25 Temmuz 2016 Pazartesi 16:22
Maltepe'de bir UMUT sokağı

Maltepe'de yer alan Orhangazi Çok Programlı Lisesi basında yer alan haberlerle zihinlerimize kazınmış. Daha önce okul müdürünün Alevi öğrencileri 'örgüt propagandası' yaptıkları gerekçesiyle emniyete ihbar etti iddiası haberleriyle gündeme gelmişti. Bizde bir günümüzü bir türlü gündemden düşmeyen bu okulda geçiriyoruz. Kafamızda onlarca soru işareti. Ancak öğretmenleri, onların çabalarını görünce Avrupa Yakası'nda düşündüğümüz olumsuz tablo bir anda siliniyor. Hele ki yoksul öğrencilerin o büyük şiir sevgisini, azmini görünce sevincimiz katlanarak büyüyor...

Hemen söze girelim... Okulun kapısında güler yüzlü öğretmenler ve birkaç öğrenci tarafından karşılanıyorum. Büyük bir emek verip yaptıkları “Şiir Sokağı” çalışmasını lisenin Grafik Tasarımı öğretmeni olan Ali Ekber Ataş’la birlikte geziyoruz. Ali Ekber Hoca, bu okuldaki öğrencilerin yüzde 70’inin kenar semtlerden yoksul aile çocukları olduğunu belirtiyor. Ve ŞiirSokağı'nın nasıl ortaya çıktığını anlatıyor:

“Birçoğunun anne ve babası ayrı ve sevgiye aç çocuklar. Okulumuzun durumu ise ortada. Sanatın öğrenciler üzerinde nasıl bütünleştirici olduğunu gösteren bir çalışma yapmak istedik. Okulumuzun sadece kötü olaylar ile anılan bir okul olmadığını göstermek için ve öğrenciler arasındaki kutuplaşmayı yıkmak için hep beraber ‘Şiir Sokağı’ çalışmasını yapmaya başladık...”

Peki, ‘Şiir Sokağı’ yapma fikrini kim ortaya attı? Bu sorunun yanıtını da Ali Ekber Hoca veriyor ve soluğu “fikir anneleri” Türk Dili ve Edebiyat öğretmenlerini Cansu Çakır ve Merve Doğan hocalarımızın yanında alıyorum. Çakır ve Doğan ŞiirSokağı'nı konuşmaya başlıyoruz. Söze ilk Cansu Hoca giriyor:
“Bizim okulumuz kutuplu ve çatışmalı bir okul. Bunu yıkmak için Şiir Sokağı çalışmasını başlattık. Okulumuz basında kötü haberler ile gündeme geldi. Biz bu çalışmayı yapmaya başlarken öğrencilerimizi bütünleştirici bir çalışma yapmak istedik. Cumhuriyet Dönemi’nden her kanattan isimlerin yer aldığı şairlerin şiirlerinin yer aldığı bir şiir sokağı yaptık. Öğrencilerimizeşiiri sevdi. Hangi şiirin kime ait olduğunu öğrenmeleri açısından da oldukça yararlı bir çalışma oldu.”



Merve Hoca ise bu çalışma ile beraber öğrencilerin yakınlaştığını, beraber birşeyler yapma becerilerinin geliştiğini anlatıyor. Anlatırken gözlerinin içi gülüyor, ondaki mutluluğu ve ışığı farkediyorum. O mutluluk bana da yansıyor. Tam bu sırada Ali Ekber Hoca yanımıza geliyor. “Ötekilik vurgusu” yaparak söze giriyor. Ötekileştirilmiş öğrencileri bu çalışma ile nasıl kazandıkları anlatıyor:
“Bu çalışmada 70-80 kişilik öğrenci grubunun aktif çalıştık ve bu öğrenciler arasında okul yönetimi tarfından dsiplin cezası almış öğrencilerimiz vardı. Sosyal kültürel etkinlikler ile bu öğrencilerimizi kazandık.”

Sohbet tüm hızıyla devam ederken içeri bir başka öğretmen giriyor. İsmini vermek istemiyor... O'nun anlattıkları karşısında ise çatışmalı ve yoksul mahallelerde çocuk olmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyorum. Okuldaki öğrencilerin genel sorunlarını ve Gülsuyu'ndaki gerçekleri aynen şu sözler ile yüzümüze çarpıyor:

“Anne baba ayrılıkları, töreden kaçanlar... Bir çok öğrencimin yaşam koşulları çok zor. Rutubetli evlerde oturup, düzensiz besleniyorlar. Yaşadıkları mahallerde sürekli kavga ve silahlı çatışmalar var. Sinir krizi geçiren, kalp rahatsızlığı olan çok öğrencimiz var. Aileler işsiz ya da asgari ücretle çalışıyorlar. Uyuşturucu kullanan, şiddet mağduru olan onlarca genç... Saydıklarım bizim tanık olduklarımızın çok az bir kısmı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen öğrencilerimiz zorluklar içerisinde birşeyler başarılabileceğini ispatladı.”

O zorluklara bizde tanık oluyoruz. Son ders zili çalar çalmaz bir çok öğrenci hızlıca okuldan ayrılıyor. Nereyi mi gidiyorlar?

Bu sorunun yanıtını da Ali Ekber Hoca veriyor:

“Çalışmaya!”

Bir çok öğrenci okul çıkışı kafelerde, yarım günlük işlerde çalışıyor. İşe gitmeyen bazı öğrencilerle konuşmaya çalışıyorum. O kadar utangaçlar ki konuşmuyorlar. Bende yazın o zaman diyorum. Senanur Kesici ve Aylin Serdar hemen bana birşeyler karalıyorlar. İkisi de Grafik Tasarım öğrencisi, hayalleri ise fotoğrafçı olmak...

İki öğrencinin yazdıklarını okuyunca içim burkuluyor. Onların kaleme aldığı, “Gülsuyu'ndan okulumuza gelince o savaş alanından kurtulduğumuz için mutlu oluyoruz” cümlesi herşeyi özetliyor...

Kafam allak bullak... Bir yanda yaşamın gerçekleri, bir yanda öğrencilerin okuldaki büyük başarısı. Fotoğraftan resime, danstan spora Türkiye dereceleri bir hayli fazla.

Grafik Atöylesi'nde bir resim var, gözüme takılıyor. O resmin hikayesini de Ali Ekber Hoca sitem ederek anlatıyor:

“Özgür Demir’in resmi o. İnsan Hakları konulu resim yarışmasında İstanbul birincisi oldu.Özgür'le beraber CHP Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç'tan randevu alıp ziyarete gittik. Bir de Özgür'ün resminden çıktı alıp kendisine armağan ettik. Ali Kılıç'a Özgür'ün grafik bölümünde okuduğunu ve bir dizüstü bilgisayara ihyiyacı olduğunu söyledik. Yardımcı olacağına dair söz vermesine rağmen yardım etmedi. Daha kötüsü birinci gelen resminin yanında fotoğraf çektirip sosyal medya üzerinden paylaştı."

Özgür'ün de tıpkı diğer arkadaşları gibi okul çıkışı çalışmak zorunda olduğunu öğreniyorum. İnşaatta çalıştığını söylüyor öğretmenleri. Bir yanda İstanbul birinciliği, diğer yanda okul çıkışı ağır bir işçilik...

Kendimi Şiir Sokağı’nı atıyorum. Hayatın gerçeklerinden kaçıyorum sanki. O an kendimi bir lise koridorunda değil de bilgi evinde hissediyorum. Ama aklımda ismini vermek istemeyen bir öğretmenin söyledikleri var, ve bir türlü çıkmıyor. Ama yine de öğretmenlerin gözlerindeki ışık bize de umut veriyor... Tıpkı Şiir Sokağı'nda Nazım Hikmet'in dizelerindeki gibi:

“İnsan,
Denizin olmadığı yerde,
Umut adına,
Martı olmalı...”

Yetenekli arkadaşlarımız ile iletişime geçmek isteyen okurlarımızın okulu arayıp Ali Ekber Ataş Hoca ile görüşmeleri yeterli olacaktır...

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 25.07.2016 16:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol