14 Temmuz 2016 Perşembe 17:42
Cumhuriyet'in ilk üniversitesinde kritik gün yarın

AKP iktidarı ile ilişkileri, üniversitedeki “güvenlik” uygulamaları ve akademisyenlere yönelik başlatılan soruşturmalarla tartışılan Prof. Dr. Erkan İbiş yönetiminin en ciddi rakibi, eski Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Çetin Atasoy, İbiş yönetimin, üniversite bileşenlerine karşı eşit mesafede olmadığını belirterek, “Üniversitenin toplumla konuşabilen, önemli gelişmeler hakkındaki tutum ve görüşünü toplumla paylaşabilen bir kurum olması gerekiyorr” dedi.

Türkiye’nin akademik geleceğinde bir dönüm noktası olarak görülen rektörlük seçimleri dönemi yarın başlıyor. Seçimlerin ilk ayağında 20 üniversitede akademisyenler yarın sandık başına giderken, 26 Temmuz’da da 17 üniversite daha yeni yönetimini belirleyecek. Aralarında ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ, Ege Üniversitesi’nin de yer aldığı 20 üniversitede yarın yapılacak seçimlerin ardından, sonuçlar 15 Temmuz’da YÖK’e bildirilecek. Rektör adaylarını inceleme komisyonu ise 18-26 Temmuz tarihleri arasında adayları dinleyecek. YÖK Genel Kurulu’nun 1 Ağustos’ta yapacağı toplantı sonrasında belirlenen 3 aday Cumhurbaşkanı’na sunulacak.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu üniversitelerde birinci sırada seçilen rektör adayını atayıp atamayacağı tartışmaları akademilerin ilk gündemi haline gelirken, Ankara Üniversitesi’nde de 5 aday yarışacak. Rektör Prof. Dr. Erkan İbiş, Prof. Dr. Mehmet Birey, Prof. Dr. Çetin Atasoy, Prof. Dr. Ahmet Çolak ve Prof. Dr. Onur Özsoy, 4 bine yakın akademisyen ve 60 bine yakın öğrencinin geleceğini belirleyecek seçimde yarışacak.

2012 yılından bu yana rektörlüğüne devam eden İbiş, bu süreçte üniversitedeki “güvenlik” uygulamaları, barış isteyen akademisyenlere açtığı soruşturma ve yurt dışı yasağı ile katıldığı Ensar Vakfı toplantısıyla tartışılmaya devam ederken, diğer bir rektör adayı olan Prof. Dr. Birey ise öğrencilerini “terörist”, üniversiteyi de “terör yuvası” olarak hedef gösterdiği ifadeleri ile tartışılıyor. Bu adayların karşısında demokrat kimliği ile öne çıkan bir diğer aday ise eski Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Prof. Dr. Çetin Atasoy.

‘Eşitlik ve özgürlük ideallerim var’

AÜ’deki rektörlük seçimini Cumhuriyet’e değerlendiren Atasoy, seçilmesi durumunda nasıl bir üniversite yaratacağını anlattı. 2014-2016 yılları arasında ATO başkanlığı görevi yürüten Atasoy, kendisini üniversite dışında toplumsal sorunlarla, eşitlik ve özgürlük idealleriyle, özel olarak da halkın nitelikli sağlık hakkı ile ilgilenen birisi olarak tanımlıyor. Üniversiteye de ideallerini taşıyacağını belirten Atasoy, rektör adayı olma sürecine ilişkin olarak ise “Mevcut yönetimin bütün üniversite bileşenlerine, öğretim üyelerine aynı yakınlıkta olmadığından yaygın olarak yakınılıyor. Kimsenin kendisini yönetime daha yakın hissetmesine izin verme, diğer taraftan kimseyi de “öteki” görme hakkımızın bulunmadığı da ortada. Düşünce özgürlüğü de dâhil olmak üzere üniversitenin bütün evrensel hak ve değerleri içtenlikle benimseme ve savunma konusunda daha güçlü ve kararlı bir yapıya kavuşturulması gerekiyor” dedi.

‘Üniversite öncü rolünü kaybediyor’

Atasoy, Ankara Üniversitesi’nin tarihsel yapısı içerisinde, Türkiye’deki öncü rolünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

Eğitimi ve araştırmayı merkeze alan, öğrenci odaklı, öğrencilerin öğrenme süreçlerine aktif katılımını destekleyen çağdaş eğitim tekniklerine daha fazla yer veren, uygulama sorunlarını çözmüş bir üniversite hedefliyoruz. Bütçe olanakları öncelikle eğitim ve araştırma gereksinimlerini karşılamak amacıyla kullanılmalıdır. Üniversitemizde hem akademik hem de idari personel kadroları geliştirilmeli, kadroların dağıtılmasında kamusal yarar, hakkaniyet ve liyakat ilkelerine uyulmalıdır.”

Müdahale değil diyalogla çözüm

Son yıllarda AÜ yerleşkelerine yaşanan polis operasyonlarını, yüzlerce öğrencinin gözaltına alınmasını, tutuklamaları ve bu konuda mevcut yönetimin tutumunu eleştiren Atasoy, üniversitenin sorunlarına ilişkin “İlk elden polisiye önlemlere başvurmanın orta ve uzun erimde sonuç vermeyebileceğini düşünüyorum. Üniversitenin Anayasa’dan da kuvvetini alan özerlik ve bağımsızlığının ihlal edilmesine yol açacak herhangi bir sorun çözme biçiminin temel akademik işlevler üzerinde negatif etkisi olabileceğini de öngörmek gerekir” dedi.

Akademisyenlere ifade özgürlüğü

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedef göstermesiyle Türkiye’nin gündemi haline gelen Barış için Akademisyenler bildirisine imza atan en çok öğretim üyesinin bulunduğu Ankara Üniversitesi’nin konuya yaklaşımını değerlendiren Atasoy, şöyle konuştu:

“Barış İçin Akademisyenler Bildirisi’ni imzalamamış olmamız, bildirinin içeriğine kısmen veya tamamen katılmamamız, düşünce ve ifade özgürlüğünün yanında yer almamıza, o bildiriyi imzalayanların evrensel beyannamelerle koruma altına alınmış olan bir hakkı kullandıklarını düşünmemize engel değildir. İfade özgürlüğü bütün toplum için geçerli bir haktır, akademisyen için ise hak olmanın ötesinde bir görevdir; yani akademisyen doğru bildiğini toplumla paylaşma ödevi olan kişidir.”

Atasoy, son dönemde siyasal iktidara yakınlığı ile tartışmalı hale gelen üniversite yönetimlerine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu:

“Üniversite özerkliği, siyaset kurumu da dâhil olmak üzere bütün toplum için yaşamsal öneme sahiptir. Toplumun üniversitenin zenginliklerinden tam olarak yararlanabilmesi için, üniversitenin toplumla doğrudan ve özgür bir şekilde konuşabilmesi lazım. Kuşkusuz bütün kurumlarla iyi ilişkiler içerisinde olmak amaçlanacaktır, ancak mesele siyasetin destekçisi veya muhalifi olmak değil, siyasetten bağımsız olarak toplumsal gelişmeler hakkındaki görüşünü bilimsel ölçütlerle, tarafsız biçimde ortaya koymaktır. Bütün toplumun, hatta siyasetin de üniversitelerden beklentisinin bu olması gerekir.”

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 14.07.2016 17:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol