11 Ağustos 2016 Perşembe 22:20
Hüseyin Gülerce: Böyle bir canavara destek verdik; Allah bizi affetsin


Gülerce, "Benim en büyük hatam, 95'te Zaman Gazetesi Genel Müdürü olunca, dualarını alayım düşüncesiyle vardığımda, görüşmeyi beklerken bir patırtı üzerine gidip bunun Cevdet Türkyolu'nu dövmesini görmem" diye konuştu.

Habertürk’te konuşan Gülerce’nin açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Darbeye kalkışacakları aklımdan geçtiği gibi bu konuyu son 5-6 aydır yazılarımda "teşebbüs edebilirler fakat emir komuta zinciri içinde yapamazlar" diye yazdım. İki şeyi bilemedim; birincisi bu çapta yaygın ve derin olmasını, mesela Jandarma Genel Komutanı'nın 8 yıllık emir subayı ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın yaverleri. Sayın Cumhurbaşkanı en çok mücadele eden insan, kimbilir nasıl dikkat etmiştir yaverlerini seçerken ama bunların en önemli özelliği görülmemiş bir gizlilik. Çok iki yüzlüler.

“CIA’den destek alıyorlar”

"Bu FETÖ gibi bir emekli vaizin yapabileceği iş değildir" ifadesinin en önemli kanıtlarından biri bu kadar derin bir kumpas olması. CIA'den mutlaka destek alıyor. CIA, bu şahsa çok erken el atmış.

Mahmut Övür 2014'te diyor ki, 1971'de Vehbi Koç'un evinde Fuat Doğu ile Fetullah Gülen görüştüler. O dönemin en çok bu işlerle ilgilenen insanları MİT ile CIA arasındaki ilişkilerin en yakın olduğu dönem olarak söylüyor. Bizim silahlı kuvvetler personelinin maaşını ABD ödemiş, bunları hatırlamadıktan sonra bir tane adam çıkmış şöyle böyle. Bunu ne zaman öğreniyoruz biz, 2014'te. Mahmut Bey'in bu yazısından sonra, bunu yalanlayan bir açıklama da olmadı.

“Adil Öksüz kimdir?"


Mesela Adil Öksüz, üste yakalandı değil mi? Kimdir bu diye merak ediliyor. Adam darbeden önceki son 25 günde 2 defa Pensilvanya'ya gitmiş, 2 gün önce dönmüş. Adil Öksüz 2002'den beri 109 defa gitmiş yurt dışına. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman, şunun araştırılması lazım; şu an kaçanların hepsinin Fetullah Gülen ABD'ye gittiği Mart 1999'dan itibaren hangileri bir bahaneyle ABD'ye gitmişler, bunun araştırılması lazım. Görülecektir ki, bir vesileyle Pensilvanya'ya gitmişlerdir. Ama CIA ile asıl irtibatları şuradan tespit edilebilir; özellikle emniyet içinden yükseltilmesi gereken insanlardan emniyet içinde ABD'ye gönderilen çok insan oldu. Wikileaks belgelerinde var; Gülen bir dernek kurduruyor ve bu dernek CIA ile ortak toplantılar yapıyor.

Bundan 15 sene öncesinden CIA ile o bağlantıları resmiyette göstermek için çalışmalar yapılmış. Fuat Avni Pensilvanya'da bir istihbarat havuzudur demiştim ben 2 sene önce. Başbakanlık'ta çalışan adam Fuat Avni'ye çalışıyor. Ama kötü olan şu; bu bilgiler Pensilvanya'ya düştüğü gibi CIA'e de düştü.

“Allah affetsin”

Sayın Cumhurbaşkanı'nın ifadesiyle, biz bu insanlara yani Fetullah Gülen'e, hüsn-ü zan ile baktık. Böyle baktığımız için de bu harekete destek vermiş olduk. Fiili bir desteğim olmadı, ama bu harekete destek oldum. Hiç tahmin etmediğimiz şekilde karşımızda kendi halkının üzerine tank süren canavar bir örgüt var. Benim gibi bir adam buna destek vermemeliydi. Cumhurbaşkanımız gibi şunu diyebilirim ancak; Allah bizi affetsin. Medya da susarak çok büyük destek verdi, kasedi çıktığında bir kez yayınlayıp bir daha yayınlamadılar. Böyle bir canavara destek verdik, Allah bizi affetsin.

Ben 25 Aralık'tan sonra çok net bir tavırla, "benim ülkemin Başbakanı'nı yabancılar götüremez" tweet'i attığım tarih 27 Aralık 2013. Üç senedir bu canavarı anlatmaya çalıştım.

Çok samimi olduklarım var içlerinde fakat o mübarek gördüklerim de dahil hepsinin küçük canavarcıklar olduğunu görüyorum şimdi. Büyük canavar Fetullah Gülen. Kendilerini bana karşı nasıl saklamışlar? Erdal Şen, bu Öksüz'ün kaçmasına yardım edenlerden biri için, Sayın Cumhurbaşkanı dün "aynı apartmanda komşuyduk, saygısında kusur ettiği yoktu" dedi. Bunlar böyle karaktersiz.

“Kendi düşen ağlamaz”

Kendim ettim, kendim buldum. Kendi düşen ağlamaz. Ben gayri meşruluğa hep tavır koydum. Onun için benim yanımda hiç bu tür şeyler konuşulmadı. Sayın Nurettin Veren'e, Latif Erdoğan'a itirafçı denebilir, bildiklerini anlatıyorlar. Hem Veren hem Erdoğan söyledi; dediler ki, biz bu darbeci simaları görünce "bu bizim Gülen'in yanında gördüğümüz adamlar" dediler. Benim böyle itiraf kategorisine girecek bir sözüm olamaz. Gazetede bir numara iki numara olarak çalıştığımız arkadaş Zaman'da, benim arkamdan toplantılarda "Hüseyin Bey bizim arkadaşımız değil" demiş.

“Adını ilk kez 1977’de duydum”

Benim Gülen'in ismini duymam 1977'de fizik öğretmeni olduğum gün. Din Bilgisi öğretmenleri arkadaşlar bana onu anlatmaya çalıştılar. 1980, Gülen'in yanında 3-4 kişi Yalova'da bir vakıf şubesi vardı, oraya uğramış, bana gizli haber verdiler, "şu saatte vakfa gel." Gülen'i ilk defa görüyorum ama kim olduğunu bilmiyorum. Çıktıktan sonra dediler ki "Gülen yanında oturandı." Çünkü Gülen o yıllarda, mesela Yalova'da 2-3 kişide fotoğrafı olurdu.

Sonra beni kazanma adına, ben eski Mücadeleci'yim, sarı basın kartlı, 77'de bayrak gazetesinin baş yazarıyım, fizik öğretmeniyim. Feleğin çemberinden geçmiştik hatta espiri yapıyordum; bizi çok açık tavlamaya çalışıyorlar diye. Beni vaazlara götürmeye başladılar. 89'da cemaate ait kolejin inşaatı devam ediyor. Geçerken görmeye gelmiş, orada tanıştırdılar işte. Orada konuşurken Zaman gazetesi 86'da geçmiş cemaate fakat söylemiyorlar bunu, dar bir çevre biliyor. Ben de dedim ki "Zaman gazetesi bizimmiş, efendim dedim ben dergide 5 yıl yazdım" deyince, orada ayak üstü dedi ki "rica etsem Zaman'da yazmaz mısınız?" Dedim "yazarım", "Ahmet Taşgetiren Bey'e de söyler misiniz?" dedi, söyledim. 89'da yazmaya başladık. Sonra 3 yıldan sonra dediler ki bize 3 isim gönderin, size köşe açalım. "Bize Göre" ismini seçtiler.

Ekrem Dumanlı genel yayın yönetmeni olduktan sonra dediler ki, "Bize Göre" biraz bağlayıcı oluyor, bunu değiştirmemiz daha güzel olacak, "Denge" olsun dedim. "Denge" koydular.

1991'de dediler ki sizin konferanslar vermenizi istiyoruz.

Bu sırada işgalin temelleri atılmış. Bana diyorlar ki, subayların adını açıklasanıza. Bunlar kamp kurduklarında, ben Mücadele'de yazardım. Kimin adını söyleyeyim, ben hiçbirini görmedim ki.

“1 kuruş almıyorum”

 1991'de ben konferansçılığa başladım, 93'te Gülen dedi ki, Hüseyin Bey arkadaşlar Samanyolu Televizyonu'nda yorum yapmanızı istiyorlar. İlk defa kameranın karşısına geçiyorum, yorum yapacağım, "Yusuf ne olur dedim gel kameranın yanına otur sana konuşayım", öyle alıştım.

Haftada 5 gün fizik dersi veriyorum 35-40 saat, Samanyolu'na geliyorum, yorumumu hazırlıyorum, tekrar evime dönüyorum, bir kuruş almıyorum. Bizde mücadelecilikten gelen bir dava adamı olma var. Yalova Lisesi'ne girince kardeşimle söz verdik, bir daha bu işlerle uğraşmayacağız dedik. 80 darbesi öncesi, lisede öğrenciler birbirine girmiş, ben de fizik dersinde başladım Allah'ı anlatmaya, bu duyulunca o din bilgisi öğretmeni arkadaşlar benle ilgilenmeye başladı. Tekrar havaya girdik.

Öğrencilere ders veriyoruz, 68 kuşağının sağ tarafıyız ya, gülümsüyorum. Ben diyalogu Yalova Lisesi'nde öğrendiğim için eğitimle, diyalogla ilgili şeylere gönüllü oldum. Gazete var, televizyon var. Bunlar benim o kadar hoşuma giden şeylerdi ki, aradığım kaynağı buldum diye kendimi kaptırdım.

94'te Altunizade'de Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı için isimler belli olmuş. Hocaefendi 15 dakika sonra mütevelli heyeti başkanı Hüseyin Bey olsun, dedi. Beni mütevelli heyet başkanı yapıyor. 2009-2013 arasında beni organize suç örgütü üyeliğinden dinletmiş, bir sene öncesinde de başkanlıktan aldı.

Ben meğerse Peygamberimizin hadisine uygun davranmışım. Ben hiçbir şey istemedim. Beni eleştirenler oldu gazetenin içinde, ayrılırken.

Vicdan sahiplerine soruyorum, ben o kadar akıllı değilim, Fetullah Gülen ABD'ye gitti, ben 5 sene Yalova'dan genel müdürlüğe gittim geldim, kimlerle ne konuştu bilmiyorum, arkasından ABD'ye gitti, ben de senede 2 defa gittim, iki hafta kaldım. Şimdi benden daha uyanık olun, Gülen'in 15 gün haricinde, 350 gün kimlerle ne görüştüğünü nasıl anlayacaktınız?

Habertürk'te çalışan arkadaşlar şahittir, söze şöyle başlıyordum "vallahi billahi cemaatin sözcüsü değilim." Ama Gülen o kadar uyanık ki, bir Edirneli fizik öğretmenini bulmuş, açılıma uygun bir genel müdür olması lazım, biz de davamız için ne güzel zemin bulduk diye şahlanmışız. Ama ameller niyetlere göre. Bizi vitrine çıkardı. Bir arkadaş bana Altunizade'de dedi ki "Hocaefendi sizi izlemiş, işte yüzümüz demiş."

O gizli ilişkilerin hiçbirine şahitlik etmedim. Adam sıkıştırıyor, "bildiğini söylemiyorsun" diye. Allah şahit, bu yaşta insan yemin eder mi?

Bu sınav sorularının verilmesiyle ilgili birim, imamların da haberinin olmadığı bir birim.

Benim kızım Marmara Üniversitesi sınıf öğretmenliğini bitirdi, seminere aldı bunlar, öğretmen yapmak için kızımı. Fakat benim kızım onların dersanelerinde ve evlerinde kalmamıştı. TÜRGEV'in yurtlarında kalmıştı. Bakın bu onlar için önemli, Hüseyin Abi'nin kızı da olsa, kendi memelerinden süt emmemiş. Yahu benim kızımı öğretmen yapmayacaksan, bizi niye işletiyorsun? Arıyorum, kim bu işin sorumlusu, soruyorum, "abi onu biz değerlendiremiyoruz" diyorlar. Ben ateşe yakın olmak istemedim, mücadele birliğinden tecrübe.

(Fenerbahçe Yöneticisi Şekip Mosturoğlu'nun Habertürk TV canlı yayınındaki açıklamaları üzerine) Bir gerizekalı söyler değil mi, "ben örgüt üyesiyim" diye. Ben örgüt üyesiyim demiyorum ki. Örgütse Fenerbahçeliler niye bu örgüte karşı çıkmamış? Bunun adı yeni kondu, FETÖ. 15 Temmuz yaşanmasaydı Mosturoğlu ile uğraşırdım. Ben CNN Türk'te Fetullah Gülen'in karakterini anlatırken, kendisini mehdi kabul ettiği için, önüne çıkan her engeli ne pahasına olursa olsun bertaraf etme gözü karalığında bir adam, dedim.

4 kişi oturuyoruz, ben Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni'yim. Kızdı bu Gülen, Samanyolu'nun Genel Müdürü'nden başladı, "televizyonculuktan ne anlarsınız" dedi. O şahıs 55 yaşlarında, o zaman. Şimdi benim nevrim döndü. Koskoca adama "sen başka bir televizyon binasına gitsen kapıdan alırlar mı" diyor. Yanımdakine "siz gazetecilikten anlar mısınız" dedi. Bu 'liderlerin' özelliğidir, herkes içinde birbirlerine ezdirme. İmtiyaz sahibine geçti, "siz iktisattan anlar mısınız" dedi. Bana gelince o kızgın kişi, tebessüm etti "ben Hüseyin Bey'e bir şey demem" dedi. Bizim onunla münasebetimiz diğerlerinden farklı. Onlara dediğini bana gitse, ben ertesi gün oraya gitmem.

"Karşı karşıya olduğunuz hareketi tanımanız çok zor, 1 hissesi dışarıda, 99'u içeridedir" dedim. O gizli işleri kamuoyuyla birlikte öğreniyorum.

Ben böyle konuşmaya başlayınca, 2 sene önce, bir tanıdığım vasıtasıyla biri evime geldi oturdu. Arkadaş, İstanbul İstihbarat'ta 10 yıl çalışmış. Benim ufkumu çok açtı. Bir de Mustafa Yeşil çok açtı benim ufkumu, 3 sene önce. Bu arkadaş dedi ki, bütün iş istihbaratta 2005'te değişti. "Nasıl?" dedim. 2005'ten itibaren bir ölçü getirdiler, tam itaatkar bıraktılar dedi. Ve dedi dikkat ettik sonradan, birinci ölçü bu, tam itaat, herhangi biri ağzından bir eleştiri kaçırmışsa müsamaha yok. Bir de hısım akrabalık bağları olanları bıraktılar, dedi.

Allah korusun darbe olsaydı, 1 milyon kişiyi öldüreceklerdi. Belki daha fazla. Bunlar Türkiye'yi teslim alıp, ABD'nin kucağına teslim etmek üzere, 40 yıllık bir işgal kuvveti.

Bunlar birbirlerine düşerler durumunun bu arkadaş tarafından anlatılan örneği çok enteresan. Mustafa Özcan bunlardan beş altısının İstanbul dışına tayinini çıkarıyor. Birinin sigortası atıyor, atlıyor ABD'ye gidiyor. Fetullah Gülen'e diyor ki "yanlış bir şey oluyor." Ve durduruyor onu Gülen. Emniyet'in içindeki hiyerarşiyi Gülen'in adamları sağlıyor.

Mustafa Yeşil ne söyledi de benim "hizmet dünyamı" yıktı? 25 Aralık'tan 3 gün sonra Ahmet Taşgetiren, istifa etti Bugün gazetesinden Star'a geçti. Birkaç dün sonra, Mustafa Yeşil yardımcısıyla Yalova'ya geldi. Ama ondan bir ay önce de, eşleriyle geldi ikisi, orada bir takım imalarla bana, "ayağını denk alsan" gibi bir şeyler söyledi. Beni ikaz ettiği belli.

"Tayyip Bey" dedi, "30 Mart yerel seçimlerini göremeyecek" dedi, "ya intihar edecek ya da akıl hastanesine götürülecek" dedi. Benim kafam allak bullak oldu. Tayyip Bey imam hatip lisesi mezunu dindar bir insan, böyle bir insan ve intihar. O böyle deyince "siz bu işi neden büyütüyorsunuz, niye dedim yargıda, emniyette, TSK'da insanlar olmasını önceliyorsunuz" dedim. "Bak abi" dedi, sağ kolunu uzattı, "asıl kol bu" dedi, "diğerlerinin hepsi bu kolu korumak için." Ben hizmeti böyle mi anlamışım?

Ben Gülen'den böyle bir şey duymamışım. Adam Silahlı Kuvvetleri ele geçirmenin asıl fetih olduğunu söylüyor. Ben bunu savcıya söyledikten sonra Mustafa Yeşil kaçtı.

Uçakta kaç kişi var bilmiyorum, orada birisine şakayla karışık falan da değil, sitemkar bir şekilde diyor ki "senin bu Fetullah'ın yanında ne işin var" diyor. Bu insan da konuşurken Gülen'le beraber, bu hadiseyi anlatıyor. Gülen kendisini seçilmiş kurtarıcı gördüğü için, karşı çıkan herkes engeldir, onun kenara çekilmesi lazım. Fenerbahçe yöneticileri hala diyor ki "bu Fenerbahçe meselesi." Yahu kardeşim 15 Temmuz'da darbe oldu, hala Galatasaray'ı karıştırıyor. Biz Türkiye'den bahsediyoruz. Türkiye üzerine bir kabus çökmek üzereydi, adam eskinin yaralarını taşıyor. Hakkını yine arasın. Benim 3 Temmuz'da yazdıklarımda ana fikir şu; darbe heveslileriyle ne güzel uğraşılıyor, Türkiye bağırsaklarını temizliyor, futbolda da kirlilik varsa, ki olma ihtimali var diyorum, futbol tertemiz bir alan değil ki, bunun da üzerine gidilsin. Fenerbahçe şike yapmıştır, demiyoruz. Yargı baksın, diyoruz. Benim söylediğim şey şu, 17-25 Aralık'ın adı Türkiye'de hala bir kesimde yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, değil mi? Biz diyoruz ki bu siyasi darbe teşebbüsüdür. Ben şimdi geriye dönüp 3 Temmuz'da Fenerbahçe'yi ilgilendiren bu konunun bir şike meselesi olmadığını, Fetullah Gülen'in engel gördüğü, Türkiye'nin en çok taraftarı olan kulüp başkanının bu hissiyatının taraftarlarına yayılmasını engelleme hareketi diyorum.

“Yıkılması, 3 ayağının çökmesine bağlı”

 Gülen'in yıkılması üç ayağın çökmesine bağlı; biri taban dediğimiz, ki dost halkası oluşturuyordu, iyice derin hipnozda olanlar var, bu darbe girişimini bile hala Erdoğan'ın filmi olduğunu söylüyorlar.

Gülen öyle bir numaracı ki "ben yapmıyorum etrafım yapıyor" der. Benim yanımda diyor ki "yahu Hüseyin Bey, bu kız talebeler çok değişik rüyalar görüyorlar, bana gönderiyorlar, ben artık yasakladım, çünkü rüyalarla amel etmek doğru değil." Bir ses kaydı düşmüştü, o ses kaydında konuşan kişi Barbaros Kocakurt: Hocam arkadaşlar rüya görmüşler, Peygamberimiz tweetleri ikiye katlayın.

“En büyük hatam…”

Benim en büyük hatam, 95'te Zaman Gazetesi Genel Müdürü olunca, dualarını alayım düşüncesiyle vardığımda, görüşmeyi beklerken bir patırtı üzerine gidip bunun Cevdet Türkyolu'nu dövmesini görmem. Tekme tokat yahu. Neresine vurduğu belli değil. Bana bir eleştiri gelecekse, bunu gördükten sonra neden müdürlüğü kabul ettin? Bu haklı bir eleştiri.

Gürültü patırtı olunca ben odamdan fırladım, baktım, gözümün önünde dövdü yani. Sonra çok mahcup oldu tabii. Benim şahit olmamdan çok rahatsız oldu. Cevdet Bey'in yaşıtı geldi, dedi ki "Cevdet'i 14-15 yaşından beri dövüyor, Cevdet çok sevinmiştir." Ben en çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz, Cevdet Bey'in hanımı, Gülen'in yeğeni, acaba ne hissediyor?

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 11.08.2016 22:20
Anahtar Kelimeler:
HaberHaberlerSiyaset
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177