06 Nisan 2016 Çarşamba 20:20
Şair anmasına sansür gölgesi

2016, çağdaş edebiyatımızın en saygın, en özgün şairlerinden Behçet Necatigil’in doğumunun 100. yılı. Yarından başlayarak bir dizi etkinlik düzenlenecek. Necatigil’i anımsamamız, anımsatmamız belki bütün bir yıla yayılacak.

Necatigil’in kızı, öykücü ve romancı Ayşe Sarısayın, bu etkinliklerin yolunda gitmesi için uzun bir süredir yoğun bir çalışma içinde. O yüzden, Sarısayın’la babasını konuşup, şu yaşadığımız günlerin karanlığına Necatigil’in şairliğinin, hocalığının, insancıllığının ışığı düşsün istemiştim.

Ne mümkün!

İktidar yanlılarının, her türlü muhalif sesi susturma çabalarının bağnaz karaltısı, bu ülkenin en büyük şairlerinden birinin 100. doğum günü kutlamasının üstüne de düştü.

Geçen gün, Aslı Uluşahin’in, çevrimiçi yayın yapan Kültür Servisi’nde çıkan haberinden öğrendim: Türk Edebiyatı dergisi, derginin yazıişleri müdürü ve yazarı Funda Özsoy Erdoğan’ın Sarısayın’la yaptığı söyleşiyi, Necatigil’in 100. yılına ayırdığı mart sayısında yayımlamaktan vazgeçmiş. Vazgeçmiş ne söz, düpedüz sansürlemiş.

Ben de, Sarısayın’la söyleşime ister istemez buradan başladım.

Sonradan ‘müdahale’

- Sevgili Ayşe, herhalde en çok sen üzüldün bu işe...

Evet, üzücü bir olay yaşandı. Ancak röportajın yayımlanmama gerekçesi sosyal medyadaki paylaşımlarım değil. Barış İçin Edebiyatçılar İnisiyatifi’nin bildirisine imza vermiş olmam. Bana iletilen yazılı bilgi böyle.

- Derginin tavrı kendi içinde de çelişkili galiba. Anlaşılan, sonradan bir “müdahale” gelmiş...

Evet, tuhaf olan şu ki, röportaj soruları 20 Ocak’ta geldi, yani bildiriyi imzalamamdan yaklaşık bir hafta sonra; röportajın geri çevrildiği bilgisi ise çok daha sonra, 14 Mart’ta. Emek verip soruları hazırlayan, okuyan, araştıran Funda Özsoy Erdoğan’la yazıştığımızda şaşkınlığımı ve üzüntümü ifade ettim.

- Ne cevap yazdın, merak ettim...

Şöyle yazdım: Bu tavrı, kendime ya da size yapılmış bir “ayıp”tan öte, Necatigil’e yapılmış bir büyük haksızlık olarak görüyorum. Yaşamı boyunca siyasetlerden, kimliklerden, inançlardan bağımsız, sadece iyi edebiyat için çabalamış, hangi görüşten olursa olsun iyi edebiyatçıları önemsemiş, önemsenmeleri için uğraşmış, bu yüzden de kimi dönemlerde hayli hırpalanmış sevgili babam adına gerçekten üzüldüm.

‘İşimize bakalım!’

- Yaşanan ortamda yansız kalmak da, ortak değerlerde buluşmak da olanaksız...

Ne yazık ki gelinen yer böyle. Bugüne dek, belki çocukluğumdan itibaren tanık olduğum bir bakışın da etkisiyle, konu edebiyat olduğunda mümkün olduğunca tarafsız bakma çabasındayım, ama artık olmuyor demek ki. Kabullenmek çok güç. Bu şekilde devam ettikçe de ortak zeminde birleşmek imkânsız hale geliyor. Görüşüm net ve açık olmasına rağmen, özellikle babamın adını böyle bir polemiğe konu yapmama gayretiyle, üzüntümü yakın çevremle ve dergide Necatigil röportajının çıkacağını bilen birkaç kişiyle paylaştım sadece. Ancak konu sosyal medyada bilgim dışında gündeme geldi. Belki Necatigil’in, “İşimiz mi yok? İşimize bakalım!” sözünü tekrar hatırlamanın tam zamanı.

Sempozyum yarın başlıyor

- Haklısın, biz işimize bakalım. Necatigil’in doğumunun 100. yılında ne gibi etkinlikler yapılacağını en iyi senden öğrenebiliriz.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü yarın ve öbür gün “Ardımdan Dökülen Su - Ben Gidince Nem Kalır: Behçet Necatigil 100 Yaşında” başlıklı bir sempozyum düzenliyor. Tüm eserlerinin yayıncısı YKY’nin Fulya Sanat Merkezi’nde düzenlediği ve kataloğunu da hazırladığı “Sevgilerde: Behçet Necatigil 100 Yaşında” sergisi, 14 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında açık olacak. Bu yıl “100. Yıl Necatigil Şiir Emek Ödülü” adıyla verilecek olan şiir ödülü töreni, sergi açılışı kapsamında gerçekleşecek. 14 Mayıs’ta ise Kadıköy Belediyesi’nin TESAK’ta bir anma etkinliği var.

Yeni yayınlar

- 100. yıl kutlamaları yeni yayınları da kapsıyor olsa gerek.

“Serin Mavi” adıyla yayımlanmış olan aile mektuplarını, bazı eklemelerle genişleterek yeniden yayına hazırladık. Geçtiğimiz ay çıkan “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü”nün ardından “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü”nün Necatigil’in ölümünden önceki son şekliyle tıpkıbasımı, “İki Başına Yürümek” ve “Kareler Aklar”ın özel baskıları, Şaban Özdemir’in hazırladığı, çocukluk ve gençlik verimlerini bir araya getiren “Küçük Muharrir” YKY’nin bu yıldan başlayarak yayımlayacağı diğer kitaplar.

Necatigil’in 100. doğum yıldönümü dolayısıyla bu ay pek çok edebiyat dergisinde Necatigil dosyaları, şairin kızı, yazar Ayşe Sarısayın’la söyleşiler yapıldı. Türk Edebiyatı dergisi de Sarısayın’la e-posta yoluyla bir söyleşi gerçekleştirmişti. Ancak derginin yeni sayısında söz konusu söyleşi yayımlanmadı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Handan İnci, sosyal medyada konuya dikkat çekti. Sansür haberleri yapılırken, derginin genel yayın yönetmeni Bahtiyar Aslan da sosyal medya üzerinden “Kararı ben verdim” açıklaması yaptı. Açıklaması medyada yer bulmayan Aslan’a ulaşıp, bir dizi soru yönelttik. Aslan, “durduğumuz yerle ilgili bir karar” diyerek, “Necatigil’i değil, kızını” sansürlediklerini kabul ediyor... İşte Aslan’ın cevapları:

 

'Sansür yıllarca bize yapıldı'

Söyleşi: Ezgi Atabilen

Türk Edebiyatı dergisinin genel yayın yönetmeni Bahtiyar Aslan, dergiye yapılan sansürü anlattı.

‘Medyadan kimse aramadı’

“Sansür haberleriyle ilgili hiçbir medya organından hiç kimse bana ulaşmadı, ki dergiyi arayıp bana ulaşmak çok kolay. Üstelik Handan İnci Hanım’da da cep numaram vardır. Kendisi farklı süreçlerde gerek duyduğu zaman beni aramıştır. Twitter’da bu konu hakkındaki bilgilerini yayımlarken neden bu röportajı yayımlamadığımıza dair bize soru sormamıştır.”

‘Durduğumuz yerle ilgili’

“Bu Necatigil sansürü değildir. Sansür olarak algılanacaksa da Ayşe Sarısayın’a yapılmış sansürdür. Ayşe Hanım’ın şahsiyetiyle ilgili de bir durum söz konusu değildir. Mesele bizim durduğumuz yerle ilgilidir. Neticede Türk Edebiyatı dergisi aynı zamanda bir fikir dergisidir. Ben kendimi milliyetçi, muhafazakâr bir insan olarak açıklıyorum. Ama Türk milliyetçiliği yaparken ırk, genetik temelli bir ayrılıktan değil, kültür birlikteliğinden bahsediyorum.”

‘Katliam değil temizlik’

“Ayşe Hanım’a soruları gönderdik. Sonra devletin Güneydoğu’da katliam yaptığına dair bildiri yayımlandı. Bildirinin imzacısı akademisyenleri destekleyen, içinde Sarısayın’ın da olduğu yazarlar da açıklama yaptılar. Devlete katliam yapıyor demek bence Güneydoğu’da verdiğimiz şehitlere katil demekle aynıdır. Nitekim Güneydoğu’da yapılanın katliam değil, temizlik olduğu anlaşıldı.”

‘Diğerlerine de yer yok’

“Aynı bildiriye imza vermiş diğer isimlere de dergimizde yer vermeyiz. Bunun sansür olduğunu düşünenlere saygı duyuyorum. Ama Türkiye’de sansürün Cumhuriyet tarihi boyunca, hatta Tanzimat’tan bugüne kimler tarafından kimlere karşı, nasıl uygulandığını da ayrıca çok iyi bilen biriyim. Bu ülkede Türk milliyetçisi olan insanlar belli kesimler tarafından yazar, mütefekkir olarak kabul edilmemekte ısrar edilmektedir. Bu böyledir. Bunun adı da sansürdür.”

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 06.04.2016 20:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177