Bakanlık, milletvekilliği ve parti sözcülüğü görevlerinde bulunan Hüseyin Çelik, AKP'ye yönelik eleştirilere devam ediyor.

Kişisel web sitesinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, "Sizi bilmem ama ben şahsen, nazar değmeden önceki Türkiye‘yi özlüyorum" dedi.

Çelik'in ayrıca dış politika ile ilgili sarf ettiği "Başkalarına ayar vermeye çalışırken kendi ayarımızın bozulmamasına dikkat etmeliyiz" sözleri ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a gönderme olarak yorumlandı.

Türkiye'nin bir zamanlar rol model olduğunu belirten Hüseyin Çelik, dış politikaya ağır eleştiriler yönelterek  "Galiba bize nazar değdi. Şimdi, Amerika bize İşid‘den dolayı katlanıyormuş gibi bir görüntü verirken, Avrupa Birliği‘nin bizimle ilgili en önemli gündemi Mülteciler meselesi oldu. O da işin sıkıntısı hafiften de olsa onlara dokunduğu için. Türk ve İslam dünyasındaki parıltımızı da büyük çapta kaybettik." ifadelerini kullandı.

İşte Hüseyin Çelik'in yazısının ilgili bölümü:

"(...)AK Parti iktidarında, Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine, 190 ülkeden 150’sinin oyunu alarak seçilen bir ülke oldu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Başkanlığı’na, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği‘ne birer Türk seçtirmek çok kolay değildi. Aktif, etkin ve dengeli dış politikamızdan dolayı komşularımızla bahar havası yaşarken, birçok uluslararası meselede ara bulucu konumunda bir ülkeydik.

ABD ile stratejik ortak olan, Avrupa ile tam üyelik müzakerelerine başlayan, Türk ve İslamdünyasında çok ciddi bir sempati halkası oluşturan, Afrika‘yı adeta yeni keşfeden, Pasifik‘e veKarayip‘lere ciddi anlamda uzanan, Latin Amerika‘da ciddi saygınlık kazanan, dünyanın neresinde bir mazlum varsa el uzatmaya çalışan Türkiye, aynı zamanda birçok ülkeye de rol-modeldi.

Galiba bize nazar değdi. Şimdi, Amerika bize İŞİD‘den dolayı katlanıyormuş gibi bir görüntü verirken, Avrupa Birliği‘nin bizimle ilgili en önemli gündemi Mülteciler meselesi oldu. O da işin sıkıntısı hafiften de olsa onlara dokunduğu için. Türk ve İslam dünyasındaki parıltımızı da büyük çapta kaybettik.

Bu noktaya gelişimizde elbette dünyadaki çok farklı gelişmelerin büyük payı var. Tek başına bunun sorumluluğunu Türkiye‘ye yıkmak, büyük bir haksızlık olur. Ne var ki, dışımızdaki dünyada aleyhte olup bitenlere rağmen, kendimize, “biz nerede hata yaptık” sorusunu mutlaka sormalıyız. Elbette dünyada bizi fazlasıyla kızdıracak, insanı çileden çıkaracak birçok şey oldu, hâlâ da oluyor. Fakat “akılla kızmak“, “aklı serinletmek” diye bir şey var. Özellikle dış politika, duyguların, özellikle duygusallığın hiç uğramaması gereken bir alandır. Duygusuz olmakla, duyguları rehber edinmek şüphesiz ki çok farklı şeylerdir.

Bizim Batı’yla ilişkilerimiz çok iyi olduğu zaman, Türk ve İslam dünyasındaki etkinliğimiz de büyük çapta artıyor. Öte yandan Türk ve İslam dünyası ile çok iyi ilişkiler geliştiren bir Türkiye, Batı alemine her zaman daha cazip gelir.

Bireysel kimliklerimiz, birçok aidiyetin bir araya gelmesinden oluştuğu gibi, milli kimliklerimiz de bir çok aidiyetin bir araya gelmesinden meydana gelir. Türk dünyasına mensup olmamız,İslam aleminin bir parçası olmamıza mani değil. Bu iki dünyaya mensup olmamız, Batı aleminin bir parçası olmamıza alternatif elbette değildir.

Bütün aidiyetlerimizi gözeten dengeli bir dış politika ile ancak yozlaşmadan dışımızdaki dünyayla uzlaşabiliriz. O zaman sadece etkilenen değil aynı zamanda etkileyen bir ülke olur, yeryüzündeki etkileşimde saygın bir konumumuz olur.

En güzelini atalarımız söylemiş: “Ağaçtan kopan yaprağın akıbetini rüzgar tayin eder.” Sadece ekonomimizle değil, demokrasimiz, hukuk sistemimiz, din, vicdan, düşünce ve ifade özgürlüğümüz ve tüm medeni değerlerimizle medeni dünyadan geride kalırsak elbette akıbetimizi, 3. dünyanın oldum olası muzdarip olduğu ve onları felaketten felakete sürükleyen çok farklı rüzgarlar tayin eder.

Başkalarına ayar vermeye çalışırken kendi ayarımızın bozulmamasına dikkat etmeliyiz.

Sizi bilmem ama ben şahsen, nazar değmeden önceki Türkiye‘yi özlüyorum."

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr