21 Şubat 2016 Pazar 13:44
Suriye'de şartlar değişirken: ABD-Rusya ittifakı

Editörün notu: Suriye'de "Esad'ı derhal devirme" fikrinden uzun süredir vazgeçmiş olan ABD yönetimi, Rusya'nın askerî müdahalesi ile birlikte yeni bir "ittifak" olanağına kavuştu. Washington ve Moskova, Suriye'de bir tür ittifak geliştirirken, 5 yıldır cihatçı katillerle boğuşan Suriye halkı, belirsizlikler ve tuzaklarla dolu yeni bir döneme giriyor. Voltaire.net'ten gazeteci Thierry Meyssan, 15 Şubat'ta yazdığı makalede Suriye'deki yeni ABD-Rusya ittifakını yazarken, "kaybedenler" olarak Suudi Arabistan'ı, Fransa'yı ve Türkiye'yi işaret ediyor.

4 Temmuz 2012’de Paris’te Suriye’nin Dostları konferansından sonra Suriye savaşı Beyaz Saray ve Kremlin’in kontrolünden çıktı. 30 Haziran 2012’de Birinci Cenevre Konferansı’nda varılan anlaşma hiç hayata geçirilemedi. Tüm barış çabaları üst düzey ABD’li siyasi kişiliklerin (John McCain, Hillary Clinton, Jeffrey Feltman, David Petraeus, John Allen) ve çok uluslu şirketlerle (Exxon-Mobil, KKR yatırım fonu, Blackwater-Academi özel ordusu) bazı devletlerin (Almanya, Suudi Arabistan, Fransa, İsrail, Katar, İngiltere, Türkiye) aralarında olduğu bir grup savaş kışkırtıcısı tarafından sabote edilmiştir.      

Bununla birlikte 30 Eylül 2015’ten sonra Rusya, terörist gruplara karşı kapsamlı bir hava saldırısı düzenledi. Dört ay sonra teröristler tarafından kurulmuş olan silah fabrikalarının büyük kısmı ve yeraltındaki sığınaklar tahrip edildi. Dahası IŞİD’in çaldığı petrolün nakliyesi için kullanılan araçlar da imha edildi. 6 Ocak 2016’dan beri kara operasyonları yürüten Suriye Arap Ordusu, kuzeydoğu hariç onlarca cephede birçok bölgeyi kurtardı. O sırada ise Suudi Arabistan ve Türkiye ülkenin kuzeyindeki muhalif güçlere ikmal ve silah desteği sağlamaktadır.     

BARACK OBAMA SURİYE'DEKİ DURUMU KONTROLÜ ALTINA ALIYOR
Başkan Obama’nın uluslararası politikasında epeydir Küba’ya taviz verme ve İranla ilgili pozisyon değiştirme söz konusudur. Suriye ile barışın bu gündemlere eklenmesi için bir yıldan az kalmıştır. Bu da meselenin kontrolünü ele alma ve Rus ortağıyla ortak bir analizi hayata geçirmeyi gerektirmektedir. Bu da Rusya ile neden yeni bir anlaşmaya giderek hatırısayılır miktarda askeri imkanı Brett McGurk’a sunup kendisini “IŞİD karşıtı Çar” ilan edişini açıklamaktadır.   

Avukatlık eğitimi almış olan ve diplomat olarak çalışan Brett McGurk, 2004’ten beri Başkan George W. Bush’un yönetiminde Irak’ta hizmet etmiştir. McGurk, Sünni ve Şiileri birbirine karşı kışkırtarak Iraklıların işgal ordusuna karşı öfkesini yönlendirmeye çalışan John Negroponte ve General David Petraeus’un yönettiği takımın parçasıdır. Bu, IŞİD’e dönüşen Irak İslam Emirliği’nin oluşumunda yer aldığı anlamına gelir. İşgalci güçlerin uzaklaştırılması için yapılan görüşmelere de katıldı. Her ne kadar başkan Barack Obama tarafından 2012 yılında Bağdat büyükelçisi olarak atansa da Wall Street Journal’dan bir gazeteciyle yaşadığı gayrimeşru ilişki nedeniyle Senato tarafından bu göreve uygun görülmedi. Bunun sonucunda Beyaz Saray’ın Uluslararası IŞİD Karşıtı Koalisyon özel temsilcisi olan General John Allen’ın yardımcısı görevine getirildi. McGurk böylece ortada açık direktifler olmamasına rağmen, patronunun terörist örgütle mücadele etmeyi ihmal etmesinin yanısıra Rus güçleri gelinceye kadar ve kendi istifasına kadar söz konusu örgüte destek olduğuna tanık oldu. Operasyonların sorumluluğunu alan Brett McGurk, Suriye’de halifeliği sona erdirmenin hazırlığı içinde olup bu hazırlıklar bütün Irak’ı kapsamıyor. Bu amaca ulaşabilmek için emrinde selefinin iki katı bir askeri bütçe olacağı gibi, Suriye Arap Ordusu ve Suriye’deki Kürt gruplar tarafından da desteklenecektir.       

KREMLİN VE BEYAZ SARAY ARASINDAKİ ANLAŞMA
Beyaz Saray ve Kremlin Suriye Arap Cumhuriyeti düşerse İsrail’in de içinde olduğu bölgenin kaosa sürükleneceği konusunda fikir birliğine vardılar. Sonuç olarak George W. Bush ve Ariel Şaron’un bir zamanlarki hedefleri, bugün Obama ve İsrail ordusunun korkulu rüyası haline gelmiştir.

Öyle görünüyor ki Beyaz Saray, Suriye’nin parçalanması düşüncesinden vazgeçerek Kremlin'le ülkenin kuzeydoğusunda sözümona Kürdistan yaratmaya dayalı Franko-İngiliz projeyi durdurmak üzere anlaşmıştır. ABD açısından bakıldığında, Paris ve Londra’ya Yakın Doğu'da sömürgeci güçler olarak kalmalarına izin vermesi gibi bir durum söz konusu değildir. Oysa aynı argüman Arap Baharı operasyonunda kendilerini teşvik etmek ve operasyona dahil olmaları için ABD tarafından kullanılmıştı.   

Sonunda Beyaz Saray ve Kremlin Cenevre 3’ü, Suudi Arabistan’ın sponsorluk ettiği muhalif grupların kendi kendilerine gözden düşmelerini sağlamak için kullandı. Gerçekten de bu gruplar görüşmeleri peş peşe reddettiği gibi bir de ön şartlar öne sürdüler. Ve sonunda Şam tarafının kabul etmesine rağmen, muhalifler tek taraflı olarak insani yardımın serbest dağıtımını da reddetti.

Uluslararası Suriye Destek Grubu'nun (USDG) 11-12 Şubat 2016 tarihlerinde Münih’te toplanması, Beyaz Saray’ın özellikle de BM’nin başında olan Jeffrey Feltman üzerinde kontrol kurmasını sağladı. Başkan Obama, görüşmelerin sürekliliğini denetlemek üzere John Kerry ve Sergey Lavrov’u görevlendirerek Feltman’ın diplomatik ayrıcalığını elinden alarak üst düzey memur konumuna düşürmüştür. Gelişmeler bu adımları destekleyici yönde olursa komplocuların çoktan kaybettikleri askeri üstünlüğün yanısıra diplomatik alanda da güç kaybedecekleri anlamına gelecektir.

MÜNİH TOPLANTISI
USDG, Devlet Başkanı Beşir Esad’ın hazırladığı ve Kofi Annan’ın tamamladığı plandan oluşan Cenevre Bildirisinin, 2254 No’lu Güvenlik Konseyi Kararı uyarınca hayata geçmesini kabul etti. Bununla birlikte –aslında bu kararı Suriye Arap Cumhuriyeti’nin teslimi olarak yorumlayan- Fransa, Cenevre Bildirisi ile ilgili rezervi olup olmadığını bildirmeksizin Münih toplantısının sonuç deklarasyonunu benimsemiştir.

Bu deklarasyonda ateşkes öncesinde düşmanlıkların son bulması ve yalnızca muhaliflerin karşı çıktığı insani yardımın bir hafta içinde rahatça ulaşması öngörülmektedir. Bu iki kararın gerçekleştirilmesi hedefiyle ABD ve Rusya’nın eşbaşkanlığında ve muhalif gruplar üzerinde baskı kurabilen ülkelerin de katılımıyla bir görev gücü oluşturuldu.  

İnsani yardımla ilgili olarak USDG, bir hafta içerisinde ya uçaktan atılarak ya da karayoluyla belirlenen yedi yerleşime ulaştırılması konusunda anlaşmaya vardı. Sonuç bildirisinde “… Başkalarının aleyhine olacak şekilde belirli bir grubun yararlandırılmaması, aksine 2254 sayılı kararla ve uluslararası insani hukukla tam uyum içinde tüm taraflarca ihtiyacı olan herkese insani yardım verilmesinin” gerekliliği vurgulanmıştır. Bunun dışında, ABD ve Rusya “ … Yardım konvoylarının sadece insani amaçlarla kullanılmasını sağlayacaktır”. Aslında Temmuz 2012’den bu yana Jeffrey Feltman’ın, BM konvoylarını “isyancı bölgelere” yalnız yiyecek ve ilaç yardımı sağlamak için değil ama aynı zamanda silah sevkiyatı için de kullandığını biliyoruz.

“Düşmanlıklara son verilmesi” ifadesi “ateşkes” sözcüğünün eş anlamlısı gibi duruyor. Ancak aynı zamanda bu ifade hiçbir hukuki sonuca yol açmaksızın Rusya için de geçerlidir. Moskova, sonuç bildirisini kabul ederek Güvenlik Konseyi tarafından “terörist” olarak belirlenen gruplar dışındaki hiçbir hedefi bombalamamayı taahhüt etmiş oluyor. Bununla birlikte, Münih toplantısı sonrasında John Kerry ve Sergey Lavrov’un basın toplantısı sırasında, Rus Dışişleri Bakanı, Ahrar'uş Şam (Şam’ın Hürleri İslami Hareketi) ve Ceyş’ul İslam’ın (İslam Ordusu) söz konusu terörist gruplarla bağlantılarını kamuoyu önünde açıkladıklarını ifade etti. AhrarUş Şam Türkiye ve Katar tarafından finanse ediliyor. Pakistanlı askeri eğitmenlerle çalışıyor ve daha önce Afgan Talibanı'yla bağları olduğunu öne sürmüştü. Ceyş’ul İslam Suudi Arabistan tarafından finanse ediliyor. Akademi kökenli eğitmenlere sahip ve Usame Bin Ladin’in idealini savunmakla ve El Kaide ile işbirliği yapmakla övünüyor. Öte yandan örgütün kurucusu Zahran Alluş, açıkça tüm Alevilerin yok edilmesine çağrıda bulunarak ülkeyi “temizlemek” istediğini belirtti. Bu nedenle Moskova, bölgedeki eylem tarzını değiştirecekmiş gibi görünmezken -John Kerry’nin “hedeflerin değiştirilmesi” yönündeki resmi çağrısına rağmen- öte yandan Münih sonuç bildirisi Moskova’nın meşruiyetini pekiştirmeye yarayacaktır.

Münih sonuç bildirisinin “siyasi geçiş” meselesini, Cenevre 3 müzakereleri yeniden başlatılana kadar ertelediğini söyleyebiliriz. Böylece, Suudi Arabistan tarafından seçilen 114 kişinin yükselme umudunun önüne geçilmiş olmaktadır. Bu kişilerin hepsi yukarıda sayılan silahlı gruplarla bağlantılıdır. Öte yandan, silahlı çözüm seçeneğinden vazgeçildikten sonra, Suriye’de ve sürgünde bulunan muhalifler Cenevre’ye davet edilerek kapılar kendilerine açılmış olmaktadır.

SUUDİ ARABİSTAN VE FRANSA VAZGEÇMEYECEK
Münih sonuç bildirisi üç yıldan bu yana daha önce benzeri görülmemiş bir ilerlemeyi temsil etmekle birlikte, gönülsüz olarak imzalayanların eleştirilerine maruz kalmaktan kurtulamadı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El-Cubayir, güvenlikle ilgili yılda bir düzenlenen konferans sırasında, Beşar Esad iktidarda kaldığı sürece Suriye’de barış olmayacağını tekrar vurguladı. Aynı toplantıda Fransa, Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian ve Başbakan Manuel Valls’ın sözleri aracılığıyla misket bombalarının kullanımı, açlığa neden olunması, sivillerin bombalanması gibi konularda Suriye Arap Cumhuriyeti ve Rusya’ya karşı suçlamalarını yineledi. Bununla da yetinmeyerek Cumhuriyet'in Devlet Başkanını ve Halife'yi katil olmakla suçlayıp her ikisini aynı kefeye koyarak de facto olarak yalnızca yukarıda anılan silahlı İslamcı grupların iktidarını meşru olarak görebileceklerini belirtmiş oldular. Konferansın hazırlık belgelerinde “paranoyak bir politika” yürütmekle suçlanan Türkiye, kendisini savunmakla çok meşgul olduğu için USDG’nin sonuç bildirisini yorumlamaya fırsat bulamadı. Bunun yerine ağır silahları devreye sokarak Suriye’nin kuzeyindeki Kürt mevzilerini bombaladı.

Aklımızda tutalım:

- İç çalkantılar ve belirsizliklerle geçen üç yıla son veren Beyaz Saray, Suriye meselesinde kontrolü yeniden eline aldı. Suriye’de IŞİD’i yok etmek için Brett McGurk’u atadı ve Jeffrey Feltman’ı Birleşmiş Milletler’deki üst düzey memurluk görevine geri göndermek üzere Kremlin ile birlikte bir Müdürlük oluşturdu.

- Münih toplantısı sonuç bildirisi, bir hafta içerisinde insani yardımın serbest dağıtımını ve düşmanlıklara son verilmesini öngörüyor.

- Sonuç metninin formüle ediliş biçimi, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan tarafından açıkça silahlandırılan Ahrar'uş Şam ve Ceyş’ul İslam gruplarının Rusya tarafından bombalanmasını meşrulaştırıyor.

 


Kaynak: Haber.sol.org.tr
Son Güncelleme: 21.02.2016 13:44
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol