09 Şubat 2016 Salı 14:03
Allah Abdullah Muheysini ile Foti Benlisoy’a sabır versin

Kestane, gürgen, palamut… Beş yıl önce her birinden birer tane Halep’e, Şam’a ve Deyrezzor’a dikseydik, şimdiye dile gelir, El Kındî’yi, I. Boemendo’yu, İbrahim Hananu’yu, Edip Çiçekli’yi, Halid Bektaş’ı filan sular seller gibi anlatırlardı.

Çünkü bu gözler gördü. “Suriye’de Nusayri rejimi var” diyen “solcu” gördü. Şimdiyse, aynı solcunun çok devrimci partisi, Lübnan’a “Hizbullah turizmi” düzenlemeyi düşünüyor.

Çünkü bu gözler gördü. Cihatçı katiller Kürtlere saldırana kadar elini ovuşturan “solcu” gördü. Bugünlerde hepsi, “Ortadoğu’nun en seküler hareketi” türküsünü çığırıyor.

Çünkü bu gözler gördü. Kürt Ulusal Konseyi ile Kürt Yüksek Konseyi arasındaki farkı bilmeyen genel yayın yönetmeni gördü. Üstelik, “gidip görmesine” rağmen… Şimdilerde aynı genel yayın yönetmeninin gazetesinde, Halep’teki cihatçıların tepelenmesine üzülen bir yazı yayımlanıyor.

Tamam, bu işlere hasbelkader bulaşmış hiçbirimiz allame değildik; hala değiliz. Bazı şeyleri el yordamıyla bulduk, hâlâ her gün yeni şeyler öğreniyoruz Ortadoğu’ya ilişkin. Ama bilmediğimiz konularda ahkâm kesmek yerine dinlemeye çalıştık. Bilmiyorsak en azından susmaya, konuşacaksak da araştırmaya gayret ettik.

Kestane, gürgen, palamut… Bırak ağacı, odunu; taş bile beş senede Suriye’den bir şeyler kaptı.

Foti Benlisoy, Suriye’de silahlı-külahlı işlerin başlamasından 1 yıl sonra dahi, “Lübnanlaşma” başlığı altında, “dış güçlerin desteklediği terörist konspirasyon” tezlerini “muhafazakar-polisiye kafa” diye aklınca aşağılıyordu.(*) “Mezhepçi şiddetin bir numaralı sorumlusu elbette rejimin mezhepsel ve etnik ayrımları kendi lehine işlevli kılmaya dönük stratejisi” demek cehaletten ibaret sayılamaz. Burnu büyüklük ve malumatfuruşlukla karşısındakini de aşağılar: “Böylesi bir şeyin [Suriye’deki “kurtarılmış bölgeler”in] asgari düzeyde dahi halk desteği olmadan gerçekleştirilemeyeceğini öngörmek için illa ki Lin Biao okumuş olmak gerekmediğini hatırlatıp geçelim.” ÖSO’dan bahsediyor! 2011’deki silahlı saldırılardan, daha o zamanlarda dahi “küresel cihat” ağının Belçika’dan Suriye’ye adam taşıdığından, bir “Nusret” cephesi olarak Lübnan’dan Suriye’ye giriş yapan cihatçılardan haberi yok. “Biliyor da kulağının üstüne yatıyor” değil, gerçekten bilmiyor.

Yazarımız malum yazısında Rusya’nın IŞİD’le savaşı “kılıf” olarak kullandığını, aslında amacının “rejime arka çıkmak” olduğunu söylüyor. Ne büyük buluş! David Ignatius’la bir arkadaşlığı var mı acaba? Halep’in “düşeceğini” de neo-con The Daily Beast’ten öğrenmiş olmalı. Keşke birazcık Kadri Gürsel okusa da, daha derinlere inse.

“İsyancılar” mevzusu ise, benim gördüğüm kadarıyla en fazla tepki çeken yerlerden olmuş. Benim en az önem verdiğim yer bu kısım oldu. Suriye ve Ortadoğu’ya ilişkin tek kaynağı Batı’daki yayınlar olan birisinin, “rebels”ı görünce yapıştırması çok da anormal değil. Arapça yer isimlerini ve özel adları hala “Al Mohammad” filan gibi yazan birisinden, fazla şey bekliyorsunuz. Üstelik aynı kişi, Hillary Clinton’la “After Assad” projeleri yapan “Yerel Koordinasyon Komiteleri”ni bize neredeyse şûra iktidarı diye yutturmaya kalkmışsa... Sahi, fikri takip için bile, bu dostumuzun “n’oldu bizim komitelere” dediğini duydunuz mu?

Derdim bu kişinin yazıp çizdiklerini tek tek ortaya dökmek değil. Derdim, Ortadoğu’da yazdığı tek bir satır bile doğru çıkmamış, herkesin bildiği şeyleri “üsluplu” tekrar eden birinin yazısına bir gazetenin neden yer verdiği de değil.

Derdim, tarihin hep bu adamları haklı çıkarmak için akıyor olması. Cehaletini örteceği bir tarihî menkıbeyi illa ki bulup çıkartacaktır. Foti Benlisoy türü yazı yazma rehberi, biraz da bunun için vardır. Tarih, yolunda akmamakta, Benlisoy’un bugününü meşrulaştırmak için kıvrıla kıvrıla gelmektedir. O hep çığırdığı “aşağıdanlık” türküsü, aslında zeka ve bilgi küpü yazarımızın tarihi önüne sermek için yaptığı küçük bir numaradır. Mısır olmazsa, Libya olur; o da olmazsa Suriye var. Ortadoğu elimizde mi patladı? Oradan Kiev’e uzanırız, belki Hong Kong’da bizim için küçük bir isyan vardır, ha? Yunanistan’ı hiç saymıyorum. Çok şeyler olabilir diyorlar, her olasılık güncelmiş.

Şiarımız: Olduğu kadar… Birkaç paragraf önce “Vekâlet savaşında her tür sürprize açık olmak gerek” diye analiz attırırken (yine büyük bir buluş), yazıyı “Suriye halkı kendi ülkesinde değil, Riyad’da, Ankara’da, Tahran’da, Washington’da, Moskova’da çoktan yenildi… Savaşın kazananı kim olursa olsun bizim safımız o çoktan kaybetmiş olanların yanı…” diyerek bitirmek, tam da “tarih benim için aksın” sabit fikrinin bir tezahürü. Yahut belki de, “alışmak sevmekten daha zor geliyor”dur!

O nedenle, hakikatin kendisinin hiçbir önemi yok. O tarih, Foti Benlisoy’un ayağının dibine akacak, işte o kadar. O yenilmeyecek, yanılmayacak. Blog yazarlığından fıkra muharrirliğine terfi edecek. En önce ona danışılacak. Bilmiyorsa bile “bilirim” diyecek. “Jeostratejik aklı” eleştirecek ama Halep üzerine jeostratejik mülahazalar yapacak. Çelişki mi? Çelişki zaten şanındandır. Teori ağacı griyse, hayat ağacı yeşil değil midir? Her şey olur.

Hülasa: Eeey Suriye hakkında yazıp çizmek isteyen, ama bölgeye dair çok az şey bildiğinden yakınan genç dimağ! Üzülmeyesin. Bizim tezgahta her tür mala yer var. Kestane, gürgen, palamut… Eksiğin yok, fazlan ise olmasa da olur.

* O kafayla bu kafayı yan yana getirmek mümkün oluyorsa, biz de bir deneme yapalım. Aşağıdaki satırları Soli Özel yazdı. Farkı bulana ya da getirene Rakka turu bedava…

İçerideki bu durumu perçinleyen ve Türkiye’yi tam da tasavvur edemeyeceğimiz bir kıskaca götüren diğer gelişme ise Halep’in düşme olasılığının yükselmesi. Rus uçaklarının desteklediği Suriye ordusu Türkiye açısından son derece yüksek stratejik/coğrafi öneme sahip Azez’e yakın Tal Rıfat’a 10 kilometre kadar yaklaşmış durumda. Düşmesi halinde Azez’in korunması mümkün olamayacak.

(...)

Halep’in düşmesi rejim açısından büyük bir zafer, insani açıdan ise bir felaket olacaktır. Türkiye sınırlarına, kentin düşmesi halinde yüz binlerin yığılması beklenir. Stratejik olarak müttefiklerinin yenilgisine mâni olamayan, Türkmenleri koruyamayan, PYD’nin sırtını iki büyük güce dayayarak alanını doğuda ve batıda genişletmesini engelleyemeyen Türkiye’nin Suriye politikası bu durumda iyice çökmüş sayılmalıdır.

 


Kaynak: Haber.sol.org.tr
Son Güncelleme: 09.02.2016 14:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177