05 Haziran 2016 Pazar 03:22
Mercan Dede'den Binali Yıldırım ve Ahmet Davutoğlu'na kukla göndermesi

Kapadokya’dayız. Güneş ışığı vurunca taşı toprağı iyice kızıl olan Kızılvadi’ye “sessiz yürüyüş” yapıyoruz. Böceklerin ve kuşların sessiz olmak gibi bir kaygıları yok. Cappadox Festivali’nin etkinliklerinden olan ve gün doğmadan başlayan bu yürüyüşte konuşmak yasak! Sessiz yürüyüşümüzün sonunda Mercan Dede’nin gün doğumu konseri için vadiye vardık. Vadide de sessizlik devam ediyor. Güneş ışınları belirdi ama hava hâlâ soğuk, konser başlıyor... Bir grup meditasyona başlıyor, kimi ritme göre vücudunu şekillendiriyor, kimi gözlerini kapayarak dinliyor, kimi yanındakine sarılıyor...

Konser bitiminden hemen sonra güneşin doğumunun büyüklüğünü gördüğü yerden referans alarak optik bir hesapla aynı ebatta oluşturulan sarı çiçeklerin orada buluşuyoruz Mercan Dede ile. Bu sarı çiçekler bir sanat işi.

Sabahın en erken saatlerinde sohbetimize başlıyoruz. Mercan Dede’yi anlatacak kilit kelime: Öz. Her şeyin özünü görmeye, anlamaya çalışıyor. İnsanın özüne odaklanıyor. Sözün de özünü seviyor...

- Günü, güneşi müzikle karşıladığımız gün doğumu konseri izlenimiyle başlayalım sohbete...

Modern insan tabiattan kopmuş durumda, halbuki tabiat kalbi yetiştiren bir şey. Duydunuz mu? Son parçada kuşlar ötmeye başladı. Neyzen Niyazi Hoca, “Her mekânın bir makamı vardır” der.

- Kızılvadi’nin makamı ne?

Kalp makamı, gönül makamı... Herkes için o makam ayrı. Dışarıda yaptığın müziği burada çalmak gibi bir durum yok, fark ettiysen repertuvar yoktu. Gün doğumu, güneşe bakıyorsun ve çalıyorsun.

- Konserde dinleyiciler arasında bir kopuş vardı, kiminin gözü kapalıydı, kimi meditasyon yapıyordu... Müziği dinlerken kaybolan dinleyici mi yoksa algıları açık dinleyici mi daha çok hoşunuza gidiyor?

Yerine göre değişir. Burada herkes kendi dünyasında kopuktu ama o kopukluk içerisinde de bir ahenk vardı, bu ilginç bir şey. Rock konserine gidersen orada herkes koparsa hiçbir enerji çıkmaz. Kendi kalbine dokunabilmek önemli. Herkesin kendi kalbine dokunuş şekli başka; kimi gözünü kapatıyor, kimi yanındakine sarılıyor. En çok korktuğumuz o bireysellik denen şey insanların hep bir aradayken kendileri olabilmesi aslında.

- Peki, kopuş dediniz, neyden kopuş?

Kopuş dediğimiz şey etiketlerden, normlardan, kalıplardan kopuş . O etiketleri, kopuşu temizlediğimizde gönüllerde hep bir birlik var.

- Gündoğumu konserinde aslında başsolist güneşti... Sizin için de güneş her gün doğuyor mu?

Gün-eş, güne eş olan bir şey. Güneş tasavvufta çok önemli. Mevlana Şems’e boşuna âşık olmamış, Şems güneş demek, güneş yaşam kaynağı... İnsan hücrelerinin en çok yenileme yaptığı zaman sabah...

- Siz hangi dönemdesiniz? Dingin, hareketli...

İnsanın ruh hali de müziğin notaları gibi. Do’yu mu çok seviyorsun Mi’yi mi? Onların her birinin kendi içinde hareketliliği var. İnsan ruhundaki duyguların da mekânı var. İnsan ruhunun da bir makamı var.

- Müziğinizi oryantalist olarak da tanımlıyorlar, siz ne dersiniz?

Müziğim, etnik müzik, word müzik kategorisine de konur ama ben müziğimi gönül müziği olarak tanımlıyorum. Diğer tanımlar hep kategorize. Beni kategorize etme. Sezen (Aksu) biliyor bu işi.

- Gönül müziği ne demek?

Gönül müziği diyorum çünkü yaptığım müzik entelektüel bir müzik değil. Kendimi müzisyen olarak görmüyorum. Müzik yazıp okumayı bilmiyorum, nota okumayı bilmiyorum.

- Ama müzik icra ediyorsunuz, neden kendinize müzisyen demiyorsunuz?

Bu yaşayan bir insana niye nefes alıyorsun demek gibi. Benim için müzik meslek gibi bir şey değil, hiçbir zaman da meslek olmadı. Müzisyen olmak gibi bir kaygım yok, sanatçı olarak da görmüyorum kendimi çünkü sanatçı olmak tam zamanlı bir iş. Müziği kafasına göre çok severek yapan biriyim, ki çok şanslıyım, plastik bir su borusuyla başladım şimdi olağanüstü sanatçılarla aynı sahneyi paylaşıyorum. Geçen seneki gün doğumu konserine Loreena McKennitt geldi. Çok ilginçtir ki ben Kanada’ya ilk gittiğimde param pulum yok, temizlik yaparak geçindiğim öyle zor bir dönemde onun konserini izlemek istedim. Bilet 21 dolardı. Param olmadığı için dışarıda hava buz gibiyken kapının dışında seyretmiştim. Bunu ona da söylemiştim. Şimdi o beni izliyor.

'Kendimize her zamankinden daha uzağız'

- Artık insanların Starbucks’ta kahve sırasında beklerken bile burnu havada...

Mevlana, “Gel senle ne kadar farklı olduğumuzu konuşmayalım ortak yönlerimizi konuşalım” der. İşte bu bakış açısı birleştiriyor.

- Bugün ortak yönlerimizden ayrılmış bir halde değil miyiz? Mevlana bize bugün her zamankinden daha uzak değil mi?

Uzak çünkü biz şu an kendimize her zamankinden daha uzağız. Derviş kelimesinin tam karşılığı basamak taşı. Basamak taşı bir şeylere vesile olmak, basamak olmak. Mütevazı da var.

- Mütevazı olmak şu dönemde kaybettirmez mi? ‘Fazla mütevazı olma inanırlar’ der Muhsin Ertuğrul.

Annem de bana öyle diyor. “Oğlum mütevazı olma” diyor. Kaybın ne olduğuna bağlı.

- Genele göre kaybetmez mi?

Hayatını genele göre yönlendirirsen evet genele göre kazandığın bir yolun sonunda büyük bir kayıp da olabilir. Şu üç soru benim için çok önemli; niye varım? Neyim? Kimim? Neyim derken madde olarak neyiz, yıldız tozu muyuz? Ki evet yıldızların tozlarıyız...

- İçinizde üç maymun var mı?

233 tane var ve onları tanımaya çalışıyorum. Bir tanesi “ben biliyorum”cu. Onu susturmaya çalışıyorum. İbadetin, meditasyonun amacı sürekli eteğimizden çeken içimizdeki o maymunları bir şekilde disiplin altına alabilmek. Onlarla mücadele ettiğinde kazanma şansın yok.

 

'Zımba gibi bir muhalefet partisi olsa Türkiye değişir'

- Kapadokya’da doğa bizi gündemden kopardı. Yakın zamanda seçilmiş bir Başbakan Davutoğlu istifa etti, aslında ‘resmen’ azledildi... Siz nasıl yorumluyorsunuz bu durumu?

Politika çok komik bir tiyatro. Türkiye’de gördüğüm en sıkıntılı politik durum ise ciddiye alınabilecek bir muhalif partinin olmaması. AKP’de bir problem görmüyorum ki, şu yüzden görmüyorum, oy verdiğim ya da sevdiğim için değil AKP aslında transparan. Transparandan kastım kim oldukları belli. Ne yapmak istedikleri belli, saklamıyorlar da. AKP’nin karşısında bizler gibi Atatürk’ü, özgürlüğü, laikliği seven insanları temsil edebilecek bir muhalif partinin olmaması dengeleri yıkmış durumda. Türkiye’de dengeler bozulmuş. Anadolu’da köpeksiz köy bulup değneksiz gezmek derler... Yani bir partisin, iktidardasın her gün seçim yapılsa da iktidarda olacaksın çünkü iktidarı değiştirecek bir muhalif parti yok. Sol, değişmiyor, sağ değişmiş ama... Türkiye’de zımba gibi bir muhalefet partisi olsa Türkiye’de büyük bir değişim olur.

CHP’ye oy verip bana AKP’yi eleştirmeyin. Ahmet Davutoğlu ile Binali Yıldırım arasında fark yok. Politikacılar kukladır. Bu görev değişiklikleri bizim sahne üzerinden gördüğümüz ama ana politikada değişen bir şey yok. Davutoğlu’nun istifasını takdirle karşıladım demek ki adam bir yerde çok da fazla kukla olmak istemiyor.

Cirque du Solei benim komşularım. 30 yıldır aynı binada yaşıyoruz. Her projesinde palyaço var. Palyaço bir şey yapamıyor gibi ipin üzerinden yürüyor, sallanıyor... Ama palyaçonun esas fonksiyonu, sen palyaçoya bakarken o sırada sahnenin değiştirilmesidir.

 

Maymunlar senfonisi...

- Hemen aşağımızdaki Kızılçukur’daki açık hava sergisinde nefes alıp veren bir toprak işi var. Sanatçı, “Toprağın canlı olduğunu biliyoruz ama bu canlılığı görünür kılmak istedim” diyor. Siz müziğinizle neyi görünür kılmak istiyorsunuz?

Bugünkü konser gerçek kalp atışı sesiyle başladı ve kalp atışı sesi ile bitti. İlk perküsyon da aslında kalp atışıdır. Çocuk dördüncü aydan itibaren kalp atışını dinliyor, beşinci aydan sonra da çocuk ile annenin kalp atışı senkronizasyon sürecine giriyor. En son ne zaman kalp atışını dinledin?

- Hiç dinlemedim ki...

Nefes alışını dinledin mi? Bir akşam uyurken nefesini dinle, nefesini dinliyorsun sonra kalp atışını duyuyorsun... İnanılmaz bir şey. Sanatın amacı özünde her ne isek onu bize bir şekilde hatırlatmaya çalışmak olmalı. Müzikte de bunu yapıyoruz.

- Müziğinizle neyi tartışmaya açıyorsunuz?

Benim müziğim tartışmayı kapatmaya çalışıyor.

Ağaca baksana hiç karmaşık değil çünkü ağacın başbakan olmak gibi bir derdi yok. Ağaç ağaç. O yüzden biz tartışmaları kapatmaya çalışıyoruz.

Politikacıları, o kuklaları, palyaçoları susturmaya çalışıyoruz. Sürekli çalışan aklı da biraz susturmaya çalışıyoruz. Beş saniye düşünmeden durmayı dene, beş saniye...

- Düşünmeden durmak bana ne katacak?

Başka bir sen görmeye yarayacak. Sen dediğin şey sürekli konuşan, yorum yapan şey. İçimizde maymunlar var dedik ya, o maymunlar sürekli senfoni halinde. Maymunların altında gerçek bir senfoni var, sana ait bir senfoni, parmak izin gibi, asla tekrar etmeyen. Maymunları susturduğunda o gerçek sesin duyulmaya başlar.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 05.06.2016 03:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177