04 Mayıs 2016 Çarşamba 14:59
Muharrem İnce: 'İsmail Kahraman anayasal düzene karşı suç işledi!'

 Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın anayasal düzene karşı suç işlediğini belirten Muharrem İnce suç duyurusu dilekçesinde ; "TBMM Başkanı esasen yaşamının önemli bir kısmında bilerek ve isteyerek laik anayasal düzeni ortadan kaldırmayı siyasal amaç edinmiş bir şahıstır. Konferansta yapmış olduğu açıklamalar yalnızca bu yöndeki eylemlerinden bir tanesidir. Sanığın bir yandan yeminine sadık kalmaması diğer yandan değişikliğinin teklif dahi edilemeyeceği maddelerin tümden kaldırılması istemi açık olarak anayasal düzene karşı suç işlemiştir." ifadelerini kullandı.

İşte o dilekçe:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA gönderilmek üzere

 ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYETTE BULUNANLAR                 :Muharrem İNCE

ŞÜPHELİ                                              : İsmail KAHRAMAN (TBMM Başkanı) ANKARA

ŞİKAYETİN KONUSU                            : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs. TCK M 215 ila 218. maddeleri ihlali nedeniyle hakkında kamu davası açılması talebidir.

OLAYLAR                                      : 1- Halen TBMM Başkanlığı görevini yürütmekte olan İsmail Kahraman; İstanbul Üniversitesinde katıldığı; “Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa” başlıklı konferansta söz alarak bir konuşma yapmış ve konuşmasında: “Laiklik bir kere anayasada olmamalıdır”, yönündeki görüş ve düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmıştır.

Milletvekilleri için düzenlenmiş olan yemin metninde: “Laik Cumhuriyete bağlı kalacağıma, Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma şerefim üzerine and içerim” ifadesi yer almaktadır. Yine Anayasanın ilk üç maddesinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik bir devlet olduğu ve bu maddelerin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

TBMM Başkanı esasen yaşamının önemli bir kısmında bilerek ve isteyerek laik anayasal düzeni ortadan kaldırmayı siyasal amaç edinmiş bir şahıstır. Konferansta yapmış olduğu açıklamalar yalnızca bu yöndeki eylemlerinden bir tanesidir. Sanığın bir yandan yeminine sadık kalmaması diğer yandan değişikliğinin teklif dahi edilemeyeceği maddelerin tümden kaldırılması istemi açık olarak anayasal düzene karşı suç işlemiştir.

 2-Anayasanın 2. maddesi ile toplumsal siyasal hayatın temel dayanaklarından birisi olarak: laik demokratik sistem kabul edilmektedir. Yine Anayasanın 10.maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din mezhep, ve benzeri ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” düzenlemesi yer almaktadır.

Yine Anayasamızın 14. Maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

3-Laiklik ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan bir uygar yaşam biçimidir. Laiklik toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması; ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir. Dinsel düşünce ve değerlendirmelerin geçerli olduğu dine dayalı toplumlarda, siyasal örgütlenme ve düzenlemeler dinsel niteliktedir. Laik düzende ise din siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak kişileri vicdanına bırakılır. Dünya işlerinin laik hukukla, din işlerinin de (inanç ve ibadet çerçevesinde) kendi kurallarıyla yürütülmesi, çağdaş demokrasilerin dayandığı temellerden birisidir. Bu bağlamda: laik devlet düzeninde kamusal düzenlemelerin kaynağı dini kurallar olamaz ve bu düzenlemelerin dini kurallara göre yapılması düşünülemez.

Demokratik ve laik devlet, bireyler arasında inançlara göre ayrım gözetemez. herkes, dinini seçmekte, inançlarını açıklamakta, din ve vicdan özgürlüğü sınırları içinde serbesttir. Laik bir toplumda devletin dinlerden birini tercih fikri, ayrı dinlere bağlı yurttaşların yasa önünde eşitliğine de aykırı düşer. Laik ülkelerde, gerçek vicdan özgürlüğünden söz edebilmesi, laikliğin bu özgürlüğün güvencesi olduğunu göstermektedir. Ayrıca devletin her dinin mensuplarının kendi dini kurallarına tabi olarak yönetilmesini benimsemesi, çok hukukluluğun geçerlilik kazanması anlamındadır. Bu durum ise, devleti dışlayıcıdır ve dinler yönünden de ayrımcılık yaratmaktadır.

Laik düzende devlet dinlere karşı tarafsız olup, devletin tarafsızlığı dinsel özgürlüklerin sınırsızlığı anlamında değildir. Devlet hak ve özgürlüklerin korunması yönünden bu alanda düzenleme yapabilir ve sınırlama öngörebilir. Ancak bu sınırlamalar yapılırken kuşkusuz, bir dinin korunması ya da baskılanması amaçlanmaz: demokratik toplum gereklerine göre hareket edilir.

4-Devlete, dinsel konularda denetim ve gözetim hakkı tanınması, din ve vicdan özgürlüğünün, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir sınırlama sayılmaz. Devlet-din özdeşliğinin yol açtığı zararlar laiklikle önlenmiş, çağdaş uygarlık yolu laiklik ilkesiyle açılmış, bağımsız bir hukuk kurumu olarak yeni yapısına kavuşmuştur. Demokrasiye geçişin de aracı olan laiklik, Türkiye’nin yaşam felsefesidir. Laik devlette, kutsal din duyguları politikaya, dünya işlerine, hukuksal düzenlemelere kesinlikle karıştırılamaz. Bu tür düzenlemeler, dinsel gerekler ve düşüncelerle değil, bilimsel verilerden yararlanılarak kişi ve toplum gereksinimlerine göre yapılır.

5-Laiklik ilkesi: 5 Şubat 1937 tarih ve 2115 sayılı Yasa ile Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri arasında yer almıştır. Laik devlet ilkesinin cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer verilmesine 1961 ve 1982 Anayasasında devam edilmiş ve her iki Anayasa laiklik ilkesini sıkı bir korumaya almıştır.Laiklik Türkiye Cumhuriyetinin en temel özelliğidir. Devlet düzenini yansıtan anayasa ve dolayısıyla hukuk düzeni, laiklik ilkesine göre biçimlenmiştir. Bu durum, Anayasa’nın başlangıç bölümünde ve birçok maddesinde ifade edilmiştir.

1982 Anayasası’nın Başlangıç kısmının 7. paragrafında:“Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının,devleti ve ülkesi ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkilapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı ifadesine yer verilerek, laiklik ilkesinin, anayasanın dayandığı temel değerler ve prensiplerden biri olduğu ilan edilmiş, kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya karıştırılamayacağı belirtilmiştir.

Anayasanın 176. maddesine göre, Anayasa metnine dahil olan ve uygulanabilirlik açısından diğer maddelerden bir farkı bulunmayan başlangıç bölümü Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle “Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri içermekle Anayasa maddelerinin amacını ve yönünü belirleyen bir kaynak”tır.

 6-Laiklik ilkesi, Anayasanın 4. maddesine göre “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” vasfa sahip 2. maddede cumhuriyetin temel nitelikleri arasında da sayılmıştır.

 Anayasa’nın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzur, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik sosyal bir hukuk Devletidir”. hükmüne yer vermiştir.

Laiklik 2. maddenin gerekçesinde şöyle açıklanmaktadır “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.

Laikliğin bir başka gerekliliği olan eşitlik ilkesi Anayasa 10. maddede şöyle ifade edilmiştir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç,din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir….Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.”

11.maddede Anayasa hükümlerinin herkesi bağladığı, 12. maddede ise temel hak ve özgürlüklerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içerdiği hükme bağlanmıştır. Anayasanın 13.maddesine göre temel haklarda sınırlama yapılırken, bu sınırlamalar demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve de ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Anayasanın 14. madde 1. fıkrasında yer alan “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” hükmü ile temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının hiçbir koşulda koruma göremeyeceği, bu yolla laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlere girişilemeyeceği öngörülmüştür.

7- Anayasa’nın “Din ve Vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesi 1. fıkrasında “ Herkes, vicdan din inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” cümlesiyle din ve vicdan özgürlüğü tanınmış, ikinci fıkrada 14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla, ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir” ifadesiyle dinin uygulama kısmına bir sınırlama getirilmiştir. Maddenin 3. fıkrasında “Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz: dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.”denilerek dini inanç ve kanaat özgürlüğü düzenlenmiştir. Maddenin 5. fıkrasında ise kimse devletin sosyal, ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfus sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” hükmü öngörülerek dinin ve dini duyguların siyasi amaçlara alet edilmesi yasaklanmıştır. Bu yasakla amaçlanan: dinin ve din duygularının şahsi veya siyasi nüfuz elde etmek amacıyla dinin aldatma aracı haline getirilmesinin önlenmesidir.

Sanık İsmail Kahraman son derece bilerek ve isteyerek Anayasal düzeni tümüyle değiştirip ortadan kaldırmayı amaçlayan eylem ve işlemleri alenen icra etmektedir. TCK’nın 215 inci maddesinde, 216 ncı 217 nci ve 218 inci maddelerinde düzenlenmiş olan suçlar şüphelinin eylemleriyle tam olarak örtüşmektedir.

SONUÇ      : Şüphelinin yasanın suç saydığı eylemi sebebiyle hakkında Cumhuriyet Savcılığınızca soruşturma açılarak eylemine uygun olarak kovuşturmaya karar verilmesini arz ve talep ederiz.  - Muharrem İNCE "

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 04.05.2016 14:59
Anahtar Kelimeler:
HaberHaberlerSiyaset
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177