31 Temmuz 2016 Pazar 02:42
Mazlum Çimen: Adı darbeyse iyisi olmaz

15 Temmuz gecesi... Darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine halk sokağa çıktı. Halk, darbe girişimini engelledi ancak o günden bu yana devam eden sokaktaki ‘demokrasi bayramı’ kutlamaları çok önemli bir manzarayı da karşımıza çıkardı. Demokrasi kavramı bile ayrışmış bu memlekette! Sokakta ‘idam isteriz’ diye bağıranların istediği demokrasi nasıl bir demokrasi? Laikliği ve hukuk devletini temel alan bir demokrasi anlayışı mı?

OHAL’in ertesi gününde müzisyen Mazlum Çimen’le buluştuk. Çünkü, ‘İdam isteriz’ sloganları devam ederken, babası ozan Nesimi Çimen’i Madımak’ta yakanlar idam talebiyle yargılanırken bile idamın kaldırılması için imza atan bir isim Mazlum Çimen...

- Darbe girişimini nasıl yorumluyorsunuz?

Her ne olursa olsun darbenin her biçimine karşıyız. Adı darbe olan bir şeyin iyisi olmaz. Darbe ve cuntayı ayıran bir süreç çıktı ortaya. Bu bir darbe değil cunta olarak gözüküyor. Ordu buna katılmamış, ordunun içerisinden bir kısım deniliyor. Basından aldığımız sözcüklerle cümle kurmaya çalışıyorum. Bakıldığında Genelkurmay Başkanı işin içinde değil, öbürü değil kim var kim yok biz de bilmiyoruz yani. Demokrat bir darbe ya da iyi niyetli darbe diye bir şeyden bahsedemeyiz. Ama kör topal demokrasi dahi darbeden iyidir.

 

‘Kötü demokrasi’

- Kötü demokrasi olur mu?

Kötünün iyisi gibi bir şey. Kötü kötüdür iyisi mi olur? Ama böyle bir algı var. Özgürlük kavramı da bizde çok net oluşmadı o yüzden kötü demokrasi olur mu bilmiyorum ama buna alıştırılmaya çalışıyoruz.

- 15 Temmuz gecesi, darbe girişimine nerede, nasıl yakalandınız?

Denizin ortasında bir sohbette yakalandık, dostlarımızla beraber bir araya gelelim sohbet edelim, bağlama çalalım diye toplanmıştık, enteresandı. Polis arabaları falan vardı anlamlandıramadık hiçbir şeyi. Sonra duyduk ki darbe olmuş. Ben hemen saate baktım. Saat dokuzda, onda darbe mi olur? Çünkü yaşadığımız bütün gerilimli ortamları hatırlıyorum 12 Eylül’ü atlatmış bir insan olarak o saatte ‘çarşıya gidelim hanım bir şey alır mısın?’ der gibi darbeye gidilmez yani. Köprünün bir tarafı gidişe açık bir tarafı değil, tuhaflıklar var. Gürsel Tekin vardı yanımda ne oluyor sen siyasetçisin dedim. Kimse bir şeyi anlamlandıramadı. Sonra anladık ki bu iç hesaplaşmalara dönüşen bir şey. Aklımıza Fethullah Gülen cemaati geldi. FET¨ terör örgütü. Bu terör örgütüyse eğer ilk defa silahlı bir girişimini yaşadık.

Bizde “Ne zamandan beri farkındasınız?” diye soralım. Bu tarihi üç yıl olarak koyuyorlar. Üç yıl öncesi zaten beraberlerdi. “Ne istediniz de vermedik” diye Cumhurbaşkanı kendisi söylüyordu. Bu yapıyı algılamaları Gezi Direnişi sürecine tekabül ediyor. Gezi süreciyle bir ayrışma oldu, ondan sonra da yapıya FETÖ terör örgütü dendi.

 

‘Gezi ayyuka çıkardı'

- ‘Gezi’ mi ayrışmalarına sebep oldu?

Tabii ki. Yolsuzluklar ‘Gezi’den hemen sonra ortaya çıktı. Bu durumda bir anda Fethullah Gülen’in yapılanması üzerine gidildi. Bütün ses kayıtları ortaya çıkarınca terör örgütü ilan edildi. Gezi yaşanmasaydı belki de hâlâ iktidar ile FETÖ yan yana olacaktı. Gezi Direnişi olmasaydı FETÖ devlette daha da derine yerleşirdi.

Gezi’deki çocuklar elbet Gezi’yi bunun için yapmadı. O süreç yaşanmasaydı o arada devlet hükümet ne varsa ele geçirmiş olabilirdi. Gezi için iyi ki olmuş diyemiyorsun çünkü bir sürü insan öldü, ama oldu. Gezi, böyle bir yapının ayyuka çıkmasını da sağladı. İktidar, bu yapıyı üç sene evvel fark ettik diyor, ama Gezi’de fark ettik demiyorlar.

 

Korku paltosunu giydim

- Bugün (21 Temmuz) tüm ülkede birden OHAL ilan edilmesinin ilk günü...

Düşünüyorum bu süreçte ben de başbakan olsam OHAL ilan ederdim çünkü bir terör örgütüyle sorun yaşıyorum ülkenin geleceği söz konusu. Benim tedirginliğim böyle bir siyasi yapılanmanın OHAL’i nasıl kullanacağı. Bu sorunun ucu açık çünlü çok yaşadık bu coğrafya da bunu. Olağanüstü vali.... 81 tane Hayri Kozakçıoğlu düşünün! Fransa’da da var diyorlar. Bizde demokrasi, insan hak ve özgürlükleri diye bir algı yok ki. Biz daha demokrasiyi kavramış bir toplum değiliz.

- Demokrasiyi tanımlar mısınız?

Metin Üstündağ’ın dediği gibi demokrasi halkın kendi kendine gelin güvey olmasıdır. Şaka bir yana temeline insan haklarını koymaktır. Demokratik yapı, karşı haklar ve kendi hakları arasındaki uzlaşmayı sağlamak zorundadır.

- Toplum olarak demokrasi tanımını yanlış mı algılıyoruz?

Sorun şu biz demokrasiyi tanımıyoruz. Benim bütün meselem kişiselleştirilmesi. Cumhurbaşkanı’nın, hükümetin, herhangi birinin kişiselleştirmesi. Çünkü ben bunu benimle aynı düşünmeyene karşı kullanabilirim.

- Kurtarılan nasıl bir demokrasi?

Demokrasinin altı bacağı altı kolu varsa dört ayağı dört eli yok, eksik topal bir demokrasi bu. İnsanlar darbenin olmamasının sevincini dahi yaşayamadı. İki saat içerisinde sokağa çıkanlar darbeye karşı olma durumdan hükümet yanlısı olma durumuna dönüştü. AKP’nin mitinglerine döndü. Darbeyi durduran Tayyip Erdoğan değil de halk durdurmuşsa niye Erdoğan diye bağırıyoruz. ‘Yaşasın Türkiye’ desek eyvallah. Olayı AKP’ye çevirdiğin zaman iş kişiselleşmeye başlıyor.

- Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan ve yaşamını yitiren reklamcı Erol Olçok’un ve oğlunun cenazesinde konuşma yapan imam duasında “Bilhassa okumuşların şerrinden koru yarabbim” dedi. Bu fotoğrafı nasıl okuyorsunuz?

Kutsal kitabın ‘oku’ ile başlıyor. Böyle bir imamın varsa cemaat hemen akabinde idam diye gelir. ‘Okumuşların şerinden koru’ diyen bir din adamı var bu ülkede ve bunun karşısında imama uyan bir erk var. Cumhurbaşkanı, başbakan ve bu açıdan imamı onaylayan biri olarak duruyorlar. Akabinde bir bakıyorsun binlerce öğretim üyesi açığa alınıyor. Demek ki imam biliyordu, MİT mi imama haber verdi acaba? İmam okumuşların şerrinden kork dediğinde sen korkunun paltosunu giyiyorsun. Yani ben korku paltosunu giydim.

- Daha önceki söyleşimizde film ile film müziğini ‘el-eldiven’ buluşmasına benzetmiştiniz. Şimdi kimin eli kimin eldiveninde belli değil mi?

FETÖ tarafına hiçbir zaman yakın olmadım, olamam. AKP’ye siyasi olarak muhalifim bu ayrı bir şey, ama onlar iç içe girdiği için asıl eldiven AKP tarafı. Asıl tedirginlik onlarda. En yakınındakiler FETÖ çıktı.

Balyoz davasındaki hâkim şimdi sanık. Şu durumda insan hakları konusunda tedirginim. Benim suçum yok ama benim karşımda olan siyasi yapı ile FETÖ iç içe geçmiş. Kimin ne olduğu belli değil. Bu yüzden tedirginim. Toplu kıyıma gidebilirler.

 

Alevilik ölümü ve biatı kabul etmez, o yüzden hedeftir

- ‘Demokrasi Bayramı’nda insanların sokağa çıkmasının ertesi gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Topçu kışlasını yapacağım’ diye ani çıkışına ne demeli?

Demokrasi bayramı derken istenmeyen bir şeyi yapacağız diyorsun. Bu nasıl bir demokrasi? İşte bunlar yüzünden OHAL’i haklı bulmama rağmen kendi içimde tedirginliğimi yaşama hakkımı kullanıyorum.

- Demokrasi için sokağa çıkanlardan bir güruh hemen Alevi mahallelerine saldırı için yürüyüşe yeltendi. Aleviler neden hep ilk hedef oluyor, yangında ilk yok edilecek olarak görülüyor?

Bu darbe girişimini biz mi yaptık? Aleviler mi yaptı? Temel bir şeyimiz var karşılıklı temelde oluşturulmuş bir kin var, bir düşmanlık var. Darbeye karşı çıkıyorsun ama içindeki nefrete karşı çıkamıyorsun.

Aleviliğin felsefi yapısını irdelediğinizde neden olduğu ortaya çıkar. Aleviler, hiçbir zaman hiçbir iktidar tarafından rahat bırakılmaz. Çünkü İslam coğrafyasında yaşıyorsun ve Alevilik insanı merkeze alıyor, biat kültürünün karşısında... Tüm eksenine insanı alıyor, insanın özüne aşkı koyuyor. Alevilikte biz ‘aşk ile’ deriz hep. En önemlisi Alevilik ölümü kabul etmiyor. Ölmek yoktur, Hakk’a yürümek vardır. Ölümü kabul ederse İslamın beş şartını da gerçekleştirmek zorundadır. İşte bu yüzden camiye gitmez, namaz kılmaz, oruç tutmaz. Cennet cehennem yoktur çünkü ölümü kabul etmez. Şimdi sistem tarafından değiştirilmiş Aleviler de var, ama esası budur. Ben ölürüm çiçek olurum, evrilirim...

Bu temel noktadaki ayrışma bütün biatçı yapıyı yok ediyor. Temeline insanı ve aşkı koyuyor ve ölümü kabul etmiyor. Bu durumun hiçbir zaman İslami coğrafyada yaşama şansı yoktur. O yüzden ilk hedef her zaman Aleviler oluyor. Çünkü sen de ona karşısın. Sokağa çıkanlardan bazıları gerçekten demokrasi isteselerdi ilk Alevi mahallelerine yürümezlerdi.

 

 

Türküler devrimci ya da faşist olmaz

- Bugünlerden biraz uzaklaşabilmek için müzik ne yapabilir?

Yaşadığın toplumda kayıtsız kalamazsın o sanatçının sorumluluğu olabilir, ama sanatın sorumluluğu değildir. Bu enerji kendi sanatını yaratır. Bu enerjide o notalar yan yana gelir. Ya da müzik bu enerjiyi fazla taşıyamaz başka bir yerden başka bir şey çıkartır. Bir şarkı savaşı durdurur. Garlar durur, trenler durur.

Sanat açısında da büyük bir tehlike var. Şimdi sanat algısı ne olacak bilmiyoruz. Ben bir şarkı yapınca bunu kim, neye göre tehlikeli bulacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam da bir televizyon röportajında özgürlükler sonsuzdur dedi aynı günün sabahında Leman’ın çıkışı durduruldu. Dediğin günün akşamı bunu yapıyor. Mizahın büyük bir güç olduğunu biliyorum. Hepimiz biliyoruz. Ama bu ülkede mizaha bu kadar düşman bir yapılaşma başka hiçbir ülkede bu kadar ağır bir şekilde değil.

- Türkiye’de yaprak kımıldasa sanat etkinlikleri iptal ediliyor. Sanat iptal olur mu?

Sanat iptal olmaz, bitmez. Sanat sadece buraya ait bir şey değil ki sanat doğaya ait bir şey. “Ben müziği bıraktım” diyorlar ya. Çok kızıyorum. Sen kimsin ya müziği bırakıyorsun, müzik seni bırakır, sanki müziğin de çok umrundaydı. Sen kimsin sanatı bırakıyorsun, sanat seni bırakır. Sanat, doğanın, insanın yapısının kendisidir zaten. Sen sanattan doğup oluşmaya başlarsın. Sanatı durduramazsın. Hiçbir şeyin gücü yetmemiştir sanata. Sanat kendi yolunu, rüzgârını değiştirir ama hep vardır.

Her sıkışan kitleye enerji vermek adına yapılar devrim şarkıları da popülizmin başka bir yüzü.

Türküler neden hiçbir zaman devrimci ya da faşist olmamıştır, biliyor musun?

- Neden?

Çünkü devrimci de faşist de insandır. Türküler her an hep söylenir. Türküyü devrimci de söyler faşist de. Çünkü bu halkın gücüdür.

- Ekşi Sözlük’teki Mazlum Çimen başlığında ‘üstünde fillerin tepiştiği çimen’ diye yazmış biri. Hep ezilen mi oldunuz?

(Gülüyor) Adımı hem seviyorum hem de yoruyor beni. Evet mazlum ama o kadar da değil. Sözde herkes mazlumdan yana ama benim hiç yanımda olan olmadı! İktidarlar da mazlumun yanındayız der, ama benim yanımda olanı hiç görmedim!

O çimen benim işte o ezik benim.

- Yalnız değilsiniz, bizde çimeniz...

Herkese insan onuruna yaraşır, insanca bir yaşam diliyorum umarım bu dileğim hayata geçer.

 

Bizler hep ‘suçlu’yuz!

- Şimdi ‘idam isteriz’ diye bağırıyorlar. Babanız Nesimi Çimen’i Madımak katliamında kaybeden bir isim olarak o süreçte idam yasasına dair tutumunuz neydi?

Bütün Madımak yakılıyor, insanlar öldürüldü. O günden bu yana camı, kapısı kırılan bir camii, Kuran kursu gördünüz mü? Alevilerin böyle bir terbiyesi de var. Biz hiç kimseye saldırmadık. Düşünün ki babamları yakanlar idamdan yargılanıyor ama o dönemde idama karşı çıkan dördüncü imza benimdi. Madımak sanıkları idam talebiyle yargılanırken biz idam yasasını kaldırdık. Ben idama karşı çıktım.

Ve düşünün ki binlerce yıl Kızılbaşlık ana bacı tanımaz diye lanetlenerek geldi. Buna rağmen birisi çıkıp bir şey yapmadı, ama biz hâlâ suçluyuz. Hep hedeftesin ve ilk gidecek olan sensin. Vallaha ilk tercih olmaktan mutluyum! İlk tercih olmaktan gurur duyuyorum ama böyle değil...

([email protected])

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 31.07.2016 02:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177