06 Eylül 2016 Salı 10:20
Yüzyıllık dostluğun kumarını oynuyoruz

Avusturya’nın başkenti Viyana’daki havalimanında Erdoğan karşıtı ve Türkiye’yi rencide edici cinsel içerikli mesajlar yayımlanınca, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Avusturya’yı ‘ırkçılığın başkenti’ olarak niteledi. Avusturyalı mevkidaşı Sebastian Kurz ‘sakinlik’ çağrısı yapsa da, 31 Ağustos’ta ise Türkiye Dışişleri, Doç. Dr. Ladstatter üzerinden kazının Avusturyalı ekipten alınması yönünde Kültür Bakanlığı’na çağrıda bulundu.

-Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün iki ülke arasında ürettiği kültürel zenginlik, yeterince çıplak bir delil sayılmıyor mu? Bu koşullar altında ‘bürokrasi masası’nın her iki yanından, Türkiye ve Avusturya adına beklentileriniz ve duygularınız nedir?

Şu anda inanılmaz üzgünüm. Geçmiş yıllara baktığımızda, son derece verimli ve harika bir işbirliği görebiliriz; ben her gün Türkiye’de, burada olmaktan dolayı hep keyif aldım. Türkiye insanının Avusturya’dan kaynaklanmış birtakım yorumlara gösterdiği hoşnutsuzluğu ise tümüyle, sonuna değin anlıyorum.

Bunun hiçbir lüzumu yoktu ve pek çok ifade de inciticiydi. Bunun için çok üzgünüm ve utanç içindeyim. Bu şekliyle bizler, yüzyıllardır süren bir dostluk üzerinden kumar oynuyoruz. Elbette, bu noktada sadece siyasilerin ve insanların saygı ve diyalog yoluna geri dönüş yapabileceklerini umut edebilirim. Bilim, politik meselelerin kurbanı haline dönüştürülmemeli. Ancak görüyorum ki, o sınır da çoktan aşıldı. Bir bilim insanı olarak birlikte yapabileceğimiz ne varsa, ben de yapacağım.

Küresellik gerekli

-Türkiye, Avusturya veya uluslararası çıkışlı meslektaşlarınızla bu süreci aşmamıza nasıl katkınız olabilir?

Bilim insanlarının yapabileceği yegâne şey, işbirliği. Ortak proje ve etkinliklerimizi, kolokyum ve uluslararası benzeri girişimlerimizi mükemmel, saygın bir seviyede korumak adına çabalarımızı yoğunlaştırmalıyız. Türkiye elbette ki arkeolojik kazı alanları açısından zengin ve yeni araştırma merkezleriyle tanınır hale geldi. Ancak araştırmanın ‘zirve’de olabilmesi, küreselleşmesinden geçiyor. Lütfen şunu unutmayın; Efes yalnızca Avusturyalı arkeologlara bağlı bir proje değildir. Burada yirminin üzerinde ülkeden, 200’ü aşkın bilim insanı emek vermektedir. Kaldı ki aralarındaki Türk meslektaşların da sayısı çok fazla. Ben 10 yıl evvel bu vizyonla, uluslararası bir araştırma platformu fikri ile yola koyuldum ve halen buna inanıyorum.

Mühürlemeler ‘rutin’di

-Kimi haber kaynaklarında kazı evlerine ait depoların resmi otoritelerce mühürlendiği yazıldı...

Burada bir yanlış anlaşılma var. Buluntu depomuz mühürlüdür; ama bu her yıl sezon sonunda güvenlik tedbiriyle alınmış bir uygulama.

-Bu sezona bakınca, kazı alanının geneliyle ilgili bir endişeniz veya üzerinde çok durduğunuz birkaç buluntu var mıdır?

Hayır, kalıntı ve anıtlarının güvenliğinden sorumlu Türk meslektaşlarıma kesinlikle güveniyorum.

Krizler önemli anlardır

-Enstitünün bu tür ‘krizleri’ daha önce de yaşadığını biliyoruz. Sanıyorum üç kez durmuştu kazılar. Bu yeni krizi nasıl aşmalı?

Krizler durup nefeslenmek için önemli anlardır. Bundan sonraki ilk adım, soru sorabilmek; bu neden oldu diyebilmektir. Bundan sonra daha doğru bir yola nasıl yönelinebilir? Yanlışlar nerede ve gelecekte bu yanlışları tekrarlamamak adına nasıl bir önlem alınmalıdır? Bu tam olarak ilerideki haftalarda benim de yapacağım şey olacak.

Umarım 20 yıl beklemem

- Bu söyleşi vesilesiyle vermek istediğiniz ‘küresel bir mesaj’ var mı?

Efes’in bir önceki kazı başkanı J.Keil, 20 yıldan sonra, 1953’te kazı alanını ziyaret ettiğinde, günlüğüne şöyle not almış: “Burada, kazı alanında olmak, hayatımın en mutlu günü!” Umarım ben de bu anı yaşamak için bir 20 yıl daha beklemem!

-Alandaki akademik personelin güvenliğinden endişeli misiniz?

Hayır, asla. 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsünden sonra bile böyle hissetmedim ve halen de, Türkiye’de aynı emniyet duygusunu taşımaktayım.

Heraklitos, her şeyi anlatıyor’

-Martta Efes’in kazı geçmişine dair bir sunum yaptınız. Oradaki antik dünyadan yapacağınız ‘yerinde’ (In situ) bir tespitle, bugünün demokrasi ve uygarlığına mesajınız ne ?

Arkeolojik kazı alanları size bir yanıyla sonsuzluğu, diğer yanıyla yok olup gitmeyi gösteren yerlerdir. Bu karşıtlık aynı zamanda hem büyüleyici, hem de iç karartıcıdır. Ve zaten Efesli filozof Heraklitos’un milattan önce 5’nci yüzyılda dediği gibi, “Panta Rhei” / “Her şey uçar, hiçbir şey kalıcı değildir.”

 

 

 

 

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 06.09.2016 10:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol