08 Mart 2016 Salı 07:45
Av. Özlem Şen Abay: 'Bu karanlıktan örgütlenerek çıkacağız'

8 Mart ve Türkiye denilince akıllara gelen en önemli problemin tüm ülkeyi ama özel olarak kadınları çevreleyen gerici kuşatma olduğu ortada. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir çağrı metni ise gericilikle mücadele konusunda son zamanlarda atılmış en anlamlı adım olarak görülüyor. Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nden söz ediyoruz. Hareket adına çağrı metnine imza atan 6 isimden birisi de hukukçu Özlem Şen Abay.

Abay'la yaptıkları çağrının ne anlama geldiğini, gericilikle mücadelenin kadınlar açısından nasıl bir önem taşıdığını konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde “Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi” adına sizin de aralarında bulunduğunuz 6 imzalı bir çağrı yayınlandı. “Türkiye'nin bir İslam Devleti olarak ilan edilmesine ramak kalmıştır” tespitini yaptığınız ancak gericiliğin kader olmadığını vurguladığınız bir mücadele çağrısıydı bu. Gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin bu şiddette bir dönüşümün eşiğinde olduğu doğru mu, yoksa bu, durumun vahametini göstermek için bilerek şiddetlendirdiğiniz bir dil mi?

Doğru olan vahameti şiddetlendirilmiş bir dönüşüm durumunda olduğumuz. Öyle ki, nicedir Türkiye İslami kanunlarla olmasa bile İslami referanslarla yönetiliyor. Yani tabloyu daha kötü resmetmeye çalışmıyoruz, tablonun kendisi vahim bir görüntü sergiliyor. AKP iktidarı boyunca şiddetlenen laikliğin tasfiyesi süreci ile karşı karşıyayız. Uzun yıllardır bu referansları Türkiye halkına hukuk olarak belletmek için atılmadık adım kalmadı. Böylece İslami dünya görüşü yıllar içinde siyasal alana ve kamu yönetimine tümüyle egemen hale getirildi. Dinin siyasete egemen ve araç olması yetmedi, aynı zamanda bunun da sonucu olarak toplumsal ilişkiler de dinsel kurallarla yönetilmeye başlandı. Hukuktan, eğitime, sağlıktan, kadın erkek ilişkilerine, özetle toplumsal alanda her ilişki biçimi bahsettiğimiz süreçten payını aldı. Şimdi artık insanlar kendilerini, kendi küçük yaşam alanlarında daha da sıkışmış ve hapsedilmiş hissediyorlar.

Çağrı metninin kadınlar açısından ayrı bir anlamı olduğunu düşünüyor ya da bu hareketin kadınlarla buluşmasını özel olarak önemsiyor musunuz?

Anlatmaya çalıştığım hapsedilmişlik duygusunu en fazla kadınlar hissediyor. Genç, yaşlı, eğitimli veya eğitimsiz, çalışan veya evde çalışan, toplumun her kesiminden kadınlar toplumun dışına itilerek evlerine hapsedilmeye çalışılıyor. Onlara biçilen kader “kutsal annelik” ve mümkünse “en az üç çocuk” doğurmaları. Karşısına çıkardıkları “özgür kadın” imajı ise bir şekilde hep suçlu. İstanbul’da tecavüze uğrayan genç kadının öncelikle o saatte sokakta ne işi olduğu sorgulanıyor. Şiddete uğrayan kadının ise “sınırları ve sabrı zorladığı” yönünde genel bir kanaat oluşturuluyor. İşte bu tabloda kadınların kendi tercihlerine ve yaşamsal konularda karar verme haklarına sahip çıkmaları çok daha elzem. Hareketimiz dinci gericiliğin defedileceği özgür ve aydınlık bir gelecek için kadınları mücadeleye çağırıyor.

'Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi' çağrısı

Metinde bir özgürlük tanımına da kapı aralıyorsunuz, örgütlü davranmanın bir ön koşul olduğu vurgusu var sanki. Öte yandan özgürlük kavramı yıllarını “türban sınavı”na verdi, inancını yaşama özgürlüğü büyüktür inançsızların özgürlüğü denklemi kuruluyor. Sizin yaklaşımınız ne olacak bu meseleye?

Kişilerin inanç ve ibadet özgürlüğü elbette asıldır. Ancak bu inanç sisteminin siyasallaştırılarak kamusal alanı düzenlemesinin tümüyle karşısındayız. Bu konuda çok net bir yaklaşımımız var.  Çünkü dinsel referanslarla yönetilen kamu düzeninde herhangi bir denklemin eşitlikte sonuçlanması mümkün değil. Her durumda hakim olan, dini anlayış büyüktür diğer her şey oluyor. Zira egemen olan düşünce bilimsel olanın çok dışında ve karşısındadır.

Çok dillendirilen bir tutum var, “muhafazakâr” erkek kamusal yaşama girebiliyor da kadın neden giremiyor diye? Türban özgürlükçülerinin temel argümanlarındandı. Haklı değiller mi?

Üniversitelerde kılık kıyafet yönetmeliğinin tartışılmaya başladığı dönem 90’lı yılların ortaları, türbana özgürlük kampanyasının tepe noktası ise 96-98 yıllarıydı. Kılık kıyafet yönetmeliğinin değişmesi için mücadele veren, türbana özgürlüğü savunan harekete destek veren sol kesimler olduğu da hatırlardadır. O yıllarda ben de üniversite öğrencisiydim ve “türban neyi örtüyor” başlığıyla bir siyasal kampanya yürütmüştük. Ne kadar doğru bir yerde konum aldığımız şimdi çok daha net. Zira bugün nihayet türban ilköğretime kadar girmiş vaziyette. Çünkü sorun muhafazakâr erkeğin ya da türbanlı kadının kamusal yaşama girmesinde değil, türbanın kamusal alanının dinselleştirilmesinde bir silah olarak kullanılmasında. Biraz önce değindiğim gibi, dinin bir doğası var ve toplumsal yaşamı düzenleyen kuralları bu doğaya tabi kıldığınızda kendi mantıksal sonuçlarına doğru ilerlemesi kaçınılmazdır. Bugün iki yaşındaki kız çocuklarının örtülere hapsedilmesi, türbanın bir özgürlük talebi haline getirilmesinin bedelidir.


Av. Özlem Şen Abay - 5 Mart 2015, Aydınlanma Hareketi İzmir toplantısı

Kadınlar üzerinde büyük bir kuşatma var. Dinsel kurallara göre yaşamayan kadınlar ahlaksız olarak kabul edildiği gibi, her türlü baskı ve tacizi hakettiği fikri benimsetilmeye çalışılıyor. Aydınlanma Hareketi buraya nasıl müdahale edecek? Somut adımlar planlıyor musunuz?

Kadınlar üzerinde son dönem yoğunlaşan şiddet ve baskı ortamı münferit bir takım vakalarla, 3. sayfa haberleri ile resmedilemeyecek kadar derin ve sistematik bir problem. Çünkü muhafazakâr yaşamın temel nesnesi kadın. Erkeğin ahlakı dahi evdeki kadının ne kadar ahlaklı olduğuyla ölçülüyor. Ancak aynı ahlak anlayışı bir yandan da küçük yaşta kız çocuklarına duyulan şehveti normal karşılayabiliyor. Dolayısıyla kadına karşı baskı her alanda sistematik olarak örgütleniyor ve susmaları için şiddet teşvik ediliyor. Çağrımız son derece açık. Gericiliğe karşı hep birlikte örgütlenerek bu karanlıktan çıkmayı hedefliyoruz. Kadınların aydınlanma mücadelesinde hem elleri güçlü hem de yolları çok daha açık. Türkiye’nin dört bir köşesinde, az çok demeden yapacağımız her toplantıda kadınların öncü olmasını diliyoruz.  

Siz bir hukukçusunuz da. Kadınların mağdur edildiği, iyi hal indirimlerinin havada uçuştuğu bir adalet atmosferi var ülkede. Öne çıkan davalar oluyor, bazen adliyelerde buluşuyoruz. Meselenin özünde özgün bir kadın düşmanlığı mı var yoksa bahsettiğiniz “İslam Devleti”ne sürüklenişin bir etkisi de var mı?

Problemin temelinde yatan sorunlar kamusal alandaki düzenlemelerden besleniyor. Mesele ‘bir takım kötü adamlar kadınlara zarar veriyor’dan ibaret değil, yukarıda bahsettiğimiz gibi. Zira kadın cinayetlerinde iyi hal indirimi temel bir indirimmiş gibi her vakaya uygulanıyor. Teşvik eden yasal düzenlemeler mevcut, kadınları şiddetten korumaya çalıştıkları ise çok büyük bir yalan.   

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi'nde 'Ben de varım' diyenler İzmir'de buluştu

Gericilikle mücadele çağrınızın “en geniş birliktelik” arayışı olacak mı? Kimler bu çağrının kapsama alanına giremez, gericiliğin sembol ismi olarak Erdoğan nefreti yaygın mesela, ama yeterli olacak mı?

Çağrımız dikkatle okunduğunda çok belirgin bir ayrım noktası göze çarpacaktır. Biz aydınlık bir geleceğin örülmesinden bahsediyoruz. Ancak bu mücadelenin bir çeşit din düşmanlığı olarak lanse edilmesinin de kesinlikle karşısındayız. Biz dinin siyasal ve toplumsal alanda tahakküm kurmasından nemalanan her türlü kesimin karşısındayız. Patronların kendi düzenlerini sürdürmek adına dini kullanmalarına, her türlü piyasacı anlayışa, şovenizme ve milliyetçiliğe, emperyalizme, emperyalist odakların içinde bulunduğumuz bölgedeki karanlık planları için cihatçı çetelerle yaptıkları işbirliğine karşıyız. Yüzünü Anadolu’nun aydınlık geleceğine çevirmiş, boyun eğmeyen, emekten yana halkımızla ise birliğiz.  


Kaynak: Haber.sol.org.tr
Son Güncelleme: 08.03.2016 07:45
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177