30 Ocak 2016 Cumartesi 13:00
İddianameye göre herkes casus, herkes darbeci, herkes terörist

 

İki gazetecinin Fethullah Gülen Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması tarafından “görevlendirildikleri” ileri sürülmesine rağmen haber ve yazılar dışında tek bir delilin gösterilmediği iddianamenin mahkemece kabul edilmesi  halinde hukuk tarihine geçecek bir yargılama gerçekleşecek.


Yayın yoluyla darbecilik


İddianamede, iki gazetecinin “gizli kalması gereken bilgi ve belgeleri casusluk  amacıyla temin ve ifşa ederek, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetini terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaparak” darbe girişiminde bulundukları ileri sürüldü. Yani bir soruşturmada elde edilmiş bilgiler, “devlet sırrı” sayılarak bunlara ilişkin belgeleri yayınlamak ve hükümeti eleştirmek doğrudan “darbecilik”le eşitlendi. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülen bu suç için savcının tek değerlendirmesi, hiçbir delil göstermeden, Dündar ve Gül'ün FETÖ ile "fikir ve eylem birliği" içerisinde olduğu yönündeki iddiası oldu.


Tahmine göre “casusluk”


Dündar ve Gül’e yine hiçbir delil olmadan “casus” suçlamasında bulunan iddianame, bu suçun kanunda aranan unsurlarını görmezden geldiğini de açıkça yazmaktan çekinmedi. İddianamede casusluk suçunun düzenlendiği Türk Ceza Kanunu’nun 328. maddesinin gerekçesinde yer alan  “Bu suçun oluşması için yabancı bir devlet veya unsur yararına hareket ettiğinin tespitinin şart olduğu” görüşü ise "Suçta ve cezada kanunilik prensibi uyarınca, esas olan ceza kanunlarının madde metinleridir” denilerek yok sayıldı. Böylece atıf yapılan hukuk ilkesinin, madde gerekçelerinin dikkate alınmasına engel olması bir yana, bu ilkenin zorunlu bir sonucu olduğu gerçeği es geçildi.
Savcı, bir kimsenin casus sayılabilmesi için “yabancı devlet veya unsur olarak tespitinin gerekmediği, ortada yabancı devlet yararına bilgi paylaşımı veya teşebbüsü olmasa dahi, toplanan bilgilerin özelliği, yoğunluğu ve toplayan kişinin sıfatı ile beyanlarına ve elde edilen delillere göre kim olduğu bilinmeyen veya tahmin edilebilen devlet veya kurum veya kuruluş yararına temin edildiği tespit edilen gizli bilgiler bakımından da casusluk suçunun oluştuğunun kabulü gerekir” ifadelerini kullanıdı. Böylece "tahmini" gerekçelerle; devletin-hükümetin hoşuna gitmeyen her türlü habere de “casusluk” yolu açılmış oldu.


Herkes “terörist”


İddianamede “suç unsuru” olarak gösterilen Can Dündar’ın yazılarında Fethullah Gülen cemaatini suçlayan çok sayıda ifade yer aldı. "Hkümet de, cemaat de medyayı kullanmak için dosya sızdırmadan haber çaptırmaya, sahte belge üretmeden yalan beyan üretmeye kadar her yolu deniyor” , “Başbakan'ın konuşmalarındaki müdahaleler de ağır suç, Başbakan'ın (hepimizin) telefonunu illegal olarak dinlemek de... İkisine birlikte karşı çıkmalıyız. Hem bizi soyan "devlet"e, hem bizi dinleyen "paralel devlete bayrak açmalıyız.” diye yazan Dündar'ın bu görüşlerine hiç değinmeyen savcılık, cemaat aleyhine yazı yazarak cemaatle nasıl işbirliği yapıldığı sorusunu da yanıtsız bıraktı. İddianamenin bu yaklaşımı, cemaatle birlikte hükümeti de eleştiren herkesin “cemaat işbirlikçiliği” ile suçlanabileceğini ve dolayısıyla terör suçundan yargılanabileceğini de gösterdi.


Suçlamalar ve çelişkiler


İddianamede Dündar ve Gül’e 3 ayrı suç isnadı yapıldı.

1-MİT TIRLARI: İddianamede, herhangi bir delil gösterilmeden MİT tırlarının “Suriye Türkmenleri'ne yardım malzemesi götürdüğü” savunuldu. İddianameye göre FETÖ/PDY yönetici ve üyeleri silah kullanarak tırlarda arama yaptılar ve “yardım malzemelerinin” görüntülerini aldılar. Bu görüntüler ve malzemeler hakkında hazırlanan inceleme raporları ise Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı. Amaç da "hükümeti ve devleti Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılatmak” idi.  Savcılık, FETÖ üyesi oldukları belirtilen, ancak suç tarihinde devletin savcısı ve kolluk güçleri olan kişiler tarafından yapılan bir operasyonun faturasını gazeteciye kesmek isterken hiçbir delil gösterme gereği de hissetmedi.
İddianamede, görüntülerin “7 Haziran 2015 tarihindeki genel seçimlerden 1 hafta önce”  Cumhuriyet'te yayınlandığı da vurgulanarak haberin seçimden önce yayınlanmasını suç olarak değerlendirildi.  
Tırlarda “yardım malzemesi” olduğunu ileri süren savcılık, buna karşılık Cumhuriyet’te silahların görüntüsünün yayınlanmış olması karşısında dahi çelişkiyi açıklama yoluna gitmedi ve suçlamasından vazgeçmedi. Dündar’ın haberine ilişkin yayın yasağı alındığını belirten savcılık, Erdem Gül’ün 12 Haziran’da yayınlanan "Jandarma Var Dedi" başlıklı haberini bu yüzden “suçta ısrar” olarak değerlendirdi.
İddianamede, bu yayınların FETÖ işbirlikçiliği olduğu savunulurken Can Dündar’ın “haber kaynağının cemaat olmadığını” belirten ifadesinin aksine bir kanıt da ortaya konulmadı. Bunun yerine “FETÖ/PDY'nin görüntüleri aracılar vasıtasıyla ellerine tutuşturduğu” iddiasına yer verildi.


2- 17-25 ARALIK: Can Dündar’ın 17 Aralık’tan 2 hafta önce ve 25 Aralık girişiminden 1 gün önce yazdığı yazılarla operasyonları önceden bildiğini ileri süren savcı, buradan yola çıkarak Dündar’ı suçladı. Oysa Dündar’ın 3 Aralık’taki yazısının yazıldığı dönemde cemaat-hükümet kavgası başlamış ve Ankara’da cemaatin elindeki dosyaları ortaya çıkaracağı yönünde çok güçlü bilgiler dolaşmaya başlamıştı. Dündar da pek çok yorumcu gibi bu ortaklığın bozulmasının ardından yaşanabilecek gelişmelere dikkat çekiyordu. 24 Aralık tarihli yazısında ise Ankara kulislerinde çok konuşulan bir kulisi okurları ile paylaşan Dündar, yine eldeki bilgilere dayanarak “Polisin sızdırdığı son belgeler gösteriyor ki Gülen'in karşı hamlesi, bu kez doğrudan Erdoğan'ı hedef alacak:  Başbakan da ailesinin yolsuzluk iddialarıyla  vurulacak” ifadesine yer veriyordu.


3- REYHANLI – CİLVE GÖZÜ: Dündar'ın Suruç patlamasının olduğu gün attığı “MİT'in IŞİD'e bomba ve eleman taşıdığını belgeledik, suçlu ilan edildik.  Suruç,  AKP'nin ve MİT'in Suriye ve IŞİD   siyasetinin kanlı meyvesidir”  tweetinden hareket eden savcı bunun “MİT’i ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni terörle ilişkilendirme  kasıtlarında  ısrar” olduğunu ileri sürdü. Oysa o tarihte bu görüş muhalefet partileri tarafından da sık sık gündeme getiriliyordu. Ayrıca 8 Ağustos 2015  tarihli Cumhuriyet’te yayınlanan "Bizimki Gazetecilik Sizinki İhanet” başlıklı haberde Özcan Şişman’ın iddialarına yer verilmesi de yine “işbirliği” olarak suçlandı.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 30.01.2016 13:00
Anahtar Kelimeler:
HaberHaberlerTürkiye
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177