştirilmemesi ifade edilmekle birlikte, bu defa sosyal güvenlik sisteminde iki aylık bağlanmayacağı görüşünden hareketle tek aylık bağlanmasına karar verilerek çelişkili bir durum yaratılmaktadır. Bu durumda, 2008/Ekim öncesi sigortalı olanların emeklilik öncesi hizmetlerinin birleştirilmemesi durumunda her bir statüye göre emeklilik hakkının doğması kaçınılmazdır.

Dolayısıyla, 2829 sayılı Kanun’un 4. maddesinin; “hizmetlerin 8. maddeye göre belirlenen statüye göre aylık bağlanması durumunda birleştirilmesi zorunludur” şeklinde yorumlanması gerekir. Hizmetlerin 8. maddeye göre birleştirilmesi sonucu belirlenen statüde aylık bağlanamıyorsa birleştirme işlemi yapılmamalı ve tek bir statüye göre aylık bağlanmamalıdır. Tek statüye göre aylık bağlanması şeklindeki yorum,  bugün yaşadığımız çelişkili durumları ortaya çıkarmaktadır.

İkinci önemli konu emeklilik sonrası farklı kanunlara tabi geçen hizmetlerin birleştirilip birleştirilmeyeceği hususudur. Kanun’un 5. maddesinin son fıkrası çok nettir. Emeklilik sonrası hizmetler birleştirilmez. İstisnai durum Kanun’da belirtilmiştir.

Diğer bir önemli sonuç ise, söz konusu Karara ilişkin olayda ne sigortalının ne de davalı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sigortalıya tek aylık bağlanmasıyla ilgili bir talebi bulunmamaktadır. Sigortalı hem SSK hem de devlet memuru olarak iki yaşlılık aylığını almaya hak kazanmıştır. Ancak Kurul tarafından talebe bağlı kalınmaksızın tek aylık bağlanmasına karar verilmiştir.



*           Sosyal Güvenlik Kurumu, Şube Müdürü

Yazarlar : 'NERGİS ŞİMŞEK'