07 Mart 2016 Pazartesi 09:04
Eğitimde gericileşme röportaj dizisi 1 / Rıfat Okçabol: Gericiliğe anında tepki koyulmalı

Her okula bir imam hatip sınıfı, değerler eğitimi adı altında anaokuluna kadar giren dinci müfredat, karma eğitimin aşındırılmasına dönük girişimler, seçmeli ders adı altında zorunlu tutulan din dersleri, kutlu doğum haftası etkinlikleri ve daha nicesi... Saydıklarımızın hepsi AKP döneminde zirveye ulaşan eğitimin dinselleşmesi başlığında karşımıza çıkan örnekler. 

Bir tarafta bunlar olurken, Türkiye tarihinde belki de hiç olmadığı kadar laik duyarlılıklar yükselmiş durumda. Bu gerici dönüşüme direnen, okulları için mücadele eden veli ve öğrenciler artık Türkiye'nin alışılmış bir olgusu. 

Böylesi bir dönemde aydınlanma, laiklik, gericilik, İslamcılık... çeşitli boyutlarıyla en çok tartışılan başlıklar haline geldi. En şiddetli mücadele alanı belki de eğitim başlığı. Bir hafta boyunca eğitimdeki gerici dönüşüm ve mücadele olanaklarını masaya yaıracağız: Öğrencisi, velisi, öğretim üyesi; yani eğitim kurumunun tüm bileşenleri ile birlikte.

İlk konuğumuz eğitim başlığında Türkiye'nin önde gelen isimlerinden, aynı zamanda soL yazarı olan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Rıfat Okçabol.

Artık bir tehdit haline gelen dinci gerici eğitim kaynaklarını nereden alıyor? Eğitimde dinselleşme hamlelerinin izini sürmek istersek nereye bakmamız gerekiyor?

Eğitimde dinselleşme hamlelerinin izi, tarihsel olarak temelde iki kaynağa dayanmaktadır. Biri, Osmanlı'da var olan ve günümüze kadar süregelen gerici damardır. Ötekisi de, İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlatılan ve giderek yoğunlaşan ABD-Türkiye ilişkileridir.

a) Osmanlı'daki Gerici Damar

Bilindiği gibi, Osmanlı'da 1800’lerde yenileşme hareketlerinin başlamasıyla, bu hareketlere din adına karşı çıkan medrese kaynaklı kesimlerin de ortaya çıktığı bilinmektedir. 1909’da 31 Mart Vakasını yaratanlar da, Amerikan Mandası'nı kabullenmeye kalkanlar da, Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkanlar da, Cumhuriyet dönemindeki gerici isyanları çıkaranlar da, günümüzdeki gerici kesimlerin öncüleri de, genelde bu kanaldan gelen ve ağırlıklı olarak tarikatlarda kümelenmiş kesimlerdir.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında gerçekleştirilen laik ve yasal dönüşümlerle beslenme kanalları daraltılan bu kesimler, epey güç kaybetmişlerdir. Ancak 1946 sonrasında başlayan ABD-Türkiye ilişkilerinin niteliği ve gelişme süreci, Osmanlı'dan gelen bu gerici damarın yeniden güçlenmesini sağlamıştır.

Yeşermeleri ve palazlanmaları konusundaki ABD katkılarının farkında olan gericiler de, her fırsatta ne denli Amerikancı olduklarını gösteregelmişlerdir. Örneğin 1940 sonlarında ilerici/solcu Niyazi Berkes, Behice Boran ve Pertev Naili Boratav gibi aydınların üniversiteden atılmasını sağlayanlar, gericilerdir. İstanbul’a gelen ABD filosuna “Defol” demek için 1969 yılında Taksim’de gösteri yapan ilerici gençlere saldıranlar, gericilerdir. Günümüzde ABD, IMF ve savaş karşıtı göstericilere saldıranlar da, Amerikancı damarı güçlü olan kesimlerdir. 1952’de komünist avı başlatan Menderesler de, 1968 üniversite gençliğine karşı “İti kurda kırdırma” siyaseti güden Demireller de, 12 Mart 1971 muhtırasını verenlerle 12 Eylül 1980 darbesini yapan askerler, okullara evrim karşıtlığını sokan Özallar da, günümüzün iktidarı da...

b) ABD-Türkiye İlişkileri

ABD-Türkiye ilişkilerinin temel niteliği, komünizm düşmanlığı ile piyasacılıktır. Bu ilişki önce ağırlıklı olarak komünizm düşmanlığı ve gericiliğe verilen primlerle başlamıştır. Arkasından da piyasacı ilişkiler ve de bu ilişkilerin kolayca yürütülmesi için gericileşme süreci yoğunlaşmaya başlamıştır. ABD piyasacılığı yaygınlaştırıp pekiştirmek için tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de, dincileşme politikalarına destek vermiştir. Anımsanacağı gibi geçmişte birer laik ülke durumunda olan Afganistan, Endonezya, Irak, İran, Malezya, Mısır ve Pakistan gibi ülkeler, ABD kaynaklı müdahalelerle günümüzün din devletlerine dönüşmüşlerdir. ABD-Türkiye ilişkileri yoğunlaştıkça, piyasalaşma ölçüsünde, dincileşme/gericileşme de yoğunlaşıp yaygınlaşmıştır.

1946’dan sonra iktidara gelen siyasetçilerle muhalif siyasetçiler, iktidara gelmek ve iktidarda kalmak için genelde toplumsal çıkarlardansa ABD taşeronluğuna soyunmayı, ilerici ve solcu kesimlere karşı gericiliği beslemeyi yeğlemişlerdir. Türkiye’de 1940 sonlarında ilkokula seçmeli din dersinin konmasıyla başlayan gerici dönüşümlerin arkasında genelde ABD’nin beklentileri ve telkinleri vardır.

Okul müfredatından din derslerini çıkaran ve Köy Enstitülerini açan CHP, ABD ile yakın ilişkilerin kurulmasının ardından, enstitülere karşı tutum almış ve 1940 sonlarında Kuran kursları açmaya başlayıp ilkokul programına seçmeli din dersini yeniden eklemiştir. Muhalif Demokrat Parti (DP- A. Menderes) de, bu uygulamalara tam destek vermiştir. DP seçmeli din dersini ortaokullarda, Adalet Partisi (AP-S. Demirel) liselerde uygulamaya başlarken ve AP kızları imam hatiplere alırken muhalif CHP (İnönü) pek karşı çıkmamıştır. “Türkiye’nin geleceğini 1968 öğrenci kuşağına bırakamayız, imam hatiplere önem verelim” diyen, eski Genelkurmay Başkanı 1960 sonu-1970 başlarının Cumhurbaşkanı, Cevdet Sunay’dır. 12 Mart 1971 muhtırasını veren generaller, “Sosyal uyanış ekonomik gelişmenin önüne geçti” söylemiyle ABD karşıtı kesimlerin canına okurken, N. Erbakan’ı Avrupa’dan getirtip gerici bir parti (Milli Selamet Partisi-MSP) kurmasını sağlamışlardır. 12 Mart 1971’de meslek ortaokullarının (imam hatip ortaokullarının da) kapatılması sonrasında imam hatip liselerine giden öğrenci sayısı iki yılda yüzde 70 kadar azalınca, CHP (B. Ecevit)- MSP (N. Erbakan) koalisyonu, 1974 yılında imam hatip ortaokullarını yeniden açmıştır. Muhalif AP (S. Demirel) de bu dönüşüme tam destek vermiştir. AP (S. Demirel), 1970 sonlarında kurduğu Milli Cephe koalisyon hükümetlerinde 3-4 yılda 300 küsur imam hatip okulu açarken muhalefet CHP (B. Ecevit) sessiz kalmıştır.

Amerikalıların “Bizim oğlanlar başardı” dediği 12 Eylül 1980 darbesini yapanlar, önce 24 Ocak 1980’de ilan edilen piyasacı ekonomik kararların mimarlarından, 1977 seçimlerinde MSP senatör adayı, Amerikancı ve gerici T. Özal’ı başbakan yardımcılığına getirmişlerdir. Sonra din kültürü ve ahlak bilgisi dersini, herkese zorunlu ders yaparken imam hatip mezunlarının öğretmen, hukukçu vs. olmasını sağlamışlardır. Bu arada Devlet Planlama Teşkilatı’na, Türk-İslam sentezi anlayışının hakim olduğu bir rapor hazırlatıp bu anlayışın eğitim ve kültür yaşamını şekillendirmesine yol açmışlardır. Bu rapora göre, “Türk-İslam sentezi, din-devleti; millet, din cemaati; milli kültür, İslam kültürü; milliyet, İslamiyet; milliyetçilik, İslamcılık; Türk milleti, yüzde 99’u Müslüman olan Türkler; laiklik, din düşmanlığı; bilim de Kuran’daki bilgiler”dir (bkz. B. Güven ve arkadaşları, Türk İslam sentezi, 1991, Sarmal Yayınevi).

ANAP bu anlayışı bir adım daha ileri taşırken, muhalefet oralı olmamıştır. Daha sonra kurulan koalisyon hükümetleri, bu anlayışa karşı, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi dışında, anlamlı bir karşı duruş göstermemiştir. ABD, koalisyon hükümetleri zamanında, Türkiye’ye ılımlı İslamcılığı önermeye başlamıştır. ABD yandaşı bir kimlikle iktidara gelen AKP, Orta Doğu’da ABD’nin eş başkanlığını ve de Avrupa Birliği’nin küresel sömürüye uygun dönüşüm isteklerini benimserken, Türk-İslam sentezi anlayışını piyasacı-İslam anlayışına dönüştürüp eğitim sistemini yasal olarak da piyasacı ve gerici bir niteliğe dönüştürmüştür.

Eğitimde gericiliğin geldiği son noktada taşradaki devlet okullarının büyük çoğunluğunun imam hatiplere dönüştürüldüğü, ailelere başka seçenek bırakılmadığı ve yine seçmeli din derslerinin buralarda “zorunlu” hale geldiği de biliniyor. Bu duruma dair sayısal bir bilgi var mı? Siz genel olarak bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dini öğretimle ilgili olarak yayımlanmış son sayısal veriler Çizelge 1’deki gibidir. Çizelgede yer alan öğretim kurumları, dini öğretimin ağırlıkta olduğu, öğrencilerin laik, bilimsel, eşitlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları gibi çağdaş ve evrensel değerler kazanmalarına önem verilmeyen, genelde öğrencileri din toplumuna hazırlayan kurumlardır. 4+4+4 yasasının kabulünden sonra bu kurumlardaki sayısal değişim Türkiye’nin nasıl bir sürece sokulduğunun ve sistemin ne denli gericileştiğinin somut göstergeleridir. Bu sayılara ek olarak, pek çok okulda zorunluya dönüşen seçmeli din derslerini alanlar vardır. Bakanlık ile gerici kuruluşlar arasında imzalanan protokollerle okullarda (cihat anlayışının benimsetilmesi gibi) gerici projeler uygulanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), hemen her gün, dini yaşamı öne çıkaran fetvalar yayımlamaktadır. Yine hemen her gün medyaya (6 yaşındaki kızlar evlenebilir gibi ) gerici söylemler pompa edilmektedir. Bu arada, gerici anlayışın yargıda da yaygınlaştığı görülmektedir. Bu gelişmelerin hedefi bellidir: Hedef, laiklik, bilimsellik ve demokratiklik yurttaş ve toplum değil, okullarda molla yetiştirerek ve de dinci fetva ve söylemlerle tebaa/ümmet üretmeye çalışarak din toplumu yaratmaktır.

13 yıllık iktidarı boyunca AKP, özel okulları teşvik amaçlı uygulamalarla da karşımıza çıktı. Özel okullara verilen primlerini de devlet okulundan özel okula geçen öğrencilere verilecek para desteğiyle taçlandırdı. Peki, eğitimin paralı hale getirilmesi sürecinde gericilik nasıl bir rol üstleniyor?

Anımsanacağı gibi AKP, iktidarının ilk aylarında bir acil eylem planı açıklamıştır. Bu planda açıklanan hedeflerden biri, eğitim sisteminde yüzde 2,5 düzeyinde olan özel okul payını yüzde 10’a çıkarmaktır. Bu hedef, AKP’nin piyasacı hedeflerinden sadece biridir. Ancak her piyasacı uygulamaların gericilikle kolaylaştığını ve yaygınlaştığını ve aynı zamanda gericiliği beslediğini unutmamak gerekir. AKP’nin, 2003 yılında sınavla seçeceği yüz bin kadar yoksul öğrenciyi, (ağırlıklı olarak cemaate ait özel okullarda) okutmaya kalkışması, hem piyasacı hem de gerici bir niyet olmuştur. Günümüzde özel okula giden 400 bin kadar öğrenciye 3 bin lira kadar destek verilmesi, tabii ki özelleşmeyi teşvik içindir. Bu teşvikten belki de tarikatçıların elindeki özel okullar daha çok yararlanacaktır.

Yakın bir geçmişe kadar özel okul/devlet okulu ikilemi daha çok yabancı dilde eğitim üzerinden yürürken son dönemde bu tartışma özel okullarda verilen eğitimin devlet okullarına göre daha 'laik' olması üzerinden ilerliyor. Artık Türkiye'de eğitiminin 'laik' niteliğiyle övünen ve verdiği eğitimin kalitesini de bu niteliğiyle bağlantılandıran özel okullar var. Çocuklarını zorunlu din eğitiminden uzak tutmak isteyen veliler bütün imkânlarını özel okula seferber ediyor. Peki, çocuk özel okula gönderilmekle bu sorundan muaf tutulabilir mi?

Devlet okullarının laiklik ve bilimsellik karşıtı okullara dönüşmesi, şimdilik, laikliğe ve bilimselliğe özen gösteren özel okulları çekici hale getirmektedir. Ancak bu durum, bence geçici bir durumdur. AKP, Cumhuriyet hükümetlerinin yaptığı, cumhuriyetin temel ilkeleri yerine hadis+fıkıh+tefsir (şeriat) öğretecek imam hatip okullarını açıp eğitim sisteminin laik ve bilimsel altyapısının yok edilmesi yanlışının benzerini yapmayacaktır; devlet okullarını gericileştirirken, özel okulların laik okullar olarak kalmasına izin vermeyecektir. Yakın zamanda bu okullara da, seçmeli din derslerini açma ve bakanlığın gerici kuruluşlarla yaptığı projelerin özel okullarda da uygulanması zorunluluğunu getirecektir. Bu süreçte özel okulların bir bölümü, günümüzün vakıf üniversitelerinde olduğu gibi kraldan fazla kralcı bir tutum da benimseyebilecektir.  

Gerici uygulamalar özel okullara dayatılmasa bile, eğitimde fırsat eşitliği, laik ve bilimsellik bağlamında özel okullar sağlıklı bir çözüm değildir. Bu okullar temel niteliğiyle yoksulları dışlayan varsılları daha da ayrıcalıklı konuma getiren eğitimde fırsat eşitliğini yok eden kurumlardır. Ayrıca özel okulda okuyanların bir bölümü, her şeyi kendilerinin hakkı olarak görüp bencilleşmekte, piyasacı anlayışlara çok daha yatkın olmakta ve toplumsal kaygılardan uzak durmaktadır. Bu kesim, kişisel yaşamalarında laik ve bilimselliği benimsemiş olsalar da, genelde, (TÜSİAD’ın tutumunda görüldüğü gibi) toplumu din toplumuna dönüştürecek gerici anlayış ve uygulamalara pek aldırmamaktadır. Üstelik bunların bir bölümü, daha okul sıralarında kapağı yurt dışına atma planları yapmakta, laik ve bilimsel birikimlerini sömürgen ülkelerin hizmetine sunmayı istemektedir. Başka bir deyişle, günümüzün özel okullarından mezun olanların önemli bir bölümü, piyasalaşmanın savunucusu ve aracı olarak istemeseler de, gericileşmeye yardımcı olmaktadır.

Bu nedenlerle özel okulları gericileşmeye karşı bir seçenek olarak görmek pek gerçekçi olmamaktadır. Ancak devlet okulları laik ve bilimsel bir çizgiye dönüştürülene kadar, doğa ve toplum yararını gözetirken iktidarın parasal yaptırımlarına direnebilecek emekçi örgütlerinin, kooperatif anlayışıyla okul açması bir çözüm yolu olabilir.

Eğitim alanında büyük bir dönüşüm var ve AKP'nin acemilik yıllarındaki hamlelerinin ustalık döneminde dizginlenemez biçimde hayata geçtiğini görüyoruz. Toplumun küçük bir bölümü çeşitli biçimlerde bu hamlelere kendince yanıt üretse de emekçiler eğitim alanındaki bu saldırılara karşı seçeneksiz bırakıldı. Peki, emekçi sınıflar gerici eğitimle mücadeleye hangi araçlarla bağlanabilirler?

Bence emekçi sınıfları, gerici eğitimle mücadeleye çekmenin en etkin yolu, onların emeklerinin sömürülmesidir; bu sömürünün sürdürülebilmesi için emekçilere kurulan tuzaklardır. Orduda, fındık üreticilerinin, altın ya da başka maden aranmasına izin verilen yöredeki köylülerin, Soma faciasını yaşayanların, Tekel ve Renault gibi işçi grevlerini yaşayanların, HES’ler nedeniyle yaşamları alt-üst olanların başına gelenler ve 4+4+4 yasası, emekçi sınıfların gerici eğitime karşı bilinçlenmelerini kolaylaştırıp anlamlaştırabilecek olaylardır.

Örneğin, yaygın olarak emekçi aile çocuklarını gittiği okulların imam hatiplere dönüşmesi ya da bu okullarda imam hatip sınıflarının açılması ve 4+4+4 yasası doğrudan emekçi çocuklarının önünü kesen uygulamalardır. Emekçi çocuğu ya mesleki eğitimle yetinmek ya dini okulu seçmek ya da hiçbir geleceği olmayan açık liseye gitmek zorunda bırakılmaktadır. Bu konular da emekçinin anlamlı ve etkin bir biçimde gerici eğitime karşı çıkmasını sağlayacak araçlardır. Var olan piyasacı ve gerici sistem ve uygulamalar, DİB fetvaları, gerici söylemler ve bakanlığın hemen tüm karar ve uygulamaları, emekçi kesimleri gericiliğe karşı harekete geçirecek araçlardır. 

Dinselleşme ve piyasalaşma saldırısına karşı kamucu, laik ve eşitlikçi eğitimi savunanlar ne yapmalı?

Gericilikle mücadele bağlamında bir temel sorun, gerici olmayan laik ve bilimsel oldukları sanılan kesimlerin de iktidar kadar aymazlık içinde olmalarıdır. Örneğin Cumhuriyet rejiminin kurduğu CHP, pek çok konuda gericileşmeyi sorun etmemekte, sorun ettiği konularda da, kendi parti yandaşlarını bile harekete geçirememektedir. İşin özünde CHP’nin Amerikancılığı ve piyasacılığı bu tür davranışların önündeki en büyük engel olmaktadır. Laik ve demokratik kitle örgütü görüntüsü veren örgütlerin bir bölümü de, zaman zaman liberallikle toplumsallığı, inançla laikliği, bencillikle yurtseverliği karıştırmaktadırlar. Örneğin bu tür kesimlerin AKP’ye destek olarak türbanın serbestliğini savunmaları, yasa değişikliği olmadan bile, günümüzde ilkokul çocuklarının türbana sokulmasıyla sonuçlanmıştır.

Gericilikle mücadele bağlamda bir başka temel sorun, gericilikle mücadele araçlarının etkin bir biçimde kullanılabilmesi sorunudur. Dolayısıyla gerici mücadelede kullanılacak araçlarla ve yapılacak etkinliklerin ve bu etkinlikler sonunda istenen hedeflerin belirlenmesi için sağlıklı çözümlemeler ile hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracak plan ve programların yapılması önem kazanmaktadır. Piyasacılık ve gericilik birlikte dayatıldığı için karşı mücadelenin de özünü piyasacılık ve gericilik oluşturmalıdır. Bu bağlamda, sömürüye karşı olup laiklik ve bilimselliğe önceleyen emek örgütleri öne çıkmaktadır. Bu örgütlere, gerçek anlamda demokratik kitle örgütü niteliğindeki örgütlerin de desteği sağlanmalıdır. Bu çalışmaları yürütecek gönüllülerin ve/ya da sivil girişimlerin örgütlenmesi de önemli bir konudur. Bu arada, eğitim fakültelerinden başlayarak öğrencileri laiklik konunda duyarlı hale getirecek söyleşiler düzenlenmeli, piyasacılık ve gericilikle ilişkili uygulamalara kalkışıldığında anında tepki koyabilecek hazırlıkta olmak da önem kazanmaktadır.


Kaynak: Haber.sol.org.tr
Son Güncelleme: 07.03.2016 09:04
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol