16 Eylül 2016 Cuma 06:20
Dünyanın gözü Türkiye’nin sinemacılarında

     ‘Tereddüt’ (Yeşim Ustaoğlu)

Yeşim Ustaoğlu, dönüm noktası oluşturacak bir film gerçekleştirmiş. İlk kez Toronto’da seyirci önüne gelen “Tereddüt”, alabildiğine gerçekçi, cesur bir film. Farklı çevrelerden gelen iki genç kadının erkeklerle olan ilişkilerinde yaşadıkları iç ve dış şiddeti, toplumsal ve bireysel boyutlarıyla, gerektiğinde tüm çiğliğiyle sergilemekten kaçınmıyor. Genç psikiyatr Şehnaz, bir Karadeniz kıyı kasabasının hastanesinde çalışmaktadır. İstanbul’da kalan mimar sevgilisiyle yaşadığı, güzel ve doyurucu olduğunu sandığı ilişkilerin dibindeki doyumsuzluklar, bencillik ve şiddet su yüzüne çıkmak üzeredir... Elmas, yaşı büyütülerek evlendirilmiş, başını örtmeden sokağa çıkmayan, orta yaşlı esnaf kocasının yatağına gelmemesi için her gece dua eden tipik bir köy kızıdır. Daha çocuk yaşta içine itildiği bu ortamda bunalmakta, giderek boğulmaktadır. Çaresizdir. Kayınvaldesiyle kocasının şüpheli ölümlerinden sonra, tümüyle içine kapanmış bir konumda polisin hastaneye getirdiği Elmas, Şehnaz’ın hastasıdır artık... Çok farklı konumlarda, çok farklı erkeklerle yaşadıkları fırtınalı ilişkilerin temelinde aynı hastalıklar, aynı şiddet vardır aslında...

TEPKİLER DOĞURACAK YAPIM

Tiyatrodan gelen Funda Eryiğit ile Ecem Uzun’un son derece doğal ve inandırıcı, incelikli yorumlarıyla daha da etkili olan, toplumsal hastalıklarımızın temelindeki rahatsızlığı çarpıcı bir dille gündeme getiren “Tereddüt” kuşkusuz tepkiler doğuracak önemli bir film. Kadınların yaşadığı şiddeti, kavga ya da sevişme sahnelerinde gözünü kırpmadan sergileyen Yeşim Ustaoğlu, sorumlu bir toplumsal sinema örneği imzalamış. Biçimsel açıdan değerlendirmek gerekirse, zaman zaman konuyu klinik bir yaklaşımla çözümleme isteği, filmin doyurucu bir sinemasal bütünlüğe ulaşamasını engellemiş diyebiliriz... Kısacası, Yeşim Ustaoğlu sineması içinde bir başyapıt olmasa da, işlediği konu ve yaklaşımıyla çok önemli bir film “Tereddüt”. Son yıllarda özellikle kadın yönetmenlerin kadın sorunlarını işledikleri filmler içinde bir kilometre taşı oluşturacak nitelikte önemli bir çalışma.

ERKEKLERİN KARANLIĞI ‘KOR’DA

Toronto’da sunulan diğer Türk filmi “Kor” da aynı konuyu işliyor aslında. Zeki Demirkubuz, biçimsel açıdan da başarılı bir yaklaşımla, erkeklerin içindeki karanlık yanları deşiyor; kadınlarla olan tutkulu ilişkilerinde çöreklenen ve her an patlamaya hazır şiddeti duyumsatıyor. Büyük kıskançlıkları, küçük yalanları, ruhsal gelgitleri, iç tedirginliği yalın bir anlatımla sergiliyor. Zeki Demirkubuz’un olgunluk dönemine işaret eden “Kor”, içeriği ve biçimiyle sağlam, güzel bir film...

‘Koca Dünya’ (Reha Erdem)

JÜRİ BAŞKANI: ‘KOCA DÜNYA’NIN DEĞERİ MASUMİYETİNDE

İlginçtir ki, Venedik’te ödüllendirilen “Koca Dünya” da aynı toplumsal hastalıklara değiniyor. Kızların daha çok küçükken içine düştükleri baskı ortamına göndermede bulunuyor. Reha Erdem’in filmini hangi nedenlerle beğenip ödüllendirdiklerini kısaca açıklamasını rica ettiğim jüri başkanı, Robert Guédiguian hemen yanıtlıyor beni: “Hem senaryosuyla, hem de mizanseniyle büyük risklere giren bu yönetmen, bizi derinden etkiledi... Ve bir film, kendisini bile yakıp kül edebilecek iç aleviyle ayakta durur ancak... İçinde yaşadığımız, parça parça çözülen dünyada masumiyete ulaşma çabası, bize göre önemliydi.” Netice yerine, ellilerini süren kuşağın gerçekçi duyarlığını farklı yaklaşımlarla, çok farklı biçemler eşliğinde dile getiren bu üç yönetmenimizin birbirini tamamlayan seslerine, dikkatle kulak vermeliyiz.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 16.09.2016 06:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177