03 Mayıs 2016 Salı 12:22
ÇEŞMENİN KARŞI KOMŞUSU; SAKIZ ADASI

Chios, Sakız Adası adını, adadaki sakız ağacının gövdesine atılan çizikten elde edilen sakızdan alıyor. Adanın her yerinde sakız likörü tatmanız mümkün. Türk kahvesinin yanında sunmak için güzel bir hediye olabileceğinden, birkaç şişe dönerken yanınıza almanızda fayda var. Sakız reçeli, oldukça yoğun kıvamıyla reçel olarak üretilmekten çok, tatlılara güzel bir aroma vermek için kullanılıyor. Adanın özellikle güney kısmında sakız ağaçlarını görmek mümkün.
Ada tarihine baktığımızda, tarihinin M.Ö. 6000 yılına dayandığı bilinmektedir. Ünlü ozan Homeros’un Sakız Adasında doğduğuna inananlar olduğu gibi, İzmir’de doğup, Adada yaşadığına, eserlerini burada oluşturduğuna inananlarda yoğunluktadır. Adanın simgesi antik çağlardan beri Sfenks olmuş. Kafası koç, vücudu aslan olan sfenks simgesinin Sakız Adasında en uzun süre ile kent amblemi olarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Ada yüzyıllar boyunca Osmanlı egemenliği altında yaşadığı için pek çok eser görmek mümkün. Köylerini gezerken evlerin gölgesinde soluklanan yaşlılarla sohbet ettiğinizde pek çok kişinin Çeşme ve Urla civarından mübadele ile geldiğini öğreniyorsunuz. Sakız Adası ana kara Yunanistan’dan oldukça uzak ve Türkiye sınırlarına çok yakın olmasından dolayı daha çok Türk turistlerin gitmeyi tercih ettiği bir ada. Durum böyle olunca da, restoranlarda Türkçe menülerin olmasının yanında her yerde Türkçe bilen çalışanlara da sık sık rastlamak mümkün. Ada, yüzyıllar boyunca Osmanlı hakimiyetinde kalmış olsa da, Müslüman halkın adaya yerleşmesinin yasak olmasından dolayı Sakız Adasının kendine ait kültürel dokusunda ciddi değişiklikler görülmemiş. Osmanlı’nın izlerinin birkaç yapıda görüldüğü adada Mecidiye Cami, Osmaniye Cami, Abdülhamit Çeşmesi, Melek Paşa Çeşmesi ve Osmanlı Hamamları gibi yapılar görülmeye değer. 20. Yüzyıla kadar hamam olarak kullanılan Osmanlı hamamları, restore edilerek ziyaretçilere açılmış. Adanın limanına oldukça yakın olan hamamlar görülmeye değer. Hamamları görmek için gezerken ara caddelerdeki küçük avlular içindeki sıvaları dökülmüş eski evlere de göz atmayı unutmayın!
Sakız Adasının merkezinde mağazalar, hediyelik eşya dükkanları ve restoranlar bulunuyor. Sahil şeridinde canlı müzikli restoran olan tavernalar da yer alıyor. Ancak, adaya hafta sonu gidecekseniz, pazar günleri tüm dükkanların kapalı olduğunun altını çizeyim. Gezi planlarınızı ona göre yapmanızda fayda var.
Alaçatı’da bir restoranda yiyeceğiniz akşam yemeği fiyatına bir hafta sonu tatili yapabileceğiniz Sakız Adası köyleri, koyları ve festivalleriyle özellikle bahar ve yaz aylarında dikkatleri üzerine çekiyor.
Ada’nın en ünlü köyleri Mesta ve Pirgi köyleri. Evet her bir köyü görülmeye değer ama bu iki köyü görmeden adadan ayrılmak adayı hiç görmemekle eşdeğer. Mesta ve Pirgi’yi diğer köylerden daha farklı ve özel kılan hem yerleşim yapıları ve binalarının özellikleri hem de yüzyıllar boyunca yıkıcı depremlerde ciddi zarar görmüş köylere göre ayakta kalabilmiş olması.
Mesta Köyü, Sakız Adası merkezden yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Köyün merkezi içeri kısımda kalırken, merkeze gitmeden önce deniz kenarına inip Mesta Liman’da taptaze deniz ürünleri yedikten sonra merkeze gidin. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mesta merkez, ortaçağdan kalma görüntüsüyle insanı kendine hayran bırakan bir köy. Bizans döneminden kalma olan bu kale köy, yüzyıllardır neredeyse hiç değişmemiş olan dokusuyla yerinde duruyor. Korsanlardan ve Türk saldırılarından korunabilmek için dar sokaklarda sıkı bir formda yapılaşmış evlerin arasında, tehlike anında geçişleri sağlamak için kemerler de bulunuyor. Güneşin içeriye az da olsa sızdığı bu serin sokaklarda, ölen kocalarının yasını bir ömür giydiği siyah elbiselerle tutan kadınları görmek mümkün.
Mesta Köyünün merkezine gidebilmek için kale köye üç kapıdan giriş mevcut. Dar koridor şeklinde caddelerden ilerlerken labirentlerdeki evlerin pek çoğunun boş olduğunu görmek mümkün. Evlerin pencerelerinde dantel perdeler, saksılarda parlayan çiçekler görmeye başladığınız an merkeze yaklaştığınızı da anlıyorsunuz. Köyün merkezinin simgesi haline gelmiş olan Taxiarchi kilisesi, tahta oyma ikonu ve iki geçitli yapısı ile mutlaka görülmesi gereken yapılardan. Kilise, kale köyün gözlem kulesinin olduğu yerde yer alıyor. Kilise Sakız Adası’nın en büyük kilisesi. Aynı zamanda Yunanistan’ın da en büyük kiliselerinden biridir. Bahçesinin çakıl taşlarıyla süslü olması avlusuna oldukça güzel bir hava katmış. Kilise avlusunun merdivenlerinden indiğiniz anda meydanın coşkusuna dalabilirsiniz. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Sakız Adası’na gitmek için en güzel zamanlardan biri bahar ayları. Bir bahar yolunuz düşecek olursa, Mostra Festivali zamanını tercih edin. Festivalden bir gün önce Mesta köyünde suçluları ve suçsuzları gülerek yargılama geleneği canlandırılıyor. Herkesin komik bir şekilde yargılandığı ve alnına kömür ile hac işareti yapılan eğlencede, meydandaki masalarda uzo ve mezelerle insanlar eğlenceye doyuyor. Mart ayında yapılan bu etkinlikte, canlı müzik eşliğinde saatlerce bıkmadan dans edenlerin arasında oldukça yaşlı olanları da görmek mümkün. Beni de İzmir’den olduğumu duyunca aralarına aldılar ve beraber dans ederek günün keyfini çıkardık. Siz bu festivale denk gelmeseniz bile meydandaki Kafelerden birinde oturup güzelce soluklanıp, taş duvarların gölgesinde sakin bir gün geçirebilirsiniz…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pirgi Köyü, adanın en renkli köylerinden biri. Sakız Merkeze yaklaşık 25 kilometre olan köyün en büyük özelliği dokusunu olduğu gibi korumuş olması. Pirgi’deki evlerin dış cephelerine “xysta-ksista” denilen beyaz ve geometrik şekiller kazınmıştır. Bu yöntemle evlerin her biri ve köyün tamamı eşi bulunmaz bir özelliğe sahip olmuş. Bu teknikle evlerin dış cephelerinin süslenerek oluştuğu bir köy daha dünyada yok diyorlar. Ben şu ana kadar bir benzerine denk gelmedim ama siz gelirseniz haberim olsun!     

Mesta gibi bir kale köy olan Pirgi’deki evlerin de pencere ve kapıları güvenlik nedeniyle köyün içine bakıyor. Dışarıdan bakıldığında evlerin duvarları bir kale suru gibi gözüküyor. Yine Mesta gibi evler birbirine oldukça sıkı inşa edilmiş ve ara caddeler bir arabanın geçemeyeceği darlıkta. Şimdilerde kavurucu sıcaklarda serinlemek için ideal olan bu caddeler zamanında korunma amaçlı olarak bu kadar dar ve birbirine bağlı olarak yapılmış. Evler, çatılar, kemerler her şey birbirine bu kadar yakın olunca da bir evden bir eve hatta bir caddeden bir caddeye saldırı anında geçiş yapmanın mümkün olduğu söyleniyor. Bu korunma yöntemiyle iki köyün de bugüne kadar ayakta kalabildiğini söylemek mümkün. Pirgi’nin tarih sürecinde depremlerden ve saldırılardan kurtularak günümüze kadar sapasağlam gelmiş olması, köydeki yapıların güzelliğini görünce insanı ayrı bir sevindiriyor. Zarar görmemiş olan en önemli yapılardan biri de Koimisis Theotokou (Meryam Ana) kilisesi, 16.yüzyıldan beri Sakız Adası’nın en değerli yapılarından biri olan bu kilise, bugüne kadar gördüğüm en şık kiliselerden biri. Yine köyün ara sokaklarında gezinirken 13.yüzyıldan kalma Bizans kilisesi St. Apostles ise mutlaka görülmeye değer bir yapı. Evlerin arasında gizli kalmış bir hazine gibi sizi bekliyor.

Pirgi Köyünün meydanı kafelerle çevrili. Küçük meydanda bulunan masalardan birinde oturup ağaçların gölgesinin tadını çıkarıp, bir tablo değerinde evleri izlemeyi unutmayın. Arada kilise çanlarıyla oturduğunuz yerden sıçrayacak olsanız da, akşam olup da turistler el ayak çektiği zaman meydan bizim köylerdeki köy kahvelerinin tadında bir huzur veriyor insana…
Olimpi Köyüise Pirgi köyüne çok yakın bir yerleşim yeri. Mimarisi Mesta köyünün neredeyse aynısı olan bu köy, deprem ve savaşlardan yorgun düşmüş ve bakımsız. Ne yalan söyleyeyim Olimpi Köyü, Mesta ve Pirgi’yi gördükten sonra insana aynı keyfi vermiyor.
Armolia, Pirgi yolunda olan, gitmek istemeseniz de yolundan geçeceğiniz bir köy. Köyün seramikleriyle ünlü olduğunu, içinden geçerken göreceğiniz dükkanlardan hemen anlayabiliyorsunuz.
Thimiana Köyü ‘nde, meydanda bulunan Agios Efstratios kilisesi dışında çok bir özelliği olduğunu söylemek mümkün değil. Yalnız, kızıl Thimiana taşından yapılmış olan kilisenin oldukça gösterişli olduğunu da söylemeliyim. Bu köyü Sakız Adası köyleri arasında bilindik yapan şey Mostra Festivali’nin burada kutlanıyor olması. Mart ayında düzenlenen bu festivale Türkiye’den otobüslerle katılanlar oluyor. Mostra Festivali, korsanların bir zamanlar Ege denizine hakim olduğu bir dönemde Sakız Adası’nın köylerine de sürekli saldırmasını konu ediyor. 

Yine böyle bir saldırı sırasında köyde eğlenmekte olan Thimianalılar korsanlarla savaşıyor ve onları yeniyorlar. Köy meydanında korsanları “mostralıyan” yani asan köylüler bu zaferi üç gün üç gece kutlayınca bu yıllar içinde bir gelenek halini alıyor. Mostra Festivali işte bu zaferi anlatan korsan ve köylülerin savaşıyla açılıyor. Meydanda korsan kostümü giyenler, çocuk yaşlı adanın erkekleriyle kılıç kılıca dövüşüyorlar. Ahşap korsan teknesi ve diğer kostümlü grupların geçiş yaptığı geçit töreninin ardından eğlence de bütün coşkusuyla devam ediyor. Festival oldukça renkli Minnie Mouse kıyafeti giymiş bir anneanneden tutun da hemşire kıyafeti giymiş bir dedeye kadar her türlü rengi görmek mümkün. O yüzden giderken yanınıza kostüm alıp bu eğlencenin bir parçası olma fırsatını yakalayın derim!
Kambos ise Adaya gelen pek çok kişinin bildiği bir bölge. Bu kadar çok bilinmesinin üç nedeni var. Birincisi, hava alanı burada yer alıyor, ikincisi adanın iki büyük marketi burada ve son olarak, adanın en güzel ve uygun fiyatlı ev pansiyonları yine bu bölgede bulunuyor. Benim Kambos’u çok sevmemin nedeni, sokaklarında gezinirken saçlarıma sinen mandalina kokusu. Bölge, mandalina ağaçlarıyla kaplı olduğu için, hele ki bahar aylarında her yeri mandalina çiçeği kokusu sarıyor. Yol boyunca yüksek kiremit rengi duvarlarla çevrilmiş bahçelerin yanından geçerek, kıvrımlı sokaklarda kaybolmak gibisi yoktur bu bölgede. Gün içinde 3 kere kaybolmuşluğum olmuştur. Daracık, birbirine benzeyen caddeler… Kambos bölgesinde yer alan iki ev işletmesinde kaldığım zaman ikisinin de ortak yanlarının aslında araştırdığımda bu bölgeye has özellikler olduğunu fark ettim. Geniş mandalina ve portakal ağaçlarının arasında kurulu olan yüksek duvarlı iki evin de derin sulama kuyuları mevcuttu ve ikisi de içerinin görülemeyeceği kadar yüksek duvarla çevrilmişti. İki ev sahibinin de ailesinin mübadele ile gelmesi de bir tesadüf değildi. Kambos bölgesi, tarihte ipek böceği yetiştiriciliğinde kullanılan bir bölge olduğu için, bahçelerin rüzgardan ve soğuktan korunması için yüksek bahçe duvarları inşa edilmiş. Sulamak için de derin su kuyuları açılmış. Bu gelenek, ipek böceği üretiminden narenciye üretimine geçildiğinde de devam etmiş ve bölgenin kendine özgü bir yapısı ortaya çıkmış. Kambos, Sakız Adası’nın mis kokulu bahçesi gibi sanki…  
Lagada köyü şuana kadar bahsettiğim Güney Köylerinden ters istikamette, Adanın kuzey tarafında yer alıyor. Buraya doğru giderken yolda durup ünlü yel değirmenlerinin orada boy boy poz vermeyi de unutmayın.

Köy aslında bir balıkçı köyü. Limanında balıkçı teknelerini görmek mümkün. Tarih boyunca bölgeye çok saldırı yapılınca, köy halkı ekmeğini balıktan çıkarmaya karar vermiş ve bu gelenek yüzyıllardır da devam ediyor. Adanın farklı bir bölgesini ve bir balıkçı köyünü görmek açısından Lagada köyü oldukça önemli. Buranın çakıl taşlı denizinin parlak ve soğuk suyuna girmek oldukça keyifli. Adaya giden hafif virajlı yolların çam ve sakız ağaçlarıyla çevrili manzarası da köye giderken içinizi ferahlatıyor. Köy balıkçı köyü olunca restoranlarındaki taze deniz ürünleri de tatmadan dönmemek gerekiyor tabii. Ama köyün bir başka özelliği de her yıl 17 Eylül’de Hagia Sophia/Aya sofya ‘yı anma törenlerinin düzenlenmesi. Bu anma törenlerinde Sakız Adasının eğlenmeyi çok seven halkı limanda sabahlara kadar eğlenmeyi ihmal etmiyor.
Sakız Adasında bir çok köy bulunuyor. Terk edilmiş köylerden tutun da, tarihin yükünü kaldıramayıp oldukça zarar görmüş köylere kadar onlarca köy adanın her yerine dağılmış durumda. Aralarından bir kaçını gezip adanın koylarında kendini güneşe teslim etmek de ayrı bir keyif. Karfas adanın altın kumla kaplı olan en güzel sahillerinden biri. Sahil boydan boya taverna ve Kafelerle kaplı olduğu için gün boyu sahilin keyfini rahat rahat çıkarabilirsiniz. Adanın siyah volkanik taşlarla kaplı olan sahili Mavra Volia ve Foki plajları da oldukça ünlü. Pek çok sahilinde şezlong ve taverna bulunan koylarda hem temiz denizde yüzmek hem de tavernasında denizden yeni çıkmış kalamarları yemeniz mümkün.
Adaya tüm bu koylarda ayaklarınızı uzatıp güneşlenmek ve denizin tadını çıkarmak için elbette ki yaz aylarında gitmek tercih sebebi. Ancak Mostra Festivali’ne katılmak istiyorsanız mart ayında gitmek gerekiyor. Adanın Mostra Festivali gibi ünlü bir başka festivaline de değinmeden olmaz. Ruketopolemos yani havai fişek savaşı. Bu festivali görmek istiyorsanız Paskalyanın son günü Sakız Adasında olmanız gerekiyor. Havai Fişek Savaşı tam bir görsel şölen. Çeşme’den bile izlenen bu festivalde, İsa’nın dirilişi birbirine 4km uzaklıkta olan iki kilisenin birbirine hava fişek atmasıyla kutlanıyor.  Bu görsel şölenin oluşmasına Türkler de katkıda bulunmuş. 1800’lerin sonuna kadar iki kilise arasında top atışıyla kutlama yapılırken, bunun tehlike oluşturduğunu söyleyen Osmanlı, toplara el koymuş. Festival için çare arayan ada halkı da çözümü havai fişeklerde bulmuş. Toplara göre daha güvenli olan bu yöntem aynı zamanda da harika bir görsel şölene dönüşmüş.
Neler Yemeli?
Sakız Adası, denizin zenginliklerini sofranıza taşıyan bir ada. Istakozdan, kalamara, karidesten ahtapota kadar her şey denizden çıkıp neredeyse tuzu üstünde masanıza geliyor. Ada’nın merkezinde pek çok restoran mevcut ama Mesta Liman’da deniz kenarındaki restoran Papamihalakis ‘da yemek yemek adanın bir geleneği olmuş durumda. Limanın harika manzarası eşliğinde taze deniz ürünlerine doyum olmuyor. Eğer müşteriler temiz havada hoş muhabbete daldılarsa, dalgaların sesi eşliğinde garsonlardan biri canlı müzik de yapabiliyor. Kambos’un balkonu denilen Apomereo harika manzarası ve menülerindeki çeşitlilikle insanı mest eden yerlerden. Adada Mesta köyü meydanında buz gibi dondurmalı frappe içmek, yunan döneri olan gyros’un tadına bakmak, mandalina lokumu ve sakız likörü eşliğinde yel değirmenlerinde bir Türk kahvesi içmek Sakız Adasından alacağınız keyfin etkisini uzun süre üzerinizde taşımanızı sağlar.
Adaya özgü olan fıstık, mandalina ve limon kabuğu reçeli mutfağınızda mutlaka olmasını isteyeceğiniz tatlar. Almadan dönmemekte fayda var!
 
Nasıl Gidilir?
Sakız Adası’na Ertürk Lines ve Egebirlik ve Sunrise firmalarının sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez feribotları kalkıyor. Ada’ya ulaşım yaklaşık 45 dakika sürüyor. Ancak daha da kısa sürede gideyim istiyorsanız Ertürk Lines’ın 20 dakikada karşı kıyıya ulaştıran Katamaranları da mevcut. Sakız Adası’na giriş yapabilmek için vize gerekiyor. Adada gezebilmek için ise araba ve ya motosiklet kiralamanız şart. Toplu ulaşımla adayı gezmek neredeyse imkansız.
 
İzmir’in öte yakası, Çeşme’nin karşı komşusu Sakız Adası, farklı bir hava solumak isteyenler için bir adım ötede sizi bekliyor…
 
SEMA TAŞTAN ÇELEPCİ
GEZİYORUM ÖYLEYSE VARIM !!!
www.geziyorumoyleysevarim.com

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 03.05.2016 12:22
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol