11 Şubat 2016 Perşembe 18:01
‘Portakal Yüzyılı’

1914’te kurulan Portakal Sanat ve Kültür Evi’nin tasarımı Erkal Yavi’ye ait ‘P’ harfi ağırlıklı sade logosunda ‘Y’, ‘A’ ve ‘R’ harfleri de seçiliyor. Bunlar, ömründe 100 yılı geride bırakmış kuruma emek veren Yervant Bey, oğlu Aret ve bayrağı 2007’de kızı Maya’ya devretmiş baba, Aret Bey’in oğlu Raffi Portakal’ı temsil eden harfler. Ancak Raffi Bey, her zamanki şıklığı ile bir müjde daha veriyor, müzayede evinin tarihi müzayede afişi önünde iken: Beşinci Portakal, Maya’nın kızı yolda! Bir torunum oluyor, diyor sevinçle.

İşte, kurumun geleceğe emanet ettiği dört ‘başucu kitabı’ da bu güzel koşullarda, güneşli bir İstanbul gününde tanıtılıyor. Sanat dünyasına yön vermiş üç ünlü sanat taciri, Duveen, Vollard ve Portakal ailesinin yaşam öyküleri ile Osmanlı’nın çok yönlü ressamı Osman Hamdi Bey’in sanatçı defterleri, Doğan Kitap etiketiyle okura sunuluyor.

Osman Hamdi’nin iç dünyası

Bunlardan “Osman Hamdi Bey | İzlenimler 1869-1885” kitabı, Portakal için ayrı bir anlama sahip. Hikâyesini anlatıyor Raffi Bey: “Elimde 1974’te satın aldığım ve bugüne kadar tutabildiğim bir defter vardı. O zaman 27 yaşındayım, elime geçen bu defterde hem Osman Hamdi Bey’in ‘manuscript’i (el yazması), hem de birçok eskizleri var; bunları içinden ayırıp satmak kolay! Ben onu öyle muhafaza edebildim. Bu belki genlerden gelen bir şey. Yine Raika Akar Hanımefendi de, aynı yerden, Arnavutköy’deki Eskici Mimi’den bu defterin bir eşini almıştı; Edhem Eldem ile bu ikisini birleştirdik, birebir bastık; açıklamasını yaptık; hakikaten Osman Hamdi Bey’in mutfağını, spontane konuşmasını, iç dünyasını gördük.”

Bülent Erkmen imzası

Bütün tasarımları Bülent Erkmen’in imzasını taşıyan dört kitaplık ‘Portakal Yüzyılı’nın ikinci büyük dilimi, “antikacıların piri” olarak anılagelen Joseph Duveen’in entrikalı yaşamını S. N. Behrman’ın anlatımıyla kitaplaştırmış.

1999’da yayımlanan, ilk baskısı tükenen kitap için ikinci kez daha kapsamlı bir çalışma yaptıklarını vurgulayan Raffi Bey, onun anlattığı resimleri bulduklarını, Celâl Üster’in Türkçesiyle okunan kitaba konu olan eser görsellerinin teliflerini satın aldıklarını ve orijinalde olmayan resimleri, kitaba koyarak bir nevî resimli romana dönüştürdüklerini anlatıyor heyecanla.

Kitap, 20. yüzyıl başında Amerika’nın sanayi ve işdünyasının kurucuları ve yöneticilerinin tutkularını, rekabetlerini ve zaaflarını peşine düştükleri tabloların izinde anlatıyor.

Batur’dan psikanalitik etki

Serinin üçüncü yapıtı Vollard’ kitabı ise aslında sanat dünyasındaki dost sofralarının altını bir kez daha iştah ve yaşam sevinciyle çiziyor.

Portakal’ın ifadesiyle çalışmadığı ünlü sanatçı kalmamış olan Vollard’ın, iyi bir galerici, aynı zamanda her zaman yemeyi ve içmeyi de seven biri. Raffi Bey bunları anlatırken topraklarımızdan da örnekler vermeyi ihmal etmiyor: “...Biz iyi yaşamasını da, iyi yemek yemesini de severiz. Güzel şeyleri bilmelisin ki, başkalarına koçluk yapabilesin!”

Bir bakıma, Garanti Bankası’nın katkılarıyla önümüze konulan Portakal Yüzyılı’nın en ‘organik’ ve sindire sindire tadılası dilimi ise, Enis Batur’un Portakal ile yaptığı bir yıllık nehir söyleşi çalışması elle tutulur hâle getiriyor.

Raffi Portakal bu zorlu süreçten şöyle bahsediyor: “Portakal bu topraklarda 100 yıllık bir kurum. Hele ki düşün, Cumhuriyetimiz bile 93 yaşında, tazecik. Bu kurum 1923’ten önce kurulmuş. Bu da çok keyif veren bir duygu. Enis sordu, ben anlattım; o sordu, ben anlattım. Bir nevî ‘psikanaliz’ yaptık, Enis’in suallerinden, anlatımından sıkılmadım, yoruldum.

Niye? Eğer ki bir eldiven gibi içini dışına çıkarıp bakmazsan, gerçek bir şey söyleyemezsin. Bunu söylemezsen, sonra bir utanç kaynağı olarak kalacak o kitap, o anlatı sana. Tabii çok ciddi bir de sorumluluk. Elbette hafızam zaman içinde bazı şeyleri kaydırmış olabilir. Ama hoşuma gitmeyecek şeyleri de hafızamda canlandırmaya ve aktarmaya çok özen gösterdim. Ama bu kitap, sadece bir Portakal’ın hayatı değil; göreceksiniz.”

Minik öğretiler

Dedem Yervant, babam Aret, ben Raffi, kardeşim Arden Yervant ve Kızım Maya’nın hayatı değil sadece. Bu topraklarda 100 yıldır neler olup bittiğini, sanatın ve kültürün her alanında gördüğüm, gözlemlediğim kadarıyla mukayeseli olarak anlatmaya çalıştım. İçinde bana göre minik öğretiler de var. Sadece yeni kuşaklar için değil, ben bile bir şeyler öğreniyorum.”

Sonra şöyle devam ediyor Bay Portakal: “Türkiye’de müzayedecilik daha çok kişilerle ilgili. Ben bunu daha kurumsal hale getirmeye çalıştım. Gerek yanımızdaki ekibi büyüterek, gerekse herkese özel bir görev vererek... Tıpkı bir koleksiyonerin bir şeye yönelip uzmanlaşması gibi, bir ekip oluşturduk. Ruh oluşturduk.

Ben bilirim yerine, biz yanılmayalım kuralı ile, ciddi bir ‘gönüllü’ listesiyle, Uğur Derman’dan Fethi Kayaalp’e, konularına göre değişen uzmanlarla beraber çalıştık.”

Bilgi:www.rportakal.com

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 11.02.2016 18:01
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol