02 Eylül 2016 Cuma 10:00
Güvenilir ustalar mı yenilikçi gençler mi?

Yönetmeninin adını ikinci plana iten filmler vardır. Örneğin, 2014 yapımı, üç Oscar sahibi “Whiplash” gibi... İzleyen de, izlemeyen de, filmin adını belleğinin bir köşesinde saklamıştır ama, görüp çok beğenenler bile, babası Fransız annesi de Amerikalı akademisyen olan Damien Chazelle (1985) adını hemen anımsayamazlar...

Genç yönetmenin adı bundan böyle sinefiller tarafından kolayca unutulmayacak. Çünkü senaryosunu da yazıp yönettiği, Altın Aslan adayı “La La Land”ı bu gece, 73. Venedik Festivali’nin açılışında izleyeceğiz. Hangisine odaklanacağına karar veremediği müzik ve sinema tutkularını filmlerinde kesiştirmeyi başaran Damien Chazelle, müzikal filmler döneminin, Stanley Donen, Vincente Minnelli ve Robert Wise gibi ünlü adlarına göz kırptığı söylenen “La La Land” adlı müzikalinde, Ryan Gosling ile Emma Stone’u buluşturuyor... Eski ustaların güven veren özgün soluğunu, yenilikçi genç sinemanın yaratıcı sesiyle onurlandırmayı ne oranda başardığını bu gece göreceğiz...

Ustalar çoğunlukta...

Sam Mendes başkanlığındaki ana jürinin değerlendireceği Altın Aslan adayı 20 film arasında, sevdiğimiz ve yıllardır alkışladığımız usta adların çoğunlukta olduğu gözlemleniyor. Son Cannes Festivali’nde de benzer bir durum yaşamış; seksenlik usta Ken Loach’un yeniden Altın Palmiye almasını gönülden alkışlamıştık... Yaratıcı sinema yapmanın, yenilikçi başyapıtlar imzalamanın yaşla başla ilgisi olamayacağını hemen hatırlayıp, Damien Chazelle’in de aralarında olduğu adaylar listesine kısaca göz atalım: Andrei Konchalovsky, Emir Kusturica, Wim Wenders, François Ozon, Pablo Larrain, Denis Villeuneve ve Terrence Malick!...

Cannes’da “The Tree of Life” ile 2011’de Altın Palmiye aldığında bile çok eleştirilen, ertesi yıl Venedik’te hiç beğenilmeyen “To the Wonder” ile düşkırıklığını yaratan Terrence Malick (1943) bu yıl Altın Aslan’a ikinci kez aday oluyor: “Voyage of Time”ın yine yaşamdan, ölümden, kainattan ve sonsuzluktan söz eden metafizik bir deneme olduğu vurgulanmakta...

Yönetmenin 40 yıldan bu yana üzerinde çalıştığını söylediği “Voyage of Time” bir başyapıt olabileceği kadar, çok çok yukarılara çıkardığı çıtanın iddialı yüksekliğinin oldukça altında kalan başarısız bir deneme olma riskini de beraberinde taşıyor. Kayıtsız şartsız Malick hayranlarıyla, önyargılı karşıtları arasındaki polemiklere, büyük bir olasılıkla yenileri eklenecek...

‘Koca Dünya’

2010’dan bu yana, özellikle genç kuşak yönetmenlerimizin kazandığı dört önemli ödülle Venedik’te çok başarılı olanTürk sinemasından bu yıl tek örnek var: Reha Erdem (1960), “Koca Dünya” ile, sinemada farklı estetikler geliştiren, yeni akımları yansıtan filmlerin programlandığı “Orizzonti” ( Ufuklar) bölümünde yarışacak. Ödüllerini Robert Guédiguian başkanlığında ayrı bir jürinin belirleyeceği bu bölümü, Cannes Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” seçkisine benzetmek yanlış olmaz; ancak, “Orizzonti”nin, (Ufuklar) belgesellere ve kısa filmlere dek açılan daha geniş bir tür ve biçim yelpazesi sunduğunun altını çizmek gerekir. Biraz zorlarsak, Reha Erdem’in, bir yanıyla Türk sinemasının Terrence Malick’i olduğunu ileri sürebiliriz !... Tabii ki, her iki yönetmenin de, metafizik konuları mistik boyutu belirgin varoluşçu bir yaklaşımla irdelemeyi sevmeleriyle sınırlı kalan bir benzerlik bu... Yoksa, Reha Erdem’in derinlikli yaratıcı sinema dilinin çokyönlü nefes alıp verişindeki tazeliği, Terrence Malick’in ağdalı, hüzünlü, alabildiğine klasik yorucu sinemasıyla karşılaştırmak bile doğru değil...

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 02.09.2016 10:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol