08 Temmuz 2016 Cuma 10:00
Efsaneye yeni yorum

Amerikan sinemasının öteden beri en geçerli konu malzemelerinden biri olagelen ‘ormanlar kralı’ Tarzan efsanesini, David Yates’in yönetmenliğinde bir kez daha ele alıp üstünyapım olanaklarıyla bazı bölümleri Afrika’da çekilmiş, öncelikle aksiyon öğesinin ağır bastığı, göz alıcı ve sürükleyici, çekici bir seyirliğe (hem de ilgisiz kalınamayacak IMAX ve 3 boyutlu tarafından) dönüştüren ve bugün gösterime giren “The Legend of Tarzan- Tarzan”, meraklısının kaçırmayacağı türden, yepyeni, gıcır gıcır bir serüven filmi.

Malum, altın arayıcılığından polisliğe ve reklamcılığa dek çeşitli uğraşlara bulaştıktan sonra akla hayale sığmayan, düşsel macera romanları kaleme alarak adını duyuracağı popüler yazarlıkta karar kılmış Edgar Rice Burroughs’un (1975-1950), 20. yüzyıl başlarında yarattığı, umulmadık ölçüde tutulunca da sonrasında ‘Maymun Adam’ın vahşi ormanlardaki heyecanlı serüvenlerini tefrika halinde sürdürerek ününü yaygınlaştırdığı Tarzan efsanesini yeniden perdeye taşıyan bu filmin senaryosunu, Burroughs’un metninden yola çıkan Craig Brewer-Adam Cozad senarist ikilisi yazmış.

Parlak gişe filmi cilası

Bayram haftasına ve her zevke uygun, Hollwood usulü, parlak bir gişe filmi cilası çekilmiş “The Legend of Tarzan”da, geçirdikleri deniz kazasının ardından Kongo’da bir ağaç evde hayata tutunmuş ama sonradan maymunlarca öldürülecek John Clayton’la doğal nedenlerle ölecek olan karısı Alice’den geriye kalan bebekleri John’u, goril anne Kala büyütürken, goril kardeşi Akut’la oynayarak vahşi orman yaşamına uyum sağlayan ve Tarzan diye çağrılan John (Alexander Skarsgard) büyüdüğünde de rastlayacağı Amerikalı Jane’e (Margot Robbie) âşık olur.

Goril annesi, elmaslara sahip, kabile şefi Mbonga’nın (Djimon Hounsou) acemi avcı, genç oğlunca öldürülünce Tarzan da onu öldürür ve intikamcı şef Mbonga da Tarzan’a düşman kesilir. 1884’te Avrupa’nın 2 emperyalist devleti Belçika’yla İngiltere tarafından paylaşılan Kongo’nun çok zengin madenlerine göz diken, borç harç içindeki Belçika kralı Leopold 2, adamı Leon Rom’u (Christoph Waltz) efsanevi Opar elmaslarını ele geçirmek için Kongo’ya gönderir. Tüm adamlarını katlettirdiği Rom’la Tarzan’ın kendisine teslim edilmesi karşılığında bütün elmasları vermek konusunda anlaşır şef Mbonga.

Akıllara ziyan aksiyon

Tarzan-John Clayton’un Lord Greystoke olarak İngiltere’ye dönüşüyle başlayan filmde, özgürlüğün, doğallığın simgesi kahramanımızın ‘kötü adam’ Rom’a karşı mücadelesine Amerikalı maceraperest George Washington Williams (Samuel L. Jackson) da katılıyor ve akıllara ziyan kavga ve aksiyon sahnelerinden sonra Rom’un finalde timsahlara yem olmasıyla sona eriyor hikâye tabii ki. İngiltere’ye dönüşünde başbakana (Jim Broadbent) takdim edilip Kongo’daki esir ticaretini sonlandıran John’u 1 yıl sonra Jane’in babasının evinde ilk çocuklarının doğumunda görürüz filmin mutlu son’unda.

Egzotik kaçış

Yıllarca roman, çizgi roman, sinema, tv eliyle dört koldan belleğimize kazınmış, geniş seyirci- okuyucu kitlelerine ulaşmış Tarzan mitosu, genelde insanın doğaya, yitirilmiş saflığa dönüşünün simgesi olarak 100 yıldır nostaljik ve egzotik bir kaçış sunar tüketim toplumları için, her dönemde.

Besteci Rupert Gregson- Williams’ın müzikleri ve kameraman Henry Braham’ın seyirciyi anında koltuğundan uçurup cangılın tam içine postalayan, 3 boyutlu, birinci sınıf, rengarenk görüntüleri eşliğinde kolayca tüketilen bu yeni Tarzan çeşitlemesi, nispeten nesnel bir senaryoyu görüntülendirmenin üstesinden gelen yönetmen David Yates’in bildik kalıpları yineleyen, beylik anlatımıyla yeni bir soluk katmaya çalışmış, 100 yıllık ünlü efsaneye, ama nafile.

Zirveyi zorlar

Sessiz sinema çağından günümüze yüzlerce kez filmleştirilip gittikçe yozlaştırılarak klişeleştirilen bu efsaneyi, öncelikle görsel bağlamda, 2 saatlik ilginç bir seyirliğe dönüştürdüğü kısmen söylenebilecek “Tarzan”ı, karşılıklı döktüren Alexander Skarsgard’la yine bir akıllarda kalacak kötü adam kompozisyonu çizen Avusturyalı aktör Christoph Waltz sürüklüyor baştan sona.

Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’nin demirbaş oyuncusu, İsveçli Stellan Skarsgard’ın oğlu, çok yakışıklı ve yetenekli Alexander Skarsgard, dibine düşen armut misali, bu Tarzan performansıyla Hollywood’da zirveyi zorlayabilir yakın gelecekte.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 08.07.2016 10:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177