19 Haziran 2016 Pazar 11:02
Esra Bezen Bilgin:  Bugünkü iktidar kadından korkuyor

Venedik Film Festivali’nde prömiyer yapan ve ülkemize döndükten sonra ödülleri toplayan “Ana Yurdu” hepimize tanıdık gelecek bir ana-kız hikayesi...

Yazar Nesrin (Esra Bezen Bilgin) boşandıktan sonra kent hayatından uzaklaşıp yalnız kalmak ve “light roman”ını yazmak üzere köyüne döner. Ancak hemen peşinden de annesi gelir yanına... Tek başına genç bir kadın, köy yeri, elalem ne der? Türkiye’ye şöyle bir baktığımızda filmdeki anne figürü pek çok yönüyle bize çok tanıdık.

Esra Bezen Bilgin ile anne-kız ilişkisinden yola çıkarak bir sohbet gerçekleştirdik...

- Filmde özgür kalmak ve üretmek için köye giden yazar Nesrin’i görüyoruz. Günümüzde de kentlilerin köye yerleşme hayali vardır. Köy romantizmi, özgürlüğü, özgürlüğün en olmadığı yerde aramak değil mi?

Nereye giderseniz gidin arkanızda halledemediğiniz yükler sizinle birlikte gidiyor. Orası yine kaçtığınız şeye dönüşüyor. Bu ara o taşra romantizmini çok yaşıyoruz. Nesrin de köyünü çocukluğundaki gibi güzel hatırlıyor. Ama yıllardır gidip görmediğin bir yer gerçekten hala o yer mi? O yaşta sana verdiği zevki hala verecek mi? Orada bir köy var uzakta ve hâlâ o köy senin köyün mü? Sen de hâlâ o insan mısın? Orası hâlâ o köy değil, sen de hâlâ o insan değilsin... Biraz kaçabileceğim biraz kente dönebileceğim bir denge isterim. Her şeyden uzak yaşayabileceğimi zannetmiyorum. Şehrin göbeğinde çalışıyorum ve yaşıyorum. Kendimi tanıyorum her şeyden uzak bitkilerimle bir hayat yaşayamam.

 

‘Derdim insanlarla...'

- Domates biber patlıcanla ne kadar mutlu olunabilir ki?

Teknolojiden uzak, toprağa yakın olmak bir süre iyi geliyor, ama onu dengeleyerek yaşamak isterim. Sahneye çıkmak ve insanlarla bir arada olmak istiyorum. İnsanlar belli bir tıkanmadan sonra radikal kararlar alıp gidiyorlar galiba.

- Siz herhangi bir radikal karar aşamasında mısınız?

Radikal hayallerim yok, ama insan kompleks bir yaratık, belli de olmaz. Benim yerlerle derdim yok insanlarla derdim var. Sevdiğim insanlarla beraber her yerde yaşayabilirim aslında. Türkiye’de yaşıyoruz ve bana da bazen gitme duygusu geliyor. Halaskargazi Caddesi’nde oturuyorum, Gezi direnişi ve son dönemde yaşadığımız tüm ağır olayları ben de en ağır biçimde evimin içinde yaşadım. 7 yaşında bir oğlum var ve bu ortam içinde çocuk yetiştirmeye çalışıyorum.

- Filmde de hayatta da en çok duyduğumuz cümlelerden: Kızım onu giyme, onu yapma bunu yap, kızım bu saatte eve gelinir mi? Nasıl kurtulacağız bu cümlelerden?

Türkiye’deki kadınların çok iyi tanıdığı bir cümle var: “Elalem ne der”. Bunun çaresizliğini hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

 

‘Oğullarımızı güzel büyütelim'

- Bu baskıyı ilk kimden görüyoruz?

Bunu bize ilk direten anneler ama ataerkil toplum yüzünden anneler bunu yapıyor. Sistem buysa bunu değiştireceğiz diyoruz ve Bağdat Caddesi’nin ortasında bir kız tecavüze uğruyor. O zaman “bir dakika ne oluyor” şoku yaşıyoruz. O zaman burada bir sorun var diyorum. İstediğiniz kadar direnç gösterin, kimlerle yaşadığınızı anladığınız an direnciniz düşmeye başlıyor. Çevrenizdeki on kişiden sekizi “Şortla gezerse tecavüze uğrar” diyor. Bunları görünce yabancılaşıyorum. Koftik bir direnmenin anlamı yok, mesele tabii ki şort değil, “Bu insanlarla yaşıyorum, neyi nereye kadar itiyorum” diyorsun.

- Ne yapalım giymeyelim mi şortu?

Hayır. Çok klişe bir şey söyleyeceğim, oğullarımızı güzel büyütelim.

- Filmdeki anne “gençliğimi yaşayamadım” diyor. Büyük çoğunluğumuz daha kadın olmadan anne olanların çocukları değil mi? Bizi büyüten annelerin çoğu kadın olamadan anne oluyor dolayısıyla kızlarını da kadın olmadan, birey olmadan anne adayı olarak yetiştirmeye çalışmıyorlar mı? Acaba buradan mı başlıyor mesele?

Ben de anneleri suçluyorum, özellikle erkek annelerini suçluyorum. Mesela, oğluna, bir kadın için “O senin elinin kiri, oğlum sen üzülme” diyorlar. Bunu aştığımızda “güzel oğlanlar” güzel yetişmiş erkekler olacak.

 

‘Anneler baş tacı lafı yalan’

Bize hep doğduğumuzdan itibaren roller biçiliyor. Kız evlat hep kusursuz bir ahlaka sahip olmalı anlayışıyla büyütülüyor... İyi eş olmak üzere büyütülüyoruz ama bu büyük bir yalan, bunu direten ataerkil toplum. Çocuklarımıza insan olmayı öğreteceğiz. Bu sistem ancak böyle değişir. Anne evin direğidir, baş tacıdır lafı çok tatlı bir yalandır. Annemiz baş köşeye oturtup elini öpmemiz dışında baş tacı mı bilemiyorum. O baş tacı denen anneyi zaten baba yıllarca dövmüş ama annemiz kutsal... Burada çok tatlı bir çifte standart var.

- Hatırlıyor musunuz bir kadın, bakandan iş istemiş ve bakan da “Evdeki işler sana yetmiyor mu” demişti.

Bir kadın bakanımız Ensar Vakfı için “bir kereden bir şey olmaz” dedi, bir kadın söyledi bunu... İmam hatip liseleri de kadın üç çocuk doğursun, evde otursun zihniyeti değil mi? Tatlı tatlı alttan geliyor bu zihniyet. Kadın ikinci sınıf olarak görülüyor. “Kadın erkeğe hizmet için var” anlayışı geliyor ve bu anlayışa hizmet eden bir grup var, “bir kereden bir şey olmaz” diyen kadın bakan gibi. Şu an konuştukça karamsarlaşıyorum. Siz ne yapabiliriz dedikçe “Hiçbir şey yapamayız” diyesim geliyor.

 

‘Ahlak’ı üstünkörü kullanıyoruz'

- Az önce dediğiniz o kusursuz ahlaklı kadın arayışı çok vahşi bir arayış değil mi?

Elbette. Kadınının zaten neden yetenekleri, zekası, potansiyelinden önce ahlakı geliyor ki? Ahlaklı insan bence kıymetli. Ama biz bir sürü kavram gibi ahlak kavramını da inceliksiz ve üstünkörü kullanıyoruz.

- Kusursuz kavramı kusurlu değil mi? O yüzden kusursuz ahlak mümkün mü?

Ahlak ne demek ki? Kime göre, neye göre? İnanca elbette saygı duyuyorum, ama beş vakit namaz kılıp saatlerce dedikodu yapınca, başkalarının malına göz koyunca olmuyor. İyi insan olmanın kıstasları sadece dinle ya da geleneklerle belirlenebilir mi? Filmdeki anne de çok inançlı ama kızını çok mutsuz ediyor.

 

'Anne ataerkil toplumun sözcüsü gibi'

- Anne için ailedeki ilk iktidar diyebilir miyiz? Türkiiye’de genel anne figürü nasıl bir iktidar?

Bence baba anneden daha büyük bir iktidar. Anne ataerkil toplumun sözcüsü gibi, “Baba kızar şöyle idare edelim” durumu vardır annede. Anne, babanın yani iktidarın gölgesinde bir iktidar.

- O yüzden mi “kızını dizinin dibine çek” anlayışı var?

Kadın hep dizginlenmesi gereken biri olarak görülüyor. Bizden korkuyorlar galiba. Çünkü korktuğun bir şeyi sürekli baskı altına almaya çalışırsın. Dizginleyelim yoksa kadın başımızı belaya sokar diye bakılıyor.

- Öyleyse bugünkü iktidar kadından korkuyor mu?

Kesinlikle, bugünkü iktidar kadından korkuyor. Okulda okunan kitaplardan sosyal yaşama kadar aslında devlet politikası kadının ikinci sınıf olması üzerinden yürüyor.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 19.06.2016 11:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol