19 Ekim 2016 Çarşamba 07:00
Mutlak küstah: Oscar Wilde

1900 yılı Paris evrensel sergisi için Avenue Winston Churchill üzerine inşa edilen iki bina yüzyılı aşkın süredir birbirlerini izlemektedirler: Grand Palais ve Petit Palais. Grand Palais büyük olan olsa da Petit Palais aslında daha ihtişamlıdır. Yakın zamanda burada çok güzel bir sergi açıldı: “Oscar Wilde, L’impertinent absolu”. Yani “Oscar Wilde, Mutlak Küstah”. 15 Ocak’a kadar devam edecek sergide Ömer Koç’un da desteği olduğunu ve koleksiyonundan eserler paylaştığını okuduğumda hem gurur duydum hem de merakım iyice arttı.

Serginin başlığı sanatçının kendi döneminde ne kadar sansasyon yarattığının ve hatta kimilerince “haddini aşan” bir tavrı olduğunun altını ironik bir biçimde çiziyor. Peki, neden böyleydi? Oscar Wilde’ı bu kadar çarpıcı yapan yarattığı eserler miydi, yoksa çalkantılı hayatı mı?

‘Sanat işe yaramazdır'

Sergi tam bir retrospektif çizgisinde ilerliyor. Bölümler sanatçının hayatına, sanatsal formasyonuna paralel olarak yedi ana bölüme ayrılmış. Sergi parkurunu akışkan kılmak için duvarlarla belirli bir gidişat yaratılmış, farklı bölümleri renklerle belirtilmiş. Giriş ve son kısmın aynı gri tonda olması başlangıçla bitişi birleştirerek bütünlük yaratıyor. Tıpkı geçen bir hayat gibi, geldiğimiz yere dönmek gibi... Wilde’ın aldığı eğitimlerden Paris- Londra yıllarına, en üretken olduğu yıllardan yargılanıp hapse atıldığı yıllara kadar çalkantılı hayatına tanıklık ediyoruz. En ilgi çekici bölümlerden biri ise Oscar Wilde’ın sanat kritikçisi yönünü anlatan kısım. Karşımıza yalnızca bir yazar değil, döneminde sözünü geçiren güçlü bir sanat eleştirmeni çıkıyor. William Blake Richmond, George Frederic Watts gibi ünlü ressamların tablolarını kritik eden Wilde’ın sanat görüşü ile ilgili cümlelerini duvarlarda okudukça yazarın korkusuz kalemini bir kere daha anlıyorsunuz. “Bütün sanatlar oldukça işe yaramazdır” gibi cümleler sarf eden birinin kendi döneminde sanat kritiği adına önemli bir yere sahip olması yazarın sıra dışı kişiliğini vurguluyor.

‘Haddini bilmezlik’ yılları

Serginin ilerleyen bölümünde Amerika’da konuşulan en meşhur İngilizlerden biri haline gelen Wilde’ın öğretici yönüyle karşılaşıyoruz.

Serginin son kısımları masamıza ana yemeğin gelmesi gibi. Başka deyişle, asıl anlatılmak istenen sona bırakılmış: Wilde’ın kimilerince “haddini bilmezlik” yılları ve sansasyonel hayatı. Alfred Douglas’la yaşadığı büyük aşk ve bu aşkın ona getirileri, üretken yıllar fakat ardından sürgüne kadar giden yargılanma dönemi. Bu kısımlarda iki eserin üstünde durulmuş, yazarın basılmış yegâne romanı “Dorian Gray’in Portresi” ve döneminde müstehcen bulunan oyunu “Salomé”. Wilde’ın İncil’deki bir hikâyeden ve bu hikâyenin Flaubert gibi ressamlar tarafından tasvirinden esinlenerek yazdığı “Salomé” için apayrı bir sergileme alanı oluşturulmuş. Salomé “femme fatale” yani baştan çıkaran kadın karakterini işleyen bir oyun olduğundan ahlaki sebeplerle yasaklanmış ve 1893’te yazılan eser ancak 1907’de seyirciyle buluşabilmiştir. Bu bölümde medya unsurları sergiye katılmış. Yerdeki büyük ekranda Wilde’ın “Salomé”sinin 1923, 1953 ve 2011 beyazperde uyarlamalarını izleyebiliyorsunuz.

Zirveden en aşağıya

Serginin kapanışı Wilde’ın Douglas ile olan ilişkisinden ötürü yargılanmasına, hapse düşmesine ve en sonunda da sürgüne gönderilmesine değiniyor.

Sergi gezeni yormayan bir retrospektif olanağı sunuyor. Oscar Wilde’ı tanımak isteyenler için güzel bir fırsat.

Yaşadığı çağda birçok eser vermiş, sanatı hem öğretmiş, hem kritik etmiş hem de yazmış, adından övgüyle söz edilmiş bir sanatçının kişisel hayatı sebebiyle zirveden en aşağı indirilmesinin öyküsüne şahit oluyoruz. Tıpkı sanatçının dediği gibi: “Toplum oldukça hoşgörülüdür. O her şeyi affeder, deha dışında”.

     Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 19.10.2016 07:00
Anahtar Kelimeler:
HaberHaberlerKültür-Sanat
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177