14 Eylül 2016 Çarşamba 08:40
Müdürsüz, patronsuz bir ofisten fazlası

Çay demlenmiş, günün nöbetçisi makinede kahveyi de hazır etmişti. Tatil gününü “kiralık işçilik” konusunda bir söyleşi dinlemeye ayıranlar, ellerinde simitler, kurabiyelerle yavaş yavaş birikti. İstanbul, Taksim’de Danışman Geçidi’ndeki Dünyada Mekan’a (https://dunyadamekan. wordpress.com/) benzeyen bir yer yok galiba. Burası beyaz yakalı, freelance çalışanlar ve işsizler için bir dayanışma alanı diyelim. Yazları küçük bir ara verilse de düzen şu: Hafta içi 10-17 arasındaki “sessiz çalışma” saatlerinde dileyen gelip dev masanın etrafında günlük “mesaisini” yapıyor. Müdürsüz, patronsuz bir ofisten fazlası. 17’den sonrası ve hafta sonları da toplantı, atölye, film gösterimi gibi etkinliklere ayrılmış. Geçen yıl sonunda açılan Dünyada Mekan’ın fikrî arka planında Müştereklerimiz’in çağırıcısı ve parçası olduğu forumlar, Kaç Bize Gel, Plaza Eylem Platformu, Yayınevi Emekçileri Kolektifi gibi muhtelif grupla birliktelik var. Şu an grupların değil, bireylerin alanı burası. Çevirmen, yazılımcı, gazeteci, akademisyen...

ŞİRKETLEŞMEDEN KOOPERATİF

Dünyada Mekan, masa ya da oda kiralanabilen son moda ticari ortak ofis mecralarına benzemiyor; oralardaki gibi “müşterilere” ürün tanıtımı, şarap tadımı falan yapılmıyor, ünlü ziyaretçileri olmuyor. Meral, bu ticari ortak ofislerin daha çok kartvizit değiştirme, “networking” amaçlı kullanıldığını, fiyatların da seçilen pakete göre 1200 liraya kadar çıktığından bahsediyor. Freelance sanatçı, barış bildirisine imza attığı için yarızamanlı ders verdiği üniversiteden atılan Zeyno, “Onların networking dediği yerine, biz benzer alanlarda çalışanların iş paylaşabilecekleri, bunun rekabetçi değil dayanışmacı biçimde yapılabileceği bir üretim kooperatifi oluşturabilir miyiz diye soruyoruz” diyor. Şirketleşmeden dayanışmacı bir grafik web tasarımı üretim kooperatifi nasıl olabilir örneğin? Bunun temasları oluşurken bir tüketim kooperatifi hayata geçmiş bile. Direnen Üretici Tüketici Kolektifi (DÜRTÜK), Yedikule Bostanları ve başka direnen bostanlardan ürün alıp dağıtıyor. Bu o üreticilerle de dayanışmak demek.

PİJAMALARI ÇIKARMAK

Dünyada Mekan, kendini evlerine kapatmış serbest çalışan beyaz yakalılar için “pijamalarını çıkarma” nedeni; daimi güvencesizlik, söz verilen ücretleri zamanında alamama, 7/24 e-postalarına bağlı olma, ücretli çalışandan daha uzun saatler mesai yapma gibi dertleri ve bunun siyaseti üzerine konuşabilecekleri bir alan. “Ya yüçük ofislerde aile gibi çalışıyorsunuz, sorunlar konuşulamıyor. Ya da büyük ofislerde kimse birbirine temas etmiyor. Freelance çalışanlar evlerine ya da kafelere hapsolduklarından diğerleriyle temasları yok. Böyle bir mekân olursa yalnızlık ortadan kalkar ve belki fark etmediğimiz başka tür örgütlenme formüllerine gider diye düşündük” diyor Zeyno.

‘SEFALETTE EŞİTLENECEĞİZ’

Umut-Sen’den avukat Mürsel Ünder, kiralık işçilik ve özel istihdam bürolarına ilişkin yasanın çalışma hayatını nasıl değiştireceğini anlatıyor Dünyada Mekan’da.

Özel istihdam büroları denince önce akla bakıcı sağlayan şirketler geliyor. Lakin bu bürolar aslen telekomünikasyon ve finans sektörlerinde yıllardır gayriresmi biçimde işliyordu. Yasa, var olan durumun zeminini oturttu, hatta işveren açısından pürüzleri giderdi.

Hizmetlerin ticarileşmesinin 30 yıllık macerasından başlıyor Ünder. Bugün konuştuğumuz “kiralık işçilik”in kökeni, Türkiye’nin 1995’te Dünya Ticaret Örgütü’yle kurucu üye olarak imzaladığı, 2000’lerden sonra da mevzuatını buna göre peyderpey değiştirdiği Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’nda (GATS) yatıyor.

İşçiyle işveren arasına üçüncü aktör olarak özel istihdam bürolarının girişi, Ünder’in “Beğenmediğimiz taşeron sistemini bile mumla arayacağız” dediği, çalışan açısından karanlık günler demek. Mavi, beyaz yaka ayrımı yapmayan sistemin, “güvenceli esneklik” denerek işverenin yükünü ve mesuliyetlerini azaltacağını, nihayetinde çalışanları “sefalette” eşitleyeceğini söylüyor. Kıdem tazminatı ortadan kalkacak, dört aylıktan iki kez üst üste kiralama mümkün olduğu için sekiz ay sonra herkes işsiz kalabilir. Şirketlerin insanları tam zamanlı, kadrolu kadar çalıştırıp “kiralık” gibi davranacağı manipülatif yollar açık görünüyor.

İşsizliğin bu yolla azalacağı söyleniyor, kâğıt üzerinde öyle görünebilir de. Kısmi süreli çalışma, uzaktan çalışma, iş paylaşımı gibi yeni tanımlarla başka işçinin tam çalışma süresinin işverenin isteğine göre ikiye üçe bölünmesinden kaynaklanacak bu. Yaygınlaştıkça kadrolaşmanın tamamen bitmesi riski var. Şartlar arasında “İşçi beğenilmezse kiralandığı büroya geri gönderilebilecek” var. Daha ne?

Dünyada Mekan’da bu yeni çalışma rejimine karşı birleşik bir mücadele nasıl yaratılabilir üzerine tartışılıyor sonra.

'OKUMUŞ İŞSİZLER' ANLATIYOR

2010’da başbakan olduğu dönemde Tayyip Erdoğan, hem de bir özel üniversitenin açılışında “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok!” diye çıkıştığında, sözleri bir azar kadar küresel bir tespiti de içeriyordu. Tüm dünyada işsizlik yapısallaşırken TÜİK’in son verileri de yükseköğretim mezunu işsizlerin ortalamanın üzerinde, yüzde 10.8 olduğunu gösteriyor. Bu rakam kadın üniversite mezunlarında yüzde 15.7’ye çıkıyor.

“Boşuna mı Okuduk?” (İletişim Yay, 2011), Türkiye’de beyaz yakalı işsizliğini merceğe alan, fikri analizin dışında çok sayıda incelikli görüşmeyle haletiruhiyesine de dokunan bir kitap. Tanıl Bora, Necmi Erdoğan ve İlknur Üstün ile kitabın yazarlarından olan Hacettepe Üni. İletişim Fak. öğretim üyesi Aksu Bora, tuzu kuru, bireyci, dayanışma eğilimi düşük bir grup algısıyla “okumuş işsizlerin” yüzeysel ve genellemeci analizlerle geçiştirilmesinden yakınıyor. Bora, sadece cinsiyet, yaş, meslek gibi özelliklerle değil, sınıfsal konum bakımından farklılaşan “Beyaz yakalı”nın yekpare bir grubu işaret etmediğini de hatırlatıyor ama.

İroniktir, bu kitap deneyimi beyaz yakalıların kendilerini de bu genellemelerle tarif ettiğini göstermiş ona hüzünle. İşsizlikleri de dahil olmak üzere, hayatlarındaki her şeyden kendilerini sorumlu tutmaları ve öfkelerini kendilerine yöneltmeleri... “İşsizliğinin kendi yetersizliğinden kaynaklandığını söyleyenler de oldu, bunu ima edenler de, görüşme boyunca işsizlik durumuyla arasına mesafe koyacak biçimde kendisinden ‘o’ diye söz edenler de” diyor, “İşin geçim sağlama aracından ibaret olmadığı, insanın dünyadaki yerini belirlediği bir bağlamda, işsizlik de yalnızca yoksullaşma anlamına gelmiyor. ‘Çalışmakla var olacağım gibi’ diyen kadının işaret ettiği, işin bu insanlar için nasıl hayatın odağında durduğu. Böylece işsizlikle birlikte gelen yetersizlik, anlamsızlık, gereksizlik gibi duygu durumlarıyla da başa çıkmak gerekiyor.”

Bora’nın yüzeysel bulduğu bir çıkarım da beyaz yakalıların “fıtraten” örgütlenmeye uygun olmadıkları... Ama bu yaygın algının somut örneklerle yanlışlanlandığını da hatırlatıyor. “Beyaz yakalı bir çalışan olarak da beni en heyecanlandıran girişimler, kendi yaptığım işin politikasını üretmenin yollarını arayanlar. Bu bakımdan, üyesi olduğum sendikanın memleket siyasetine dair yaptığı açıklamalardan çok, çalışma alanımızın düzenlenmesiyle ilgili itirazların geliştirildiği, dayanışmanın örgütlendiği platformlara yakın hissediyorum kendimi. Doğrudan politik sonuçlara yol açmayabilirler. Bundan daha önemlisi, dahil olan herkesi çeşitli biçimlerde dönüştürmeleri, ilişki ağlarının kurulmasına yol açmaları. Bu ağların nelerin kozası olacağını kim bilebilir ki? Dünyayı değiştirmenin tek bir yolu yoktur ne de olsa” diyor.

Birçok beyaz yakalı örgütlenmesi Gezi’den sonra ivme kazandı. Biçda ise Gezi’den üç yıl önce Gezi Parkı’nda kuruldu. Onları buluşturan IBM direnişiydi.

KİMLERDENSİNİZ? İŞÇİYİZ

Bilişim Çalışanları Dayanışma Ağı (Biçda, http://bilisimcalisanlari. org), tarihin cilvesiyle 2010’da, Gezi’den önce Gezi Parkı’nda kuruldu. Onları buluşturan IBM direnişi, 12 Eylül’ün ardından en büyük işçi hareketlerinden olan 1986 Netaş Grevi sonrasında en mühim yükselişlerden. Eskiden sadece elektrik, elektronik mühendisleriydi ama bugün bilişim dünyası sistemci, yazılımcı, ağcı, kablocu, işletmen, tekniker olarak çok çeşitli bir grup.

Ortak nokta ise dertleri. Son yıllarda artarak, bilinen en büyük şirketler dahil çoğu, birçok yazılım işini, havalı adıyla outsource, hakikatte taşeron biçimde hallediyor. Bu da çalışan haklarını kemirmek demek. Kiralık işçilik, sanayi üretimini olduğu kadar, bilişim işçilerini de etkileyecek. Diğer yandan meslek odaları sadece mühendisleri kapsıyor, farklı sektörlerde çalıştıklarından tek sendikada toplanma şansları yok. Biçda’lı bilişimciler hak arama yollarına dair dayanışıyor ama mühim bir faaliyetleri var, zaman zaman ücretsiz üç aylık teknik eğitimler veriyorlar. Benzeri eğitimler normalde 3 bin dolar civarındayken, bilgilerini karşılıksız paylaşmalarının tek gerekçesi var: Politik motivasyon. Zamanla aslında siyasi görüşleri de çok farklı olan katılımcılar salonlara sığamaz hale gelmiş. Bu vesileyle tanışıp Biçda’yla yola devam eden de çıkmış.

İkinci ana etkinlikleri özgür yazılım. Ortak üretimleri henüz yok ama kamusal faydası bulunan tek tek kişisel yazılımlarını Biçda üzerinden yaymak isteyen mevcut. Diğer faaliyet alanı da mavi yakalı işçi hareketlerinin blog, site, video, grafik işlerini üstlenmek. Tekstil, inşaat işçileriyle böyle dayanışmaları var, Şişe- Cam işçileriyle çalıştılar, Abdullah Cömert davasıyla ilgili kampanyaya destek verdiler.

BİLİŞİMCİ PAZARLAMIYORUZ

18 yıllık elektronik mühendisi, şu anda enerji sektöründe bir şirkette yazılım yapan Biçda’dan Fatma Işık, “İnsanlar dayanışmayı o kadar unutmuş ki, eğitimlerimizi gördükten sonra bilişimci pazarlıyoruz falan zanneden çıkıyor” diye yakınıyor. Mavi yakalı işbirliğine dair de “Ekmek paramızı buradan kazandığımızı anladıklarından mavi yakalı işçilerle sorunumuz yok. ‘Kimlerdensiniz’ diye soran bazı sol siyasetçilere dert anlatamıyoruz bazen. İşçiyiz işte” diyor.

                                                                                                            SÜRECEK

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 14.09.2016 08:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177