05 Mart 2016 Cumartesi 20:40
Yeditepe’nin unutulanları

İstanbul… Farklı kültürlerin bir arada buluştuğu nokta. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan, ülkelerinden çeşitli sebeplerle kaçanların ebedi durağı…Ermeniler, Rumlar, Yahudiler… Peki ya bilmediklerimiz? Bulgarlar ve Beyaz Ruslar; kültürleri ve bıraktıkları yapılarla İstanbul’da iz bırakanlardan...

 

Mücadelenin izi: Demir Kilise

Haliç kıyısında yer alan Stevi Stefan Bulgar Kilisesi, diğer adıyla Demir Kilise. Osmanlı Devlet’inde İstanbul nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan topluluklardan biri olan Bulgarlar, Bizans ve ardından Osmanlı egemenliği altında dinsel açıdan bağımsızlık mücadelesi verdiler. Uzun yıllar Fener Rum Patrikhanesi altında faaliyet gösteren Bulgarlar, Rumların baskılarından rahatsız olmaya başlamıştır. Osmanlı tarihinde Aleko Paşa olarak bilinen Bulgar asıllı Osmanlı devlet adamı Stefan Bogoridi, Sultan Abdülmecid’e bir mektup yazarak İstanbul’da yaşayan Bulgar cemaati adına bir papaz evi kurulması için müsaade istemiş, bir yıl sonra da padişah tarafından onay çıkmıştır.

 

Tek Demir Kilise

Stefan Bogoridi, şu an üzerinde Stevi Stefan’ın bulunduğu, kendi mülkü ve üzerinde kendi evi bulunan arsayı bağışlar ve 1849 yılında ahşap kilise inşa edilir. Kilise Aziz Stefan adıyla takdis edilir, böylece mülk bağışlayan Stefan Bogoridi de onurlandırılır. Bulgar Kilise Cemaati Rum Patrikhanesi olan bağlılığını reddetmiş,1870 yılında padişah fermanı ile bağımsızlığını kazanmıştır. 1860 yılında yapılan Paskalya ayininde ise Bulgar cemaati sevincini şöyle haykıracaktır:

“ Patriği anma Sultanı an… Patriği anma Sultanı an…”

Bu cümleler bir yandan Rum patrikhanesine bir öfke anlamını taşırken, diğer yandan dönemin padişahı Abdülmecid’e bir teşekkürdür. Bugün binanın üzerinde Abdülmecid’e Slavca teşekkür yazısı vardır.

Bulgar cemaatinin kilise sevinci ise 1898 yılında çıkan yangınla yerini üzüntüye bırakır. Asırlar boyunca büyük mücadele ile kazanılan dini bağımsızlığının sembolü olan Stevi Stefan kilisesi; ahşanın yanması, zeminin Haliç’e doğru kaygan olması ve İstanbul depremleri sebebiyle demirden yeniden inşa edilmeye karar verilir.

 

Osmanlı’da ilk prefabrik yapı

Osmanlı Devlet’inde ilk prefabrik yapı olan Demir kilise Avusturya’nın Viyana şehrinde Hovsep Aznavour tarafından çizilip, Rudolf von Wagner şirketi tarafından yapılır. Kilise için toplam 500 ton ağırlığında demir dökülür. Dökülen demirler ilk önce Viyana’da ,daha sonra ise sökülerek Tuna nehri üzerinden Boğaz yoluyla İstanbul’a getirilerek burada birleştirilir. Çanlar ise Rusya’nın Yaroslavl şehrinde dökülür. Dünyadaki tek Demir Kilise aynı zamanda Osmanlı toprakları üzerindeki ilk prefabrik yapı olan Stevi Stefan 8 Eylül 1898 yılında kutsanarak ibadete açılır.

Bir dönem İstanbul’da hatırı sayılır nüfusa sahip, bugün ise nüfusu oldukça azalan Bulgarlar için Demir Kilise asırlar boyunca yapılan bir mücadelenin eseridir. Bulgarlara göre bu anıt kilise, dünyadaki her Bulgar için heyecan duyulacak gurur ve güven vesilesi iken; zamanla mozaiğini kaybetmiş İstanbul için ise tarihe düşülmüş önemli bir nottur.

 

Tepeden bir bakış: Kutsal Üçleme

Tarih 1917, Rusya’da Bolşevik Devrimi. Komünist rejimden kaçan Beyaz Ruslar soluğu İstanbul’da, özellikle de Karaköy’de alıyor. Bugün, İstanbul’un kültürel yaşamının değişmesine ön ayak olan Beyaz Rusların izlerini bulmak, varlıklarını kanıtlamak için; Yahya Kemal’in şiirinde dediği gibi ‘ Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul’ deyip, tepelerden kuş misali tarihin tozlu sayfalarına erişmek gerekir. İlk olarak 1870 yılında Aya Andrea,1878’de Aya Panteleymon ve daha sonra 1879’da Aya İlia yapılarak Kutsal Üçleme tamamlanmış.

Karaköy’de apartman kiliseleri ya da şapelleri olarak bilinen Beyaz Rus yapılarına bakmak için yüksek bir yerde olmalısınız. Bir apartmanın hemen girişinde yer alan, dikkatlice bakılmadan gözükmeyen küçük bir tabelada “Aya Panteleymon Kilisesi 6. Kat” yazıyor.

Merdivenleri tırmanıp, küçük daireleri aştıktan sonra en üst kattaki küçük bir merdiven aralığından şapele ulaşıyor ve tarihin unutulmuş bir sayfasına giriş yapıyorsunuz. 19. yüzyılda Çarlık Rusya’sının Panislavizm politikası Ortodoks dünyada etkisini arttırmaya çalışıyor. Osmanlı egemenliği altından bulunmayan tek patriklik olan Moskova Patrikhanesi ise Kudüs’te Ortodokslar tarafından kutsal sayılan yerlerin kendine devredilmesini istiyor. Aya Panteleymon Kilisesi ise böyle bir ortamda; Rus hacıların ve din adamlarının hac yaptıkları Kudüs’e seyahat ederken kullanılması amacıyla yapılıyor.

 

Rus kilisesi Rum cemaatinde

Zaman geçiyor, tarih değişiyor. Bolşevik Devrimi ile birlikte kiliselere yapılan yardım kesiliyor. Sahipsiz apartman kiliselerin yeni sahibi ise, komünist rejimden kaçan Beyaz Ruslar oluyor. Kiliselerin tapusu ise Rum cemaatinde. Nedeni ise belli. Rusya komünist rejime geçtikten sonra komünistlerin kilisesi olmayacağı için devreye Fener Rum Patrikhanesi girmiş ve devletin el koymasını önlemek amacıyla böyle bir idari düzeltme yapmış.

Aya Panteleymon’a girince, içerisinin son derece küçük ama sevimli bir yapısı olduğunu fark ediyorsunuz. Renkli bir görünüme sahip olan apartman kiliseden manzarayı izlerken, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış İstanbul’un gizli bir sayfasına tanık oluyor ve şehrin ara sokaklarında daha ne gibi mucizelerin yattığını düşünüyorsunuz.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 05.03.2016 20:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177