26 Mart 2016 Cumartesi 20:44
Aydınlanma Hareketi'nden İstanbul'da kitlesel buluşma: Ben de varım!

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nin İstanbul Kadıköy'deki toplantısı, Sevinç Erbulak,  Enver Aysever ve Kemal Okuyan'ın konuşmacı olarak katılımıyla yapıldı. Caddebostan Kültür Merkezi'nin büyük salonundaki buluşmada Aydınlanma Hareketi'nin hedefleri ve kimliği anlatıldı. Önümüzdeki dönemde Aydınlanma Hareketi'nin nasıl bir pozisyon alması gerektiğinin konuşulduğu toplantıya katılım ve ilgi de oldukça yoğundu.

Yaklaşık bin kişinin katıldığı salon merdivenlerinin de tamamen dolduğu toplantıyı, kısa bir giriş konuşmasıyla açan Enver Aysever, Aydınlanma Hareketi'nin ilkelerini ve hedeflerini anlatması için ilk sözü Kemal Okuyan'a verdi.

"Gerçek bir mücadele yürüttüğümüzü herkes biliyor. Bir şeyi yaparken gerekli 3 şeye sahibiz. İnanıyoruz, gerçeğiz ve zamanlamamız doğru. Sevgili dostlar, bu kadar önemli bir fırsat yakaladıysak, o zaman üzerimize düşeni layıkıyla yapmak zorundayız"  diyerek sözlerine başlayan Kemal Okuyan, "Aydınlanma Hareketi, bir parti değil, solda birlik arayan bir proje de değil... Zaten yetti artık, birlik falan deyip, toplantılar yapıp sonra da dağılmak. Bunlar işe yaramıyor. Burasıysa üretim ve kavga yeri. Dolayısıyla biz burada insanları üyeliğe çağırmıyoruz. İmzalar şununla ilgili, iletişim, birbirimize nasıl ulaşabiliriz. Bu imzacı 6 kişide örgütün yöneticisi değiller. Biz işi kolaylaştırmak için görev üstlendik. Devam da edeceğiz buna. Programımız çok basit. İlk deklerasyon metnimizdir bizi birbirimize bağlayan" ifadelerini kullandı. 

HEDEFLER
Aydınlanma Hareketi'nin önüne koyduğu başlıkları aktaran Okuyan, şöyle konuştu:

"Bir kere, eğitim sistemindeki karanlığı ortadan kaldıracağız. Çocuklarımızla, yani bu ülkenin geleceğiyle oynama hakkına sahip değiller. İmam Hatipler kapatılacak. Önce İmam Hatiplere dönüşen okulları geri dönüştüreceğiz. Bu kavgayı sonuna kadar vereceğiz, hukuken, siyaseten, velilerle, öğrencilerle. Korkuyu, örgütsüzlüğü aşabilmek için somut örnekler yaratmak durumundayız. Somut örnekler yaratacağız. 

Yeni kimlik kartlarını dağıtmaya başladılar. Yakında bütün Türkiye'ye yayılacak. O kimlik kartlarında din hanesi yokmuş. Nerede yok? Kimlik kartının üzerinde. İçindeki çipte peki... O çipe hepimizin hangi dine mensup olduğumuzu yazacaklar. O çipten o bilgi çıkacak. Ben devlete hangi dine mensup olduğumu söylemek zorunda değilim. Hele bunlara hiç değilim. Çözüm orayı boş bırakmak değil. Yozgat'ta nasıl boş bırakacaksınız. Hangi nüfus dairesine gideceksiniz de sildireceksiniz? O bilgi devletin aklında çıkacak. Bunun kavgasını vereceğiz hep beraber. 

Zorunlu din dersi. Eminim, burada bulunan hiç kimsenin insanların inançlarıyla bir derdi yok. Kimse insanlarının ibadet etme özgürlüğüne karışamaz ama toplumsal yaşantının, eğitimin,  hukukun dinsel referanslarla örgütlenmesine izin vermeyeceğiz. Zorunlu bir din dersi olabilir mi? Zorunlu din derslerini kaldıracağız. Hem de her yolu deneyerek. Çünkü hakkımız var. 

'BUNA ENERJİMİZ VAR MI?'
"Attıkları her adımı takip edeceğiz" diyen Okuyan, "Ensar Vafkı'nda yaşananlar buz dağının sadece görünen kısmıydı. Biz görünmeyen kısmını da bulup parçalamak zorundayız. Buna enerjimiz var mı? Olmaz mı!" dedi.

"Elimizden geleni yapacağız ve moral üstünlüğünü sağlayacağız" diyen ve Enver Aysever'in Twitter'daki bir paylaşımından dolayı hareket ve tehditlere maruz kaldığını hatırlatan Okuyan, "Onlar moral üstünlüğünü kaybettikleri için Enver'e saldırıyorlar. İki gündür linç kampanyası. Neymiş? Enver Aysever, maça çıkartılan türbanlı çocuklarla ilgili son derece düzgün bir eleştiri yaptığı için. Vay efendim türbana karşısın. Evet, iki yaşındaki çocuklara namaz kıldırılmasına karşıyız, çarşaf giydirilmesine karşıyız. Efendim, anneler çocuklarını istedikleri gibi yetiştirmekte serbestlermiş. Hadi yahu, hangi bilim söylüyor bunu? Bir çocuğun psikolojik gelişiminden tabii ki toplum da sorumludur" dedi.

KARANLIĞI YENECEĞİZ
"Tüm bu saçmalıklara karşı elimiz çok güçlü. Yeter ki kafayı dik tutalım, korkmayalım ve aklımızla, örgütlülüğümüzle mücadele edelim" ifadelerini kullanan Okuyan, "Türkiye'nin bütün birikimi bizim arkamızda. Bunların arkasında ne var? Sapığı var, yobazı var, cahili var, bu toplum cahil olsa daha iyi olurdu diyen sözde bilim insanları var" dedi.

Okuyan konuşmasını, "Sevgili dostlar, giriştiğimiz iş dünyanınn en basit ve en zor işi. Zorluk bizde. Bizi sindirdiler. Sinmeyeceğiz. Kolaylık ise birikimimizde. Türkiye'nin aydınlanma birikimi eşsiz. Buna güveneceğiz. Yolumuz açık, karanlığı hep beraber yeneceğiz" sözleriyle bitirdi.

'UCUBELERLE MÜCADELE EDERİZ'
Kemal Okuyan'ın ardından sözü tiyatrocu Sevinç Erbulak aldı. Erbulak, Aydınlanma Hareketi'nin çağrısına neden "ben de varım" yanıtı verdiğini anlattı. 

Erbulak sözlerine,"Bir itirafta bulunayım. Bugün burada oyuncu kimliğimle bulunmayı tercih etmiyorum. 40 yaşındayım. Güzel bir yaşmış. 40 yaşını tecrübe etmeye çalışırken bu karanlıkta, bir kadın ve bir anne olarak, nicedir nefes almakta çok zorlandığım için, çok uzun zamandır umutlanmadığım kadar umutlandığım için buradayım" diyerek başladı.

Erbulak şöyle konuştu:

"Ben kişisel olarak, durumları, koşulları oldukça zor olan kadınların, annelerin, işini yapmakta zorlanan meslek sahibi kadınların hayatlarını nasıl kolaylaştırabileceğimizi aramak için buradayım.Mesela benim evladım satılık değil. Okumuşsunuzdur belki, ben evladını satışa çıkarmış aileler gözlemliyorum 10 bin liraya. Değil 10 bin liraya, 10 trilyona düşüncelerimi satmam. Eminim buradaki herkes de benim gibi düşünüyor. Bu çarpık eğitim sistemiyle sonuna kadar mücadele etmek için buradayım. Biliyorsunuz bizim ülkemizde heykellere ucube deniliyor. Bu zihniyete karşı açılan davaları da kaybettik genellikle ama esas karşımızdaki ucube ve ucubelerle cebelleşebileceğimize yürekten inandığım için buradayım. Annem-babamdan aldığım görgü ve yaşam bilgisinin kaybolmaması gerektiğini düşündüğüm için buradayım. Siz neden buradaysanız ben de o yüzden buradayım."

"Ben bu ülkenin şanslı bir azınlığından olduğumu düşünüyorum" diyen Erbulak, "Ben, gönül verdiği şeyi okuyabilen ve okulunu bitirdikten sonra istediği mesleği yapabilen şanslı azınlıktandım. Ama nicedir mesleğimi de, sanatın bütün dallarını da tehdit eden karanlığın karşısındayım. Bu karanlığa tek başıma bir fener yaksam yeterli olmayabilir ama bu salondaki herkes bir fener yaksa o karanlık birden aydınlanır" ifadelerini kullanarak konuşmasını bitirdi.

Sevinç Erbulak'ın konuşmasının ardından Enver Aysever, toplantıyı izlemeye gelen Aydınlanma Hareketi'nin ilk imzacılarından Barış Terkoğlu'nu kürsüye davet etti. 

Terkoğlu, "Ben birkaç gün önce bu kültür merkezine film izlemeye geldim. Salonlar, sokaklar bomboştu, insanlar sıra beklemeye korkuyorlardı. Ama burası öyle ki, laiklik deyince, aydınlanma deyince salonlar doluyormuş, hatta dışına taşıyormuş. Bunun için sizi kutluyorum" diyerek sözlerine başladı.

EN YASAKLI KELİME: LAİKLİK
Barış Terkoğlu, "İşte bugün de Türkiye'nin amiral dedikleri gazetelerinden birini açıp okuduysanız, 5-6 yaşındaki çocukların türbana sokulmasına karşı çıkan kişilere artık yobaz deniliyor. Vakıflarda böyle şeyler yaşanırken siz nasıl görmediniz-duymadınız demek yobazlık oluyor artık. Türkiye'de yobazlık tanımının değişmiş olmasının nedeni, bu salonda gördüğümüz cesaretin bazı insanlarda olmaması. Çünkü ülkemizin son dönemdeki yasaklı kelimelerinden bir tanesiyle biz burada söze başlıyoruz. Yeni anayasada değişsin mi-değişmesin mi diye tartışılan maddelerden birisi, laiklik var ya. Anayasada yazıyor, ders kitaplarında yazıyor ama Türkiye'nin bu dönemde en yasaklı kelimesi laiklik" dedi.

"Biz her şeyden önce bir yasağı kırıyoruz burada. Ve bunu, bir ilahiyat, felsefe tartışması yapmadan, çok net bir şekilde, 'O İslam mı doğru, bu mezhep mi doğru, gerçek İslam hangisi' bunlar olmadan kırıyoruz" diyen Terkoğlu, AKP'nin en büyük başarısının karşıtlarını bu tartışmaya hapsedebilmesi olduğunu söyledi. 

'JET FADIL' ÖRNEĞİ
"Hayır, bizim tam olarak savunduğumuz şey şudur; hangi mezhep, hangi inanç olursa olsun toplumsal alandan dışarıda kalsın. Biz bu kadar basit bir şey istiyoruz" diyen Terkoğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin iki büyük olgusuyla karşı karşıyayız bu dönemde. Biri din, biri de ahlak. Normal şartlarda aynı yerde durduklarını savunmalarına rağmen dincilerle ahlak aynı yerde durmuyor. Tam tersine, dinciliğin yükseldiği, siyasetin harcı haline geldiği yerde ahlaksızlığın da o denli büyük olduğunu görüyoruz. Burada bir tuhaflık, dengesizlik var. Hatırlarsanız Jet Fadıl hapse girdi, halkı bilmem kaçıncı kez dolandırdığı için. Çocukluğumdan beri karşımızda olan bir adam yine dolandırdı. Dolandırmasının yolu, insanların cebindeki paraların küçük küçük hareket edip Fadıl'ın cebine girmesi değil. İnsanların gerçekten aptal olması da değil sadece. Çok basit bir nedeni var. Çünkü, Cübbeli Ahmet denilen adam, o inşaatın başında durdu ve bu adama paranızı yatırmanız caizdir diye fetva verdi."

Terkoğlu, "Biz bu pisleğe kimsenin bulaşmasını istemiyoruz arkadaşlar. Ve bugün yaşadığımız buluşma, sinemaya gidemeyen insanları sokaklara döküyorsa, bu meselenin varlık-yokluk meselesi haline gelmiş olmasındandır" diyerek sözlerini noktaladı.

Buluşmada son sözü Enver Aysever aldı. Aysever konuşmasına "Sevgili dostlar televizyonculuk yaptığınız zaman çok önemli gözlem olanağına sahip oluyorusunuz, Aykırı Sorular’da olduğu gibi uzaktan değerli gibi görünen insanların karşınıza geldiği zaman beş kuruş etmediğini, bazen de kuşkulu baktığınız insanların hayatın içerisindeki duruşunu ne kadar yukarıda olduğunu görüyorsunuz" diyerek başladı. 

"Türkiye’nin dibine dinamit koyanların kimler olduğunu ben kendi adıma gayet iyi biliyorum" diyen Aysever, "Tarihsel bir çözümleme yaptığımız zaman Türkiye’de askerlerin NATO ordusu olarak damgalanarak 12 Mart ve 12 Eylül’de Türkiye’nin bütün sol birikimini yok ederek anahtar Teslim Türkiye’yi dincilere yobazlara verdiğini artık bilmeyen yok. Bunların başına da Özal’ı koydular. Recep Tayyip Erdoğan liberal tezlerin İslam ve milliyetçilik sosuyla bulanmış Saray sultanı ve dalkavuk uygulamasıyla yükselmiş bildiğini gericiliğin kalesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana yüzünü Batı’ya dönmüş Türkiye dün itibariyle bir IŞİD’li çıkıp Mustafa Kemal içim p.ç diyor ve kimse kılını kıpırdartmıyor, bu ayıp hepimize yeter. Kurucusuna bunu söyleten bir ülke söyleyen kadar suçludur. Çocuklarına tecavüz edilmiş bir ülkenin yaşamaya hakkı yoktur" ifadelerini kullandı.

'AHMET HAKAN ŞARLATANDIR'
Ahmet Hakan'ın kendisine "yobaz dediğini hatırlatan Enver Aysever, şöyle yanıt verdi:

"Ahmet Hakan denen adam bugün Hürriyet’te bana yobaz diyor Ben de kendisine burdan söylüyorum: Ahmet Hakan yobaz değildir bildiğiniz şarlatandır. Orada bir iki gün daha kalabilmek için kişiliğinden memleketinden vazgeçenlere karşı Nazım’ın izinden gelen ve memleketine sahip çıkan milyonlar var biz az değiliz, Türkiye kimsenin babasının malı değildir. Elbetteki aydındılanmacı olacağız elbetteki bilimi ilerlemeyi savunacağız elbetteki kadın evde bir süs bitkisi olmayacak dünyanın gittiği yönde Türkiye de girmek zorunda kalacak, başka yol yok. Bana diyorlar ki ’45 çocuğun tecavüzünde hepimiz suçluyuz’ hadi oradan! ben suçlu değilim, ben yalan söylemedim. Size şerefimle söylüyorum ki AKP’yi pazarlayan yetmez ama evetçileri affetmeyeceğim. Akil adamım diye ortaya çıkıp ülkeyi kan gölüne çevirenlere hayatımda yer vermeyeceğim."

ARKADA ÖSO TEZAHÜRATLARI...


"Dünden beri havuz medyasının her yerdinde fotoğraflarım var" diyen Aysever, "Ne demişim: Suriyeli gariban çocukları memleketelerinden koparmışsınız başları bağlı futbolcuların yanına dizmişsiniz arkada Özgür Suriye Ordusu’nun tezahüratlarını yapmışsınız! bu deli gömleğini yırtacağız. O çocukları da eşit, laik cumhuriyetin çocukları yapmak bizim boynumuzun borcu" ifadelerini kullandı.

'KİM DAHA UTANMAZ'
Aysever, "Öyle bir çirkefin içindeyiz ki bir adam 45 tane çocuğa defalarca tecavüz ediyor, o ülkenin bakanı münferif diyor, aileler de 10 bin lira karşılığında olaya eyvallah diyor. Kim daha suçlu kim daha utanmaz!" dedi.

Toplantı katılımcıların soruları ve ilk imzacıların sorulara verdiği yanıtlarla son buldu.

Enver Aysever, salona üç kez aynı soruyu sordu, her seferinde daha güçlü bir şekilde aynı yanıtı aldı: Ben de varım!

 


Kaynak: Haber.sol.org.tr
Son Güncelleme: 26.03.2016 20:44
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol