15 Şubat 2016 Pazartesi 06:20
'Türkiye en çok dini alanda dernekleşiyor'

Başkan vekilleri arasında Rahmi M. Koç ve Güler Sabancı’nın da yer aldığı Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’na (TÜSEV) göre Türkiye’de sivil alan daralıyor. Vakfa göre örgütlenme, toplanma ve ifade özgürlüğünün kullanımı ile sivil topluma aktarılan kaynakların yetersizliği gibi sorunlar sivil alanın gelişmesinin önünde engel teşkil ediyor.

TÜSEV’in genel sekreteri Tevfik Başak Ersen’e göre Türkiye’de hükümete yakın dernekler her zaman kayrılıyor. Sivil toplumun bu kadar tek tipleştirilmemesi gerekiyor. Türkiye’de şu anda 104 bini aşkın dernek ve 5 bin civarında da vakıf bulunduğunu, Türkiye halklarının sadece yüzde 13’ünün derneklere üye olduğunu anlatan Ersen, kurulu derneklerin de ezici bir çoğunluğunun 20 bin civarında derneğin dini içerikli cami kurma ve yaşatma derneklerinden oluştuğunu aktardı.

20 bini dini dernek

Türkiye’de sivil toplumun Gezi Direnişi’nden sonra bir kırılma yaşadığını da anlatan Başak Ersen ile yakın bir zamanda açıkladıkları “Sivil Toplum İzleme Raporu” ve Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin sorunlarını konuştuk.

-Türkiye’de sivil toplum örgütleri nasıl gelişim içinde?

Geçen 10 yıla bakıldığında sivil topluma katılımda yüzde 100’lük bir artış var. Sivil topluma katılım AB ortalaması veya üyelik müzakereleri yürüten Batı Balkan ülkelerine kıyasla hâlâ düşük. 2014 verilerine göre, Türkiye nüfusunun yalnızca yüzde 13’ü dernek üyesi ve her 747 kişi için bir dernek bulunuyor. Dernek üyelerinin yalnızca yüzde 4.8’inin kadın olması ve yüzde 70’inin 30- 50 yaş aralığında olması da bir diğer dikkat çekici bulgu olarak ortaya çıkıyor. Derneklerin yüzde 1.5’i, yeni vakıfların ise sadece yüzde 0.5’i insan hakları ve savunuculuk alanlarında faaliyet gösteriyor.

-Diğer sivil toplum örgütleri hangi alanlarda faaliyet gösteriyor?

20 bin civarında camii yapma ve yaşatma derneği var. İkinci büyük grup spor dernekleri oluşturuyor. Kadın, çocuk, LGBTİ derneklerinin oranı yüzde 1.5 civarında. Vakıflarda da en büyük grup eğitim, sağlık ve sosyal yardımlaşma kuruluşları. Vakıflarda da hak odaklı yüzde 0.5’lik oran var. Sivil toplum hâlâ kamunun kendine biçtiği rolü oynuyor

-Sivil toplum kuruluşlarının ortak sorunları neler?

Bunu üç başlık altında toplayabiliriz. Örgütlenme özgürlüğü. Toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü. Örgütlenme özgürlüğü ifade özgürlüğünün biçimidir. Yani ifade özgürlüğü olmadan hiçbiri olmaz. Son dönemde Türkiye ifade özgürlüğü konusunda son derece geride.

Türkiye hukukunda somut bir şekilde tanımlanmayan “Genel ahlak” ve “Türk aile yapısı” gibi kavramlar keyfi yorumlara açık bir durum oluşturmaktadır. Gezi Parkı eylemleri başta olmak üzere yapılan gösteri, toplantı ve yürüyüşlerin büyük bir bölümünde gördük ki toplanma özgürlüğü hakkı sınırlandı. Örgütlenme, toplanma ve ifade özgürlüğü anayasada serbest görünüyor. Ama kanunlarla engelleniyor. Gezi Parkı eylemleri Türk sivil toplumu için bir kırılma noktası oldu.

Tehlikeli görüyor

-Gezi niye kırılma noktası?

Bunu hep konuşuyoruz. Tam olarak Gezi’nin ne gibi şeylerle sebebiyet vereceğini bilmiyoruz. Bizim açımızdan en önemi şey şuydu; klasik örgütlenme modellerinin yanında insanların bir şeyler yapabildiğini gördük. Sosyal medyanın etkisini gördük. Yapılan araştırmalar Gezi’ye katılanların sadece yüzde 10’luk kesim bizim klasik dernek, vakıf veya parti üyelerinden oluşmuştu. Hükümete yakın protestolara izin verilebiliyor, karşı protestolar ise engellenebiliyor.

-Yurtdışında Gezi benzeri eylemlere baktınız mı, ne tür benzerlikler gördünüz?

Türkiye için biz de beklemiyoduk bu kadar uzun süreli bir işgal eylemini. Birçok ülkede örgütlenmek çok daha kolay ve normal. Türkiye’de 1980’de örgütlenme öyle tehlikeli bişey oldu ki dolayısıyla ‘örgüt’ lafının kullanmak bölücü, terörist gibi kavramlarla isimlendirilir hale geldi. Bugün bile öyle. Sivil toplum örgütü desem yanlış sivil toplum kuruluşu desem daha bir iyi algı yaratır.

Bu da örgütlenmenin ne kadar tehlikeli görüldüğününün göstergesi. Bizim raporda da Ankara Emmiyet Müdürlüğü’nün üniversite öğrencilerinin hazırladığı karikatürler var. Örgütlenirsem başım belaya girer gibi açık açık mesajlar var. Bizde şu var, çoçuk yaşta evlenebiliyorsunuz, 18 yaşında hapse girebilirsiniz, 22-23 yaşında üniversite öğrencisi olursunuz ama çocuk muamelesi görürsünüz. Hâlâ üniversitelere giden öğrencileri velilerine şikâyet ediyorlar. Bu trajik komik bir şey.

İktidara yakın olana destek

-AKP döneminde sivil toplum kuruluşlarına baskı arttı mı?

Bu Türkiye’nin kültürel sıkıntısı hükümetle bire bir bağlantılı değil. Türkiye’de sivil toplumun en büyük darbeyi aldığı zaman 1982. Derneklerin hepsi bir kalemde kapatıldı. Bugün daha iyiyiz. Bizde her zaman hükümete yakın olan kuruluşlar kayırılmıştır.

AKP’nin iktidarda olduğu 13 yılda belli kuruluşlarının desteklendiğini bazılarının engellendiğini görüyoruz, bu bir gerçek. Geziye kadar giden daha liberal politikada Gezi Parkı eylemleri sonrası baskıcı politikaya geçildi. Sivil toplum kuruluşları da bundan nasibini aldı. Fethullah Gülen’i destekleyen dernekler bir dönem çok büyüdü, sonra üzerine gidildi. Balyoz, Ergenekon süreçlerini yaşadık. TÜSİAD’ın karşısına MÜSİAD çıkarıldı. Sivil toplumu o kadar da tek tipleştirmememiz, toplumsal destek alması lazım.

-Bazı derneklerin ya da vakıfların dış güçler, terör örgütleri tarafından fonlandığı şeklinde eleştiriler var, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sivil toplumun gelişimi için sivil toplum kuruluşlarına etkin kaynak aktarımının sağlanması büyük önem taşıyor ancak rakamlar bu alanda hala kat edecek yolumuz olduğunu gösteriyor. Sivil Toplum İzleme Raporu’na göre, 2013’te vakıf ve derneklere yapılan bağış miktarı 7 milyar 101 milyon TL oldu. Bağışlar dernek gelirlerinin yüzde 41.5’ini, vakıf gelirlerinin ise yüzde 30.2’sini oluşturuyor. Birçok sivil toplum kuruluşunun mali kısıtlar nedeniyle insan kaynaklarına erişiminin kısıtlı olduğu bilinmekle birlikte, gönüllülük esasına dayalı çalışmaların yaygınlığı dikkat çekiyor. Derneklerin gelirlerinin sadece yüzde 1.7’si vakıfların yüzde 0.8’i yurtdışından alınan yardımlardan oluşuyor.

Şeffaf olmak şart

-Sivil toplum örgütlerine bir güvensizlik söz konusu değil mi,toplanan bağışlar konusunda bir şeffaflık yok mu?

Doğal afet dönemlerinde bağışçılıkta bir artış oluyor. Marmara, Van depreminde yaşadık. Buradaki yardımlarda yaşanan sıkıntılar örgütlenememekten, kordine olamamaktan kaynaklı yaşandı. Marmara depremine baktığımız da devlet sivil toplumdan daha hazırlıksızdı. O yüzden son dönemde AKUT çıktı. Sivil toplum, kamuyu dönüştürdü. Sivil toplum üzerinde nihayi denetleme mercinin toplum olduğunu düşünüyorum.

Hesap istenmeli

Tabii burda sivil toplum kuruluşlarına da iğneyi batırmak gerekir. Ben bağış yapıyorsam sivil toplum kuruluşundan hesap istemem lazım veya sivil toplum kuruluşlarının bunu yerine getirmesi gerekir. Asıl sıkıntı kamuya güvensizlikten çıkıyor. Kamunun burada standartları oluşturması mekanizmaları şeffaflaştırması gerekiyor. AKP’nin taahhütleri neydi sivil toplum kuruluşlarının geri bildirimde bulunmasının önünü açmaktı, e-devlete geçmek ve şeffalıktı. Bunların bir kısmı oldu bir kısmı daha yapılıyor. Hak dediğiniz şey verilemez alınır. Bu evrensel kuraldır.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 15.02.2016 06:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177