19 Eylül 2016 Pazartesi 10:00
Kırk üç yıla sığan büyük hikâye...

“Değişen Türkiye” yıllarında özel radyo ve televizyon kanallarının yükselişine denk gelmişti Ahmet Kaya’nın hızlı çıkışı. Basının İbrahim Tatlıses ile birlikte en çok ilgi gösterdiği müzik yıldızlarından biriydi artık o. Seksenlerin ikinci yarısı ve doksanlı yılların zor ve karanlık siyasi koşullarına doğan aykırı bir kimlikti. Tam olarak neyin olup bittiğini kestirmekte ve dillendirmekte zorluk çeken bir kuşağın şavkıydı.

Protest müzik, sol arabesk tarifleri ve tartışmaları arasında Hasan Hüseyin Demirel’den Yusuf Hayaloğlu’na, Osman İşmen’den Ahmet Koç’a sayısız isimle yaptığı çalışmalar, iyi ya da kötü (beğenin ya da beğenmeyin) soundu, sözleri, düzenlemeleri ve yorumları açısından o yıllarda ülkenin popüler müziği ortamında gerçek bir reformdu. Zira bu ses sokak arasında yaşayan, mahalle kıraathanesinde umutsuzca pinekleyen delikanlıyla, mahpustan yeni çıkmış çaresiz adamın ta kendisiydi.

O ana değin yapılan müzikal işlere göre hem daha kuralsız hem de serbest bir yapıya sahipti bu albümler. Hem Batı, hem de (Türk müziği, halk müziği, folklor babından) Doğu seslerini içerirken, sol popülist şiir ve edebiyatla da iç içeydi.

Bir yandan bağlama, öte taraftan senfoni dinleyen kulakların dikkatini çekebilme özelliğine sahipti. Bir hayat adamı olarak Kaya, tabiat olarak da tüm bunları denemeye açıktı, müzikal açıdan. Bu formül kendinden sonraki sayısız isme ilham ya da taklit kaynağı olacaktı. Mamafih tüm taklitler onu daha da orijinal kılmıştı.

Çünkü Kaya’nın çok özel bir ses rengi vardı; iyi şarkıcı, yorumcu ve besteciydi. Eski fotoğraflarının içine Ruhi Su, Rahmi Saltuk ve Zülfü Livaneli saklanmıştı. Eksiksiz değildi ama verecek çok şeyi vardı. Solcuydu, devrimciydi, yorgun da olsa demokrattı. Şarkılarını dinleyecek yüreği olan tüm vicdan sahibi insanlar için söyledi.

Özellikle bir de bunu hatırlayalım ve hiç unutmayalım: 10 Şubat 1999 gecesi Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül töreninde yaptığı konuşma sonrasında, haksız ve çirkin bir muameleye maruz, ardından memleketini terk etmek zorunda kalan Kaya, 16 Kasım 2000 sabahı bir kalp krizi sonucu Paris’te yaşama veda etmişti.

Barış Müzik, geçen günlerde 43 yıla büyük bir hikâye sığdıran bu sakallı koca adamın üç albümünü plak olarak bastı. Bunlar, aradaki konseri saymazsak Ahmet Kaya albüm zincirinde birbirinin peşi sıra gelen halkalar. Onun en güçlü ve güzel albümlerinden biri olarak kabul edilen 1989 tarihli “Adı Bahtiyar: İyimser Bir Gül”, 1990 tarihli “Sevgi Duvarı” ve 1991 tarihli “Başım Belada”.

Her üç albüm de orijinal kapak malzemesine sadık kalarak çıkarılmış, sadece yeni mastering bilgileri eklenmiş. Kapaklar çift yaprak açılır kapanır; plak kalitesi de oldukça tatminkâr ve 180 gram.

Uzun lafın kısası; biraz hatırlamak ama daha ziyade unutmamak için hepimize iyi gelecek bu plaklar.

([email protected] com)

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 19.09.2016 10:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177