21 Eylül 2016 Çarşamba 05:21
"Don Kişot bugün de yaşıyor..."

Don Kişot’u yediden yetmişe herkes bilir; roman dünyasında bir başyapıttır. Don Kişot, çifte kimliğe sahiptir. Mancha yöresinde herkesin sevdiği, saydığı efendi Alonso Quijano ilk, kahraman şövalye Don Quijote ikinci kimliğidir. Kahramanımız çifte kimliği arasında dolaşıp durur. Bir gün bu soylu mülk sahibi okuduğu romantik çağ şövalyelerinin serüvenlerinden etkilenerek onlara özenip zırhlanır, kılıçlanır, ata atlayarak yollara düşer, yeldeğirmenlerine, çobanlara, makinelere, şarap tulumlarına saldırır, kötülüklerle savaşır, bir köylü kızına sevdalanır. Herşey Alonso’nun zihninde olup biter. Saf, temiz ruhlu şövalye insanlığı kurtarmak istemektedir. Kötülüğün artık doğa üstü olmadığının ayrımında değildir. Kötüler onursuz, yozlaşmış, çıkar düşkünü güçlülerdir. Don Kişot, tutkulu, erişilmez düşlerin ve umutların peşinde koşan bir idealisttir.

Romanın sonunda Manchalı Alonso Quijana hastalanır, yatağa düşer. Papazı çağırıp günah çıkartır ve romandaki gibi tam bir Hıristiyan gibi ruhunu Tanrı’ya emanet eder. Ölen gerçekte kimdir ? Ölen Alonso Quijano’ dur, dünyaya aldırış etmeyen, çılgın gibi yaşayan Don Kişot değildir. Don Kişot yaşıyordur çünkü kahramanlar ölmezler.

İlhan Selçuk, 21 Aralık 1996 tarihli yazısında Don Kişot için şöyle yazmıştı: “Don Kişot 1605’te doğdu. Doğar doğmaz büyük ilgi gördü. Nesini sevdik bu adamın ? Kimi zaman güldürdü, kimi zaman üzdü, kimi zaman düşündürdü. Kuşaktan kuşağa, dilden dile aktarıldı. Bir deyime dönüştü; bugün her kim boyundan büyük bir işe kellesini koymaya kalksa hemen uyarılır: – Don Kişotluk etme !... Tuhaftır; insanları gözünü kırpmadan harcayan bir dünyada yaşıyoruz; ama bu dünyanın katı gerçekleri nice kişiliği un ufak edip unuttururken Don Kişot ölmedi, öldürülemedi; bugün de yaşıyor”.


Don Kişot’u (1605–1615) tutukevinde yazan Cervantes kendi yaşamıyla alay etti. Cervantes’le Don Kişot arasında benzerlikler çoktu, inandığı değerler uğruna savaşan, iyi niyetinden ötürü hapse giren Miguel de Cervantes’in düş kırıklarının simgesidir. 17. yüzyılda çökmekte olan İspanyol feodal toplumunu eleştiren Don Kişot’u Dostoyevski ‘Dünya  üzerinde bugüne dek yazılan en derin ve güçlü yapıt’ olarak tanımlamıştır.

Sinemada 1902’den 1975’e dek çok sayıda Don Kişot filmi yapıldı. En ünlü Don Kişot’lar Georg Wilhelm Pabst (1932/ Almanya), Grigori Kozintsev (1957/ SSCB), Orson Welles (1957–1972/ İspanya–İtalya-ABD) ve Arthur Hiller’ın (1972/ ABD–İtalya) yönettiği filmlerdir.

Arthur Hiller’in Man of La Mancha’sında (Mançalı Adam/ 1972) ünlü yazar Miguel de Cervantes (Peter O’Toole) kasabanın renkli fuar alanında İspanyol Engizisyonu’nu yeren bir oyun sergilemektedir. Engizisyon Cervantes’i tutuklar, uşağıyla (James Coco) birlikte yazarı hapseder. Cervantes mahkemede kendini bir oyunla savunur. Bu oyununda ikinci bir kimliğe bürünerek aklını yitirmiş çılgın şövalye Don Kişot oluverir. Düşlerinin peşine düşen Don Kişot, uşağı Sancho Panza ve atı Rosinante ile çeşitli serüvenlere atılır.

Dale Wasserman’ın yazdığı Broadway müzikalinden uyarlanan filmde Peter O‘Toole hem Cervantes’i hem de Don Kişot’u, James Coco, Sancho Panza ve Cervantes’in uşağını, Sophia Loren’de Dulcinea ve Aldonza’yı canlandırdı. O‘Toole ile Loren’in şarkılarını Richard Kiley ile Joan Diener seslendirdi. Rollerin büyük bir kısmı İngiliz tiyatrosunun tanınmış aktörleri tarafından oynandı.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 21.09.2016 05:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol