Yeşim
Yeşim
13 Eylül 2015 Pazar 23:08
İcra memuru tebliğatın usulsüzlüğünü resen gözetebilir x gözetemez ! 4.HD vs 12 HD :)

BÖLÜM -A

TEBLİĞ EDİLMİŞ TEBLİĞ MAZBATASINA DAYANARAK İŞLEM 

YAPACAK KAMU GÖREVLİLERİ, PTT MEMURUNUN YERİNE

GETİRDİĞİ TEBLİGAT İŞLEMİNİ USULSÜZLÜKTEN İPTAL EDEBİLİR Mİ?, USULSÜZ TEBLİĞATIN SORUMLUSU KİMDİR?


Muhatabın adreste bulunmama sebebi belirtilmemişse, beyanda bulu­nanlar veya imtina sebebiyle yerine posta memuru imzalamamışsa, adrese gelinmesi, tebligatın yediemine bırakılması­ 2 nolu formülün muhatabın kapısına asılması ve komşuya haber verilmesi zincirinde kopukluk varsa veya tebligat kanunu 12, 13, 14, 16, 17, 18, 20, 21. md. merasimine uy­gun şerhle tebligat düzenlenmemişse icra müdürü veya tebligatı uygulayan diğer kamu görevlileri Posta memurunun bu işlemini iptal edebilir mi?


Usulsüz tebligat işleminde mesul tutulacak memur, asli görevi olarak tebligat yasasını uygulayan PTT memuru mu?

PTT memurunun disiplin ve idare amiri olmayan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre Pos­ta memuru’nun yaptığı tebligat işlemini denetlemeyen, disiplin cezası uy­gulamayan, kendi yanlış işlem ve kararını iptal edemediği gibi, başka ba­kanlığın memurunun yaptığı tebligatı iptal yetkisi de olmayan, icra mü­dürü veya tebligata dayanarak işlem yapan diğer kamu görevlileri midir?. 
1

a- ­ Yüce Yargıtay 4. Hukuk DairesininUsulsüz Tebligata Daya­narak Satış Yapan İcra Müdürünün Tazminata Mahkum Edilmesi Gerekti­ğine” Dair Kararı:


ÖZET: Dava konusu icra takibinin yapıldığı Samandağ İcra Müdürlüğü­nün 1997/2335 sayılı dosyası içinde mevcut ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligatın "muhatabın dağıtım saatlerinde adreste bulunmaması nedeniyle Yalı Mahallesi muhtarına bırakıldığı, 2 nolu kağıt yapıştırılıp, komşusu bu­lunmadığından haber bırakılamadığından" şerhi ile tebliğ edildiği görülmek­tedir. Muhatabın adreste bulunmama nedeni tevsik edilmeden yapılan teb­ligat, Tebligat Yasasının 21. maddesine aykırıdır. İcra Dosyasında mevcut tebligat bu açıklamalar ışığında incelendiğinde, davacının adreste bulunma­ma nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıyla tebligatın Tebligat Yasası 21. maddeye aykırı olduğu görülmektedir. İcra Müdürü tebligatın Tebligat Yasa­sı hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle yüküm­lüdür. Tebligatın usulsüz olduğu yukarıda yapılan açıklamalar ışığında an­laşıldığı gibi Samandağ İcra hukuk mahkemesinin 1999/122 Esas dosya­sında yapılan yargılama sonucunda verilen karar ile de sabit olmuştur. Ye­rel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek İİK’ nın 5. maddesine göre so­rumluluğun kapsamı belirlenerek hüküm kurulması gerekirken davanın red­dedilmiş olması ve kısa kararda dava ispatlanamadığından reddedilmiş ol­masına rağmen gerekçeli kararda hem husumetten ve hem de esastan ret kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Dava: Davacı Fevziye A. vekili Avukat MD tarafından, davalı Adalet Bakanlığı aleyhine 17.4.2000 gününde verilen dilekçe ile tazminat isten­mesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın husumet ve esastan reddine dair verilen 30.4.2002 günlü kararın Yargıtayda duruş­malı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, ... gereği görüşüldü:
Karar: Dava, tazminat istemine ilişkindir. Davacı uzun yıllar yurtdışın­da yaşamasına rağmen dava dışı .... Otomotiv Ltd. Şti. tarafından Saman­dağ İcra Müdürlüğünde aleyhine yapılan icra takibi sırasında çıkarılan ödeme emrine ilişkin tebligatın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği gö­zetilmeksizin icra takibinin kesinleştirilerek İzmir Karşıyaka Şemikler Ma­hallesi 16 nolu parsel üzerindeki apartman dairesinin satışı nedeniyle uğ­radığı zararın İcra İflas kanunun 5. maddesi gereğince tahsilini istemiş, davalı İcra Müdürünün tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını in­celeme sorumluluğu bulunmadığından davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu icra takibinin yapıldığı Samandağ İcra Müdürlüğünün 1997/2335 sayılı dosyası içinde mevcut ödeme emrinin tebliğine ilişkin teb­ligatın "muhatabın dağıtım saatlerinde adreste bulunmaması nedeniyle Yalı Mahallesi muhtarına bırakıldığı, 2 nolu kağıt yapıştırılıp, komşusu bulunma­dığından haber bırakılamadığından" şerhi ile tebliğ edildiği görülmektedir.
Tebligat Yasasının 21. maddesi ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesi bir­likte değerlendirildiğinde; muhatabın adreste bulunmaması halinde, muha­tap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulun­mazsa tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir. Anılan düzenleme ile PTT memuruna ilgilinin neden ad­reste bulunmadığını tahkik etme görevi yüklenmiştir. Adreste bulunmama nedeni tevsik edilmeden yapılan tebligat Tebligat Yasasının 21. maddesine aykırıdır. İcra Dosyasında mevcut tebligat bu açıklamalar ışığında incelendi­ğinde davacının adreste bulunmama nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıy­la tebligatın Tebligat Yasası 21. maddeye aykırı olduğu görülmektedir. İcra Müdürü tebligatın Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle yükümlüdür. Tebligatın usulsüz olduğu yukarıda yapılan açıklamalar ışığında anlaşıldığı gibi Samandağ İcra hukuk mahke­mesinin 1999/122 Esas dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilen karar ile de sabit olmuştur. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek İİK’nın 5. maddesine göre sorumluluğun kapsamı belirlenerek hüküm kurul­ması gerekirken davanın reddedilmiş olması ve kısa kararda dava ispatla­namadığından reddedilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararda hem husu­metten ve hem de esastan ret kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve .... 16.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi....” (Yargıtay. 4. Hukuk Dairesi E: 2002/8860, K: 2003/344 sayı ve 6.01.2003 tarihli kararı) şeklinde içtihatta bulunmuştur. 

b-­ Diğer taraftan, İcra Mahkemeleri’nin kararlarını, Yüksek Mah­keme olarak inceleme Dairesi olan Yargıtay 12. Hukuk Dairesi İcra Müdürü, Tebligatın Usulsüzlüğüne kendiliğinde karar veremez” yolunda kararlılıkla sürdürdüğü İçtihatlarında; 
­ Özet: Tebligatın usulsüzlüğü hakkında icra memurunun karar verme yetkisi bulunmayıp, bu konuda ilgilinin Tetkik Merciine başvur­ması gerekir.
“...Borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılmış ve ödeme emri 25.03.1980 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlu 04.04.1980 tarihinde icra memurluğuna başvurarak tebliğatın usulsüz olduğunu, 04.04.1980 tarihinde hakkındaki takibe muttali olduğunu beyan etmiş, ic­ra memuru tebliğatın usulsüzlüğünü kabul ederek tebliğatın geçersiz sayıl­masına ve alacaklı vekilinin dilediği takdirde borçluya yeniden ödeme em­ri tebliğine karar vermiş, alacaklı vekilinin haciz talebinin reddedilmesi üzerine, alacaklı icra memuru muamalesine mercide şikayette bulunmuş ve merci şikayeti reddetmiştir. Bu karar, alacaklı tarafından temyiz edil­miştir. 
Özetlenen şu duruma göre borçlunun, icra muamalesine karşı öğrendi­ğini iddia ettiği 04.04.1980 tarihinden itibaren İİK’nın 16. maddesi gereğin­ce “tebliğatın usulsuzlüğüne” dair şikayetini, 7 gün içersinde icra tetkik merciine bildirmesi ve 04.04.1980 tarihinden itibaren 5 gün içersinde esa­sa ait itirazlarını itiraz türüne göre merciye ve icra memurluğuna bildirme­si gerekir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi hükümlerine göre bu şekilde yapılacak şikayetin incelenmesi tetkik merciine aittir. 
İcra memurunun tebliğatın usulsüzlüğüne dair iddia hakkında karar verme yetkisi yoktur. Diğer taraftan icra memurunun “tebliğatın usulsüzlü­ğüne” dair karar verip “yeniden ödeme emri çıkarılmsına” dair karar ver­mesi yasaya aykırı olduğundan, takibin kesinleştiğine ilişkin alacaklı şika­yetinin bu nedenle kabulü gerekirken redddilmesi esas yönden yanlıştır. 
Diğer taraftan, borçlu “04.04.1980 tarihinde hakkındaki takibe mutta­li olduğunu” bildirdiğene göre, bu tarihten itibaren 5 gün içerisinde itirazını uslü veçhile yaptığı takdirde 7201 sayılı Tebligat kanunun 32. mddesi ge­reğince bu itirazın mevcudiyeti muvacehesinde borçluya yeniden ödeme emri çıkarılmasına lüzum yoktur. İcra memurunun yasanın bu hükmüne rağmen “yeniden ödeme emri çıkarılmasına” karar vermesi de yanlış oldu­ğundan, şikayetin bu şekilde değerlendirilmesi icap eder. Borçlu, imzanın esasına ilişkin bir itiraz yapmayıp, “bonoları imza edenlerin kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olmadıklarından dolayı borçlu olmadığı”nı bildirdi­ğine göre, bu itirazın İİK’nın 168. maddesinin 4. bendi ile ilgili bir yönü ol­mayıp, 5. bendi ile ilgili olduğundan mercie yapılması gerekirdi. İcraya ya­pılan bu tür itiraz geçersiz olup, bu yönden de takibin kesinleştiği göz önünde tutulmadan şikayetin reddine karar verilmesi de kabul şekline gö­re yasaya aykırıdır..” (Y. 12 HD. 08.07.1980 gün E: 4315, K: 5997 sayılı kara­rı)

Özet: İİK 16. Md. göre, memur işlemleri olması sebebiyle Tebligat Kanunu’na aykırı bulunan tebliğata ilişkin şikayetlerin de mercice halle­dilmesi gerekir.

“..İİK. 134. md. ihalenin feshine ilişkin taleplerin şikayet yolu ile halle­dilmesi gerekeceğini açıkladığı gibi, bu yasanın 16. maddesi de memur iş­lemleri olması sebebiyle Tebligat kanununa aykırı bulunan tebliğata ilişkin şikayetlerin de mercice halledilmesi gerekeceğini açıklamış ve ipoteğin pa­raya çevrilmesi yolu ile yapılan takiplere ilişkin olarak gönderilen icra emir­lerine karşı itirazların da mercice yapılmasını yine bu yasanın diğer hü­kümleri belirtmiştir. Borçlu bu üç yönden mercie bidayette 30.01.1976 tari­hinde müracatta bulunarak şikayette bulunmuş ve ancak alacaklı olarak takiple alakasız olan M.’yi dilekçesinde göstermiştir. Merci esas takip dos­yasını celbederek alacaklı olarak gösterilen M.’nin bu takiple ilgisi bulun­madığından dolayı şikayeti husumet yönünden reddetmiştir. Borçlu ilgilile­ri göstererek yeni bir dilekçe vererek isteklerini mercie arzetmiştir...” (Y. 12. HD. 24.05.1976 tar. E: 4346, K: 6550)

Özet: Usulsüz tebligat halinde, “tebliğ tarihinin düzeltilmesine” ic­ra müdürü değil, Tetkik Merci karar verebilir.
...İcra memurunun yetkisi dışında, tebliğ tarihini düzeltilmesinin mümkün bulunmadığı, böyle bir tasarrafun hukuki sonuç doğurmayacağı, “tebliğ tarihinin beyan edilen tarih olarak düzeltilmesine” dair, mercice ve­rilmiş ve kesinleşmiş bir karar olmadığı nazara alınmadan, İİK. 67. mad­desinde yazılı mecburitte dayalı süresinde yapılmayan itirazın kabul olun­ması isabetsiz, temyiz itirazları yerinde görülmekle, mercii kararının İİK. 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 16.10.1984 gü­nünde oybirliğiyle karar verildi...” (Y. 12. HD. 16.10.1984 tarih E: 7518, K. 10498 sayılı kararı) 

­Özet: İcra Müdürü’nün (yardımcısının) “ödeme emrinin borluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olduğunu” kendiliğinden gözete­rek, alacaklının haciz talebini reddedemez
“...Tebligat K. nun 21. Md. göre yapılan tebligatın yasaya uygun olup olmadığının takdir ve tesbiti memura ait değildir. Bu hususta şikayet vaki olduğu takdirde, tebligatın usulüne uygun olup olmadığı hakkında ve teb­liğ tarihinin düzeltilmesi gerekip gerekmediğine, Tebligat K. nun 32. mad­desi de nazara alınarak mercice karar verilir. 
Memurun görevi dışında yaptığı muamalenin iptaline karar vermek su­retiyle, şikayetin kabul gerekirken, tebligatın muhatabı tarafından tebliğa­ta yönelik bir şikayet varmışcasına, yazılı şekilde karar verilmesi isabet­siz, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden mercii kararının İİK. 366. ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 10.12.1982 gününde oy­birliğiyle karar verildi....” (Y. 12. HD. 10.12.1982 tarih E: 8519, K. 9294) 
“.....7201 sayılı Tebligat K’nun 32. maddesi hükümlerine göre –tebliğa­tın usulsüzlüğüne dair­ yapılacak şikayetin tetkiki mercie aittir. İcra memu­runun tebliğatın usulsüzlüğüne dair iddia ve hakkında karar verme yetki­si yoktur. Diğer taraftan icra memuru tebliğatın usulsüzlüğüne dair karar verip yeniden ödeme emri çıkarmasına dair karar vermesi yasaya aykırı olduğundan, takibin kesinleştiğine ilişkin alacaklı şikayetinin bu nedenle kabulü gerekirken reddedilmesi esas yönünden yanlıştır...” (Y. 12. HD. 08.07.1980 tarih E:4315, K: 5997 sayılı kararı) 

Yargıtay 4. Hukuk dairesi’nin kararından da görüleceği gibi, Tebliğatı kendisi yapmadığı halde, usulsüz tebligatlardan dolayı Yargıla­nan ve son zamanlarda Tazminatlara mahkum edilen ve taşınmaz satışı gibi bir dosyada bazen l00’lere varan, çoğunlukla usulsüz veya 35. maddeye göre “adrese asılarak”, Tebligat Yasası’nın 21. Md. cümlesinde “Muhtar, İhtiyar Heyeti, Zabıta veya Emniyete bırakılarak” yapılan tebligatlarla, çoğunlukla muhatabın ulaşamadığı bu tür haber vermelere dayanılarak, borçlunun ödeme ve Yasal itiraz ­şikayet haklarını kullana­madan, taşınmazının satışını yapan, haciz uygulayan, karar veren Kamu Görevlileri zor durumda kalmaktadırlar. 
Hukukun temel kuralı herkesin yaptığı iş, eylem, verdiği karardan bizzat kendisinin sorumlu tutulmasıdır. 
Bir İdari birimin, Bakanlığın, Kamu Görevlisinin yaptığı iş, verdiği ka­rar veya yaptığı tasarruf Yargı denetimine açıksa ve yakınma bağımsız Mahkeme’lere götürülebiliniyorsa, hukuka uygunluğu Mahkeme tarafın­dan incelenip karar altına alınması gerekir. Ya da İdare’nin daimi gözetim ve denetimi altında o iş yapılıyorsa, 657 Sayılı Yasa, İç Disiplin, Tüzük, Yönetmelik hükümlerine göre disiplin amiri, Müdürü veya denetim göre­vi verilmiş Memurlar tarafından bir merasim içinde yapılan tebliğatın da hukuka uygunluğu denetlenip, incelenmesi ve uygulama için dairesine tebligat parçasının iade edilmesi, Kanun ve Tüzüğe uygun tebligat yapıl­mamış ise, Merciine iade edilmeden öncelikle eksikliğin ikmali yoluna gi­dilmesi İdare Hukuku ve Kamu düzeninin gereğidir. 

Bizzat Tebligat Kanun ve Tüzüğünü uygulayan PTT Memurları, Amir, Denetleyici ve Disiplin Amirleri yerine ve bu incelemelerden geçtikten sonra parçası iade edilmiş olduğu kabul edilen Tebliğatın, asli görevi ol­mayan İcra Müdürü veya diğer Kamu görevlileri tarafından “tebligat ka­nunu ve tüzüğüne uygun değildir, iptal kararı verdim” diyerek yapılan teb­liğatı yok sayması, aslında önü alınmaz hak kayıpları ve sorumluluklar doğuracaktır.
­ Ödeme emri tebliğatının iptal edilerek haciz kararı verilmemesi, borçlunun bu arada alacaklılarından mallarını kaçırması ve daha sonra Yargı kararıyla aslında bu tebligatın “usulüne uygun olduğu” şeklinde bir karar verilmesi ve bu arada kaçırılan, devredilen borçlunun mallarına bir daha ulaşılamamasında doğan sorumluğa­ çoğunlukla rehin ve haciz yoluyla takiplerde büyük meblağlara va­ran alacakları teminen, borçlu taşınmazlarının satış ilanının İİK 127. madesine göre borçlular ve iştirak alacaklıları, hissedarlara yapılan “tebligatlardan birinin usulsüz olması” ve bu sebeple satışın İcra Müdürü tarafında re’sen durdurulması, ancak sonradan Yargı kararıyla, “tebliga­tın usulüne uygun olduğu” şeklinde bir karar çıkması halinde, geçikecek günler faizi, munzam zarar, gazete ilan ve masraflarından dolayı “mesu­liyet haline” çözüm bulunması gerekir. 

7201 Sayılı Tebligat Yasası’nın 1. maddesi, tebliğatın yapılmasını Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü’ne vermiştir. 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’na tabi PTT’nin tebligat (posta) görevlileri tarafında tebligatlar yapılmaktadır. 

Posta Tebligat İşlemleri Rehberi de tebligatların teslim alınmasını, ad­resleri itibarıyla dağıtımını ve Tebligat Memuruna zimmetlenmesini, teb­liğatın yapılma şeklini, geri alınmasını, incelenmesi ve Merciine iadesini düzenlemiştir. Kamu kurumu olan ve Yasa’dan görev ve yetkisini alan PTT Devlet Memurları tarafından Tebligat Yasası ve Nizamnamesi uygu­lanarak tebligat işlemleri yapılmaktadır. 

Tebligatın, Tebligat Kanunu ve Tüzüğüne göre düzenlenip düzenlen­mediğini, tabii olarak bu iş için ücret alan PTT Kurumunun amir, Müdür ve denetleyicileri tarafında yapılması, usulsüz tebligatlardan da zincirle­me olarak kendilerinin sorumlu olması gerekir. 

Sorumluluğu olmayan bir iş ve eylemin verimli, kaliteli ve emsalleriy­le yarışabilir olması da mümkün değildir. Sorumluluk aynı zamanda gö­revin bilinçli ve etkin yapılması, meslek içi eğitim kursları açılarak görev­lilerin eğitilmesi, belli aralıklarla kendini yetiştirme ve yenileme sınavlakrında başarılı olmayanlara yaptırımlar uygulanması ve göreve kabul edilirken işinin ehli bireylerin Kamu’ya alınmasının da yol ve yön­temidir. Çağdaşlık, dava ve takip ekonomisi, verimlilik, serbest yarışma ve ilerleme bu şekilde sağlanabilir. 

PTT Memuru ve denetleyenlerinin yaptığı yanlış tebligatta kendileri yerine, başka daire ve kurumun görevlilerinin sorumlu tutulması, adalet dengesine ve İdare Hukuku’na da uygun olmadığı gibi, aksi durumda şu andaki gibi %80’lere varan usulüne uygun yapılmayan tebligatların sü­rekli iptali halinde, Kamu idaresi, Yargı ve Ekonomik hayat çok zarar gö­recektir.

Enver Karmış

Kaynak : http://www.hukukmedeniyeti.org/haber/4278/icra-memuru-tebligatin-usulsuzlugunu-resen-gozeteb/

Son Güncelleme: 13.09.2015 23:09
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177