21 Nisan 2016 Perşembe 12:19
Davutoğlu: Vize muafiyeti vermezlerse herkes kaybeder


Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Vize muafiyeti olmazsa sadece Türkiye kaybetmez herkes kaybeder. Herkesin kazanması tek yolla olur; onlar vize muafiyetini, biz de geri kabulü uygulayacağız. Onlar vize muafiyeti vermezse, geri kabul anlaşmasını uygulamayacağız demektir. O zaman da mesele eski haline döner. Ama süreç güzel gidiyor, ahde vefa anlayışı içinde işliyor. Türkiye'de muhalefet, AB tarafında da aşırı akımlar sürecin çökmesini bekliyor" dedi.

Avrupa Konseyi'ndeki çalışmalarını takip etmek üzere Fransa'ya giden Davutoğlu'nun, gazetecilerle buluşmasında, gündemdeki konulara ilişkin açıklamaları şöyle:

"VEKİL SAYIMIZ 12'DEN 18'E ÇIKTI"

"Avrupa Konseyi, Avrupa'nın en kapsamlı örgütü. Türkiye de kurucu üye. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki (AKPM) konuşmamda da zikrettiğim gibi, 12 Eylül darbesinden sonra üyeliğimizin askıya alınması söz konusu olmuştu. Türkiye genellikle ağır eleştirilere muhatap olmuştur. Ak Parti ile birlikte burada daha başı dik olduğumuz anlar yaşandı. Bu ziyaretin üç boyutu önemli. 1 Kasım'dan sonra ilk kez hükümetin reform programını anlatma fırsatı bulduk. İkincisi, Türkçe çalışma dili haline geldi. Üçüncüsü de, Grand Payer haline geldik. Yaptığımız katkılarda en büyük 6 ülkenin arasına girdik. Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Türkiye ve Rusya. Katkımızı 20 milyon euro artırınca da vekil sayımız 12'den 18'e çıktı. Türkiye hakkında oluşturulmak istenen olumsuz algıyı bu zeminlerde kırabiliyorsunuz. Bu zeminler olumsuz algının bize karşı kullanılabileceği zeminler. Basın özgürlüğü, temel hak ve özgürlükler gibi konularda olumsuz algı oluşturmak istediklerinde buralarda kırıyorsunuz."

"VİZE MUAFİYETİ VERMEZLERSE GERİ KABUL UYGULANMAZ"

(Vize muafiyeti ve geri kabul anlaşması noktasında hükümet cephesi olumsuz sinyaller alıyor deniliyor, olumsuz sinyaller var deniliyor) "Hükümet cephesi denilince, başında ben, Dışişleri Bakanımız, AB Bakanımız. Hiçbirimizde olumsuz algı yok. Olan şey ne? Bir Alman gazetesinde çıkan bir haber. Avrupalı bir yetkilinin kullandığı olumsuz bir ifade de yok. "If" diye (eğer) başlayan bir soru. Eğer, Avrupa taahhütlerini yerine getirmezse Türkiye ne yapacak? Bu karşılıklı taahhüttür. Biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz demekten başka geriye bir şey kalmaz. İhtimal vermiyorum. İlk defa Kasım ayından bu yana karşılıklı hamlelerle, birbirini töhmet altına bırakmayan bir süreç işliyor. Mesela, Aylan bebeğin cenazesinden hepimiz etkilendik. Takip ediyor musunuz, Ege'de neler oluyor? Biz anlaşma yaparken Türkiye göç ülkesine dönecek deniliyordu. 4 Nisan'da anlaşmayı uygulamaya başladık, Kasım'da günlük ortalama mülteci sayısı 6880'di, ondan sonra ortalama 60 civarına indi, yüzde bire düştü. 10 Nisan'da da hiçbir mülteci geçmedi. Bu işin psikolojisini iyi yönettik, alt yapısını iyi kurduk. Geri kabul anlaşması, vize muafiyeti ile bir paket halinde. Onlar vize muafiyeti vermezse, geri kabul anlaşmasını uygulamayacağız demektir. O zaman da mesele eski haline döner. Türkiye'de öyle bir şey var ki, her konuda ille de olumsuz düşünülecek. Niye ille de bir kriz çıkması gerekiyor? Güzel gidiyor işte. Bu hafta sonu Sayın Merkel ve Tusk yeniden Türkiye'ye gelecek. Bu süreç ahde vefa anlayışı içinde işliyor. Türkiye'de muhalefet, AB tarafında da aşırı akımlar sürecin çökmesini bekliyor."

DAVUTOĞLU: BENİM DE İÇİMDE YARA

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, geçtiğimiz günlerde Edirne'de yaptığı açıklamada, şehit aile ve yakınlarından son günlerde şehit cenazelerinde Cenaze Marşı'nın çalınmaması, şehitlerin tekbirlerle uğurlanması yönünde talepler geldiğini belirtmiş, cenazelerde çalınan marşın Türk kültüründe yeri olmadığını ifade etmişti. Görmez'in bu sözleri sosyal medyada büyük yankı uyandırmıştıı.

Strasbourg ziyaretinde kendisine eşlik eden gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Ahmet Davutoğlu da konuya parmak bastı. "Benim de içimde yara" diyen Davutoğlu, "Bu konuda çalışma yapılması talimatını verdim" dedi.

* Özellikle şehit cenazelerinde "Cenaze Marşı yerine Itri'nin Tekbir'i kullanılsın" tartışması başladı. Bu konuda bir çalışma var mı?

"Diyanet İşleri Başkanı'mız ile bunu konuştuk, bizim de zihnimizde yara olan bir husustur. Başbakanlık Müsteşarı'mız Kemal Bey'e bu konuda çalışma yapması talimatını verdim, ilgili kurumlarla istişare edilecek. Bu merasimlerin milletimizin duygularına ve inanç dünyasına hitap eder tarza getirilmesi için bir çalışma yapılacak."

HAZİRANDA VİZE MUAFİYETİ ALACAĞIZ

"Vize muafiyeti şartları itibarı ile ciddi yol kat ettik. Juncker ile konuştum, kimse bu kadar yüksek performans beklemiyordu. 72 kriter vardı tek haneye indi. Volkan beyin elinde bir liste, devamlı check atıyoruz. Haziranda vize muafiyetini alacağız arkadaşlar. İnşallah. Birisi çomak sokar mı? Gayret sarf edenler olacak ama en muhalif yaklaşım içinde olanlar bile yavaş yavaş bu işin olacağını kabul etmeye başladılar. Vize muafiyeti olmazsa sadece Türkiye kaybetmez herkes kaybeder. Herkesin kazanması tek yolla olur; onlar vize muafiyetini, biz de geri kabulü uygulayacağız."

"'AVRUPALILARIN CANI DAHA ÖNEMLİ' YAKLAŞIMI VAR"

(AKPM önünde de PKK'lı gösterisi oldu. Türkiye'de Avrupalı liderlere karşı yapılsa hükümetin tavrı ne olur) "Terörist bir örgütün kendi sembolleri ile herhangi bir meydanda gösteri yapmasına izin vermeyiz. Brüksel'de AB zirvesi yapılırken, çadırlar kalkacak dedim, kalktı. Avrupalılar hala empati yapamıyorlar. AİHM Başkanı ile güzel bir görüşme yaptık. "Türkiye, evrensel insan haklarına saygı gösterir ama bulunduğumuz coğrafyanın ürettiği terör tehdidi karşısında Türkiye'nin uygulamalarının Norveç, İsveç gibi rahat olmasını bekleyemezsiniz' dedim. Taziye mesajları anlamında dayanışma gösteriyorlar ama hiçbir Avrupalının aklına Paris için şu kadar gün yas ilan ettik Ankara için de ilan edelim demek gelmiyor. PKK'lılar konuşma yapacağım yerin önünde tehdit, şiddet sloganları atıyorlar. Avrupa'da maalesef empati kültürü yerleşmiş değil, çünkü insanları eşit görmüyorlar. Herkesin canı önemlidir ama Avrupa merkezindekilerin canı daha önemlidir gibi bir yaklaşımları var."

"ÖNCE SUÇ İŞLEYİP SONRA MI KALDIRAYIM"

(Dokunulmazlık oylamasında fire olabileceği iddiaları var? HDP'nin tutumunu nasıl karşılıyorsunuz) "İki şeyi önemsiyorum. Birisi, 7 Haziran'dan sonraki Meclis Başkanlığı seçimi. Psikolojinin sarsıldığı bir ortamda, Meclis Başkanı 258 ile seçildi. Ak Parti tek bir fire vermedi. İkincisi 'Ak Parti dokunulmazlıkların kalkmasından korkar, istemez' dendi. Arkadaşlara "316 imza istiyorum" dedim. Elhamdülillah, 316 imza firesiz. Kılıçdaroğlu ile bir CHP sözcüsü aynı ifadeyi kullanmış:

'Başbakan kendisini olmadığı şeye hodri meydan diyor!' Ne yapayım yani, önce suç işleyip sonra mı dokunulmazlığı kaldırayım, böyle saçma şey duymadım. Fezlekemin olmaması da suç oldu! İyi, suç işleyeyim, eşit duruma gelelim! Negatifte bir eşitlik istiyorlar. Önce, kendisine sormak lazım, bu kadar fezlekeyi ne işledin de yaptın? Suç işlemediğim ve fezlekem olmadığı için beni suçlamasını anlamıyorum. Diğer partiler iki kere kendi aralarında kaynadılar? Birincisi, böyle bir hamle yapmamızı beklemiyorlardı. CHP önce teklifler gönderdi. Sonra destek vermeyeceğiz dedi.

Israrla üzerine gideceğimizi düşünmediler. MHP, niye bunu saptırıyorsunuz dedi. Biz, yola devam edince, arkamızdan gelmek zorunda kaldılar. Onun acısını çekiyorlar şimdi. 316 imzayı onlarla birlikte verseydik, 400'ü aşkın imza olsaydı onlar da paye alırdı. Bunu yapmadıkları için, hayat boyu dokunulmazlıkların kaldırılmasından kaçan parti damgasını yediler. Arkamızdan geldiler fakat birliklerini koruyamıyorlar. CHP içinde birileri 'takılmayalım' diyor... Bunlar siyaseti kuyruk yakalama gibi görüyorlar. Kendi oluşturdukları fanusun içinde, kısır döngüde kalıyorlar. Biz doğru bildiğimiz yolda gidiyoruz, onlara takip etmek düşüyor."

"KİMSENİN PEŞİNE DÜŞECEK DEĞİLİZ"

"Nihayet bu anayasa oylaması gizlidir. Kimsenin peşine düşecek değiliz. HDP'nin söyleyecek hiçbir sözü yok. Onların beklentisi şuydu; Sadece HDP'ye dönük bir hamle yapalım onlar da mağdur edebiyatı yapsınlar. Herkesin maskesinin düştüğü bir süreç oldu."

"OPERASYONLAR DURMAYACAK"

(Kandil'den vites düşüren açıklamalar yapıldı, bunlar çözüm süreci bakımından bir şey ifade ediyor mu?) "Silahlar bütünüyle terk edilip, magmaya gömülene kadar operasyonları devam ettireceğiz. Kimse operasyonların durması gibi bir beklenti içinde olmamalıdır. 15 Temmuz'u HDP yöneticilerinin iyi hatırlaması lazım. 15 Temmuz'da CHP, MHP ve HDP'ye gittim. Orada HDP'lilere, "Yaptığınız işleri yakından biliyoruz, ateşle oynuyorsunuz" dedim. Silahlı mücadele, ayaklanma çağrısı yapıyorlardı. "Bunları yapmayın, meşru bir siyasi parti gibi davranın" dedim, arkasından bir hafta içinde Suruç ve Ceylanpınar saldırısı yapıldı. Devlet aklı bu konularda sabırla davranır ama bir kez işlemeye başladı mı, irade oluştu mu, o iradenin sarsılmaz olması lazım. Operasyonlar başlayınca, 1 Kasım seçimleri için yapıldığını söylediler. Seçimin üzerinden bir gün geçmeden, güvenlik birimlerine, 'durmayacaksınız' dedim. Zannediyorlar ki dil değişimi ile bizim irademizde yumuşama olur, hayır. Silahları terk edecekler, terör son bulacak. Parlamentoda ne istiyorsun da konuşamıyorsun. Ertuğrul Kürkçü'ye de söyledim, niye silah ele alınıyor? Silahlı hiçbir unsura kesinlikle herhangi bir alan tanınamaz. Hatalarını anladıklarını ifade ediyorlar, hendek siyaseti yanlıştı diyorlar. Günaydın! Bırakacaklar silahı. Karşılığında operasyonlar dursun demenin de anlamı yok. Terörle mücadele tek bir terörist kalmayıncaya kadar sürer."

"İMAJ BAKIMINDAN HASSASİYETLERİ GÖZETİR"

(Gizli oylama yapılmama ihtimali var mı, teklife vekillerin gözaltına alınamayacağı, tutuklanamayacağı eklenebilir mi?) "Anayasa gizli oy demişse buna sadık kalmak lazım. En sağlam disiplin gönüllerde sağlanan disiplindir. 316 vekilimizin destek vereceğinden eminim. Kimsenin başına denetleyici otorite koymayız. Partimizin ortak disiplin anlayışına hep güvenmişimdir. O konu gündeme geldi, gözaltı olmaksızın vesaire. Burada da yargıya güven duymak lazım. Türkiye 90'lı yıllarda değil. Yargının tek tek milletvekillerini Meclis'ten götürmesi gibi bir durum olmayacağına eminiz ama yargıya da sınır getirmenin doğru olmadığı sonucu çıktı istişarelerimizden. Biz yargılama yapıyor değiliz. Sadece yargılanmasına izin verilmesi. O milletvekili suçlu ilan edilmiyor. Yargının önünü açıyoruz, gözaltına alınması gerekiyor mu gerekmiyor mu ona biz karar verecek değiliz. Yargının hukuka uygun tavır alacağı konusunda itimat etmek lazım. Yargı da eminim yasamanın aldığı karar doğrultusunda kendi görevini yapar. Türkiye'nin imajı bakımından da hassasiyetleri gözetir diye inanıyorum."

YENİ ANAYASA TAKVİMİ

(Anayasa takvimi nedir, değiştirilemez maddelerle ilgili tartışmalar var) "Dokunulmazlık ve terörle mücadele gibi anayasa konusunda da irademizi ısrarla sorgulamaya çalıştılar. Kimsenin tereddüdü olmasın; referandumda "hayır" dediğim 12 Eylül anayasasını tarihin çöplüğüne atmak için elimde imkan varken bunu sonuna kadar kullanırım. Bunun için hiçbir küçük hesabın içine girmem. Strateji belirlerken hesap ederim ama misyon için hasbî davranırım, hesabî değil. Anayasa reformunu bir yıllık takvimin içine koyduk. CHP yüzünden akamete uğrayınca, ritmi hızlandırdık. 'Şimdi yazım aşamasına geçeceğiz' dedik. Bu sefer de niye bu kadar acele ediyorsunuz denildi. Biz yaparız üzerimize düşeni, sonrası tevekkül. Bir taraftan toplantılara devam ediyoruz bir taraftan da yazım için heyet oluşturduk. Üç ana başlık var: Anayasanın gerekçesi, dibacesi, temel ilkesel çerçevesi ile ilgili konular. Diğeri anayasanın ruhu dediğim temel hak ve hürriyetlerle ilgili kısım. Üçüncüsü anayasanın iskeleti dediğim, yönetim sistemi ile ilgili kısım. Son karma heyet toplantısında birinci kısım ile ilgili hususları belli bir olgunluğa getirdik. Birinci konunun sağlıklı bir şekilde olgunlaştığını biliyorum. Biraz da demlenmeye bırakmak lazım. Önümüzdeki hafta MKYK da da konuşuruz belli bir noktaya gelir. Sonra temel hak ve özgürlüklerle ilgili fikri temrinlere başlıyoruz. Anayasanın dibacesi, uzunluğu, nasıl değiştirileceği filan. Bunları tartışmak 6-7 saat sürdü. Aylar içinde bunları kamuoyu ile paylaşırız. İrademizden kimsenin şüphesi olmamalı. Optimum zamanlama önemli. Ne adım atmama gibi bir töhmetin altında kalırız ne de aceleye getiririz."

"PARALELİ YAKINDAN İZLİYORUZ"

(Paralel yapı ile mücadele konusunda) "Yalçın Akdoğan beyin koordinasyonunda bir görevlendirme yaptım. Bu çevreler hâlâ Türkiye aleyhine yoğun bir kampanya ile çalışma yürütüyor. Bürokrasi içinde hakimiyetlerini sürdürüyor kanaatini uyandırarak söylentilerle, darbe olacak, şu olacak, bu olacak gibi yaklaşımlarla Türkiye'de siyasi istikrarsızlık çıkarmaya çalışıyorlar. Hükümet için tehlike oluşturuyor. Yakından takip ediyoruz."

REFERANDUM OLACAK MI?

(Sonbaharda referandum söz konusu olur mu?) "Cumhurbaşkanı 367'yi geçtikten sonra da referanduma gönderebilir. Öyle olsa bile referanduma gitmesi gerektiği kanaatindeyim. Referandum için takvim vermek, Meclis aritmetiğine sahip olmakla mümkün. Bu olmadan tarih vermem birileri ile pazarlık yapıyorum anlamına gelir. Meclis takdir eder. Diğer partilerin de olumlu yaklaşmasını sağlamaya çalışırız."

KİLİS'E DÜŞEN IŞİD ROKETLERİNİN ARKA PLANI

(Kilis sınırında IŞİD'in Türkiye'ye yönelik saldırıları devam ediyor… Başika'da da DAEŞ'in saldırısı oldu…) "Ilımlı muhalefet ile DAEŞ (IŞİD) arasında sınırımızın hemen ötesinde büyük mücadele sürüyor. Kilis'e isabet eden roketlerin arka planında biraz da bu var. Muhalefet, Çobanbey'i aldı ve ciddi ilerleme sağladı. DAEŞ'a karşı mücadele ettiğini söyleyen unsurlar muhalefet üzerinde güvenlik şemsiyesi oluşturmakta yetersiz kaldılar. Türkiye'nin topçu desteği oldu. DAEŞ'ı rejim ve Ruslar kurtardı. Bazı roketlerin bize düşmesi bazen de kasıtlı olarak hedef alınmamız söz konusu. Topçularımız gerekli müdahalede bulunuyor. Türkiye'nin ulusal güvenliği için muhalif unsurlara destek vermemiz zaruret. Başika'da çok ciddi zayiatlar verdirdik DAEŞ unsurlarına. Başika'da ise TSK tarafından eğitilen Musul Vatani unsurları bazı yerleri DAEŞ'ın elinden kurtardı. Bütün bunlar Türkiye'nin güvenliğinin sınır ötesinden başladığını gösteren olaylar."

"ŞANLIURFA'DA BÜTÜN VERİLER POZİTİF YÖNDE"

(Şanlıurfa'ya gittiniz, turizm bu kent için de önemli, turizmde genel olarak ne yaşanacak?) "Bakanlar Kurulu toplantısı için Şanlıurfa'yı bilinçli olarak seçtik. İstiklal Madalyası götürdük. Türk, Kürt ve Arapların birlikte gerçekleştirdikleri bir kurtuluş bu. Kut'ül Amare'yi anacağız diye tepkiler oluştu, malum. Şanlıurfa teröre prim vermedi. Gizli bir hazine Şanlıurfa. Daha önce açıkladığımız bir turizm paketimiz vardı. Ankara için de her türlü tedbir alındı. Ekonomik canlılığı öldürmek ister terör. İnsanlarda panik oluşsun, geleceğe dair umutları kırılsın. Ben sık sık çarşıya pazara çıkıyorum. Ekonomik müthiş bir canlılık içinde, bütün veriler pozitif yönde."

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 21.04.2016 12:19
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol