25 Ağustos 2016 Perşembe 12:41
Burçin Büke: En büyük isteğim İdil Biret'le çalmak

Geçmişin “ Harika Çocuğu” günümüzün disiplinli, üretken bestecisi İzmirli piyanist Burçin Büke ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 

Sayın Büke müzik yüklü bir aileden geliyorsunuz. Babanız Caz piyanisti Özcan Büke. İlk piyano derslerine de babanız ile başladınız. Ailenin diğer müzisyen üyeleri kimler ?

Aydın Büke. Flüt sanatçısı, amcamın oğlu. Halamın oğlu Levent Güray. O da Konservatuarda piyanist. Füsun Günay teyzemin kızı. Tunus Konservatuarında öğretim görevlisi. Unutmuş olabileceğim akrabalarım olabilir. Şimdiden özür dilerim.

Babanız ile başladığınız piyano derslerine daha sonra hangi eğitmenlerle devam ettiniz? 

6 yaşında İzmir Devlet Konservatuarında Ali Ersümer ile ilk özel piyano derslerine başladım. Bana disiplini ve piyano tekniğini öğreten kişidir Ersümer. 8 yaşında İzmir Devlet konservatuarının sınavlarına girip kazandım. Ancak yaşım küçük olduğu için 10 yaşında başlattılar. 6 ay sonra da “ harika çocuk” statüsüyle Ankara’ya gittim.

Ankara Devlet Konservatuarı’nda 11 senelik eğitim sürecini 5.5 yılda bitirdiniz. Bu eğitim sürecini ve harika çocuğu sizden dinlesek?

11 senede bir öğrenci 2-3 tane Mozart sonat çalarken tüm Mozart sonatlar benim elimin altındaydı. Aynı şekilde Chopin etütler de. Eğitim programı olarak seviyenin üstündeydim. Harika Çocuk statüsünün en önemli özelliği bir an önce okulu bitirip sizi Avrupa’ya yollamalarıdır. 15 yaşında Avrupa’ya gitmek tabi benim için biraz erken olmuştu.

Biraz daha çocukluğa dönsek. Çocukluk kasetleri her zaman yaşamımızda önemlidir.

Yolumuzu ve hedeflerimizi belirler . Babanız mı istemişti piyanist olmanızı ?

Babam caz piyanistliği yapıyordu. Geçimimizi bu yönde kazanıyordu. Oldukça disiplinli bir insandı. Çalışma disiplinini onunla kazandım. Çocukluk arkadaşlarımla hala görüşürüm. Şampiyon kadrodan basketbolcu Murat Aşkın biz basket potasına top atarken senin piyano seslerini duyardık diye anlatır. Piyanoya her zaman saygım vardı. Asla korkum olmadı. Önce çalışmalarımı tamamlar daha sonra arkadaşlarıma katılırdım. Kişiliğimde hep bu yöndedir. Önce yapmam gerekeni yapmalıyım. Eğer gerekeni yapmazsam ve ertelersem huzursuz olurum ve asık yüzle dolaşırım. Önce işimi yapayım daha sonra dostlarımla gezeyim, dolaşayım eğleneyim. Babamın çocukluğumda üzerimdeki etkisi kuşkusuz önemliydi. Piyanonun yanına 50 tane kibrit çöpü koyarmış. Her ölçüyü 50 kez tekrar etmemi söylermiş. Ben hatırlamıyorum. Ama babam dışarıya gidermiş. Ben gerçekten de her ölçüyü hiç kibrit çöpü atlamadan 5o kez tekrarlarmışım. Bir elimle egzersiz yaparken diğer elimle kibrit çöplerini sayarmışım.

Bestecilik çalışmalarınıza ne zaman başladınız ? Mithat Fenmen ve İlhan Baran sizin için çok önemli isimler ve sanırım İlhan Baran ile geçirdiğiniz saatler müzik yaşamınızın da kırılma noktası.

Mithat Fenmen İdil Biret’in hocasıdır. Efsanevi bir isimdir. İlhan Baran bir diğer efsanevi isimdir. Pazartesi ve Perşembe günleri sekizer saat derslerimiz olurdu. Sabah çalışmaya başlardık. Yarım saat bir aramız olurdu. Akşama kadar çalışmaya devam ederdik. Ders bitimlerinde Karanfil Sokaktan Cebeciye kadar ders bitimlerinde eve birlikte dönerdik.Bu dönüş yolunda da müzik konuşulurdu. Müzikli sohbetlerimize devam ederdik. Paris ve Berlin’deki müzik yaşamını merak ederdim. 12-13 yaşlarında genç bir oğlanım. Hocam da bana bir gün trene atlar gidersin derdi. Hayallerimi gerçekleştirebilmem için her zaman fırsatların olabileceğini söylerdi. Yeter ki sen iste derdi. Çok özel bir insandı. Her zaman tertemiz giyinirdi. Her sene onun bestelerini çaldım. Bestecilik, hayat, müzik, tiyatro, opera her alanda çok şey öğrendim hocamdan. İlhan bey bir iki gazete kupürü getirirdi. Bunları hafta sonu oku ve anladıysan Pazartesi günü konuşuruz derdi.

Bu yazılar müzik eleştirileri üzerine verilen gazete yazıları mıydı?

Hayır, kesinlikle değil. O dönemin köşe yazıları, güncel oturumlar ve tartışmalar. Anlayamadığım çok ağır gelen temalar vardı. Düşünsenize 12 yaşındayım. Ancak okumayı da araştırmayı da anlamayı da İlhan Baran’dan öğrendim.

Yurtdışı eğitimlerinizi anlatabilir misiniz … ?Kazanmış olduğunuz deneyimler neler oldu.

Avrupa’ya gittiğimde beni 3 sömestr atlattılar. Eğitim programı olarak öndeydim. Ankara Devlet konservatuarı tiyatro, bale ve enstrüman alanında çok iyi sanatçılar çıkardı. Yurt dışında yaklaşık 20 yılım geçti. Almanya’nın bütün şehirlerinde çaldım. Berlin ve Frankfurt gibi büyük kentlerin yanında kasabalarda da çaldım. Çünkü oralarda da çok önemli müzik merkezleri ve salonları bulunuyor. 4 sene Londra’da Benjamin Kaplan ile çalıştım. Kaplan beni daha çok yarışmalara yönlendirdi. Almış olduğum hemen hemen tüm ödüllerde o zaman geldi. Almanya’da Klasik batı Müziği dışında Yeni Müzik ile ilgili festivaller de oluyordu. Bu festivallere de her yıl davet edildim. Hannover ‘deki “Neu Musık Festival” bunlardan biridir. Yeni müzik türlerinin okunması hep daha zordur. Benim deşifrem yani nota okumam kuvvetli olduğu için hep beni çağırırlardı. Hem joker olarak hem de “ Türkiye’den bir piyanist” olarak değişik bir tablo yarattığım için.

Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili konserleriniz hangileri oldu

Amerika da Carnegie Hall’deki konserimi organize eden menajerim ilgilendi buradaki çalışmalarımda. 4-5 yıl üst üste “11 Eylül anma törenler” inde beni konsere çağırdılar. New York’ dan hep davet alıyorum. Ancak artık gitmek istemiyorum. “ 11 Eylül Piyanisti” olarak anılmak istemiyorum. New York dışında Florida ,Palm Beach ve Boston’da iyi bir dinleyici kitlem var. Ama ben New Yorkluyum bunu söylemeden geçemeyeceğim. Avrupa’da çalmadığım Danimarka ve İsveç var sadece. Bu işler şu şekilde yürür ; festivallerde çalarsınız, bu festivallere pek çok menajerler gelir, sizi dinlerler, izlerler ve sonunda sizi beğenen çalışmalarınızı takip edecek bir menajeriniz olur. Bir ara aralıksız 110 konser vermiştim. Ve düşünün ki oda müziği olmayanlar. Solo resital ve orkestra. Yani benim önde olduğum konserler.

Ünlü kemancı Ara Manikyan ile dostluğunuz ve birincilik ödülünüzü sizden dinleyelim mi?

Ermeni kemancı Ara Manikyan ile çok seri konserlerimiz oldu. Ben tatile gelmiştim. Ara beni aradı. Uluslararası Lanciano yarışmasından söz etti. Hannover’e döndüm ve Ara ile çalışmaya başladık. Ara’ya bir akşam yaptığımız konuşmada eğer bu yarışmaya giriyorsak birinci olalım dedim. İkincilik ve üçüncülük de elbette güzel ama konserlerinizi çoğaltabilmeniz ve dünya sahnelerinde yer alabilmeniz için birinci olmanız gerekiyor. Bu işin sonunda birinci olduk.Ondan sonra da büyük bir ivme kazandık. Daha sonra İtalya’da Lanciano da birincilik ödülü aldım. Londra “ Craydon “ piyano yarışmasında ikincilik ödülü aldım. Birincilik kimseye verilmemişti.

Yurt dışı ve yurtiçindeki yarışmalar hakkında neler konuşabiliriz. Gençlere önerileriniz var mı ?

Tabi bu yarışmalar her zaman çok adil olmayabiliyor. Kapalı kapılar ardında jüriler istediklerini yapabiliyorlar. Müzisyenlerin kendilerini tanıtabildikleri tek yer yarışmalar oluyor. Ancak ne yazık ki yarışmalara girenlerin çalışları da bir süre sonra bozulmaya başlıyor. Kendimden biliyorum. 2 sene boyunca yarışmalara katılmaktan dolayı artık makine gibi çalmaya başlamıştım. Mükemmel çalmak zorunda olma koşulu nedeniyle duyguyu kaybedip makine gibi çalmaya başlıyorsunuz. Yarışmalara ne kadar önem verdiğiniz sizin düşüncenizle ilgili bir şey. Ben yarışmalardan sonra iki sene boyunca o şehirden bu şehre giderek açıkçası para topladım. Avantajım ise hem caz hem de klasik çalmam oldu. Popüler müziği de iyi bilirim. Ray Charles’ın konserinde piyanoda ben vardım. Nena ile de bir süre çalıştık.

Albümlerinizle ilgili konuşalım dilerseniz biraz da. “Secret Garden” “ Gizli Bahçe” albümünüz için “ Çocukluğu anımsayışlar” diyebilir miyiz ?

Çok ilginç bir yorum getirdiniz. Hiç düşünmemiştim.

Bu albümünüzde Klasikten Mıles Davıs’e kadar uzanan bir müzik yolculuğunuz var. Babanızın caz piyanisti olması. Çocukluğunuzda dinlediğiniz müzikler. Sanırım bu albümde tüm birikimler ortaya çıkmış.

“Secret Garden” da aslında şunu kullandık. Ben klasikçiyim. Ancak caz bahçesine girip dolaşabilirim. “ Gizli Bahçe”.

“ Personal Touch” albümünün çıkış noktası nedir

Bu albümün isim babası Kerem Görsev’dir. Benim tuşemi çok kişisel bulduğu için bu ismi verdi. Bu albümlerin hiçbir ismini ben koymadım.

Burçin Bey kendinizi en yakın hissettiğiniz ya da çalmaktan en keyif aldığınız besteciyi sorsam ne dersiniz ?

Ben Beethoven hayranıyım. Çünkü Beethoven müziğinde her şey var. Pastoral tınılar, şiddet, karamsarlık, duygusallık. Mozart’ın da çok rafine müziği var. Ancak Beethoven sürprizlerle dolu bir besteci. Bunun yanında Chopın en güzel armonilerin bestecisi,bir halk ozanı. Şimdiyi sorarsanız eğer … herhalde yaş ilerledikçe Johann Sebastian Bach’a olan saygım artmaya başladı. Tüm caz ve popüler sanatçıların temelinde Bach’ın armoni yapısı ve kontrapunt yazısı vardır. Hepsi etkilenmiştir bu usta besteciden. Bach çalmak hem zordur hem de iyi çalıcısı azdır.

Bir konser piyanisti olarak bu mesleği seçen gençlere neler söylemek istersiniz ? Daha doğrusu meslek olarak yaratmayı ,üretmeyi seçen gençlere tavsiyeleriniz neler olur ?

Akademik yapının sanatçıları frenlememesi gerekir. O nedenle öğrenciler konservatuarı bitirdikten sonra kendi başlarına kalarak kendilerini buluyorlar. Aslında müzik okul bittikten sonra başlıyor.Sizin başınızda artık bir eğitmen yok. Kendinizle baş başa kalıyorsunuz. Sanatçı olarak artık kendi deviniminizi kazanmaya başlıyorsunuz. Kanımca konser performanslarında şov yapmanız gerekir. İnsanlar sizi CD. Kaydından dinliyormuş gibi hissetmemeliler. Görseli de almaları gerekir. İnsanların günümüzde o kadar renksiz bir hayatı var ki. Cep telefonları, kulaklıklar… Sosyalleşme neredeyse yok olmak üzere. Siz işte tam burada öyle bir resim vermelisiniz ki o insanları o monotonluktan çıkartmalısınız. Robot gibi bir çalış tekniği ile insanları heyecanlandıramazsınız. Bu benim dünyama çok aykırı. Herkes konserde yanlış ses basmamayı düşünür. Ayıp olur, aman sakın derler. Sen yeterki müziğini yap istersen bütün notalar yanlış olsun. Siz bir hayal kuruyorsunuz. Bu hayali karşı tarafa anlatabilmelisiniz. İzin verin o da bir şeyler düşünsün.

Konuşmadığımız diğer albümleriniz “ Gözbebeğim” ve “Bir o yana bir bu yana “

Gözbebeğim albümü oğlum sarp ve kızım maya için yapılan bir albüm. İkisi için yaptığım müzikler var albümde. “ Bir O Yana Bir Bu Yana” albümün adından da anlayacağınız gibi caz ,pop ve klasiğin harmanlandığı bir albüm oldu bu. Sebze çorbası gibi düşünün her şey var içinde. Tüm dostlarım bu albümde benimle birlikte oldu.

Bir yazınızda caz da bu kadar usta varken benim caz piyanistliği kulvarına girmem doğru değil sözünü okumuştum. Oysaki babanız bir caz piyanisti. Ve siz de iyi bir klasik batı müziği piyanistisiniz. Yani iyi bir klasikçi olduktan sonra caz ‘ a geçiş her zaman avantajdır. Siz niye düşünmediniz?

Aydın Esen, Volkan Hürsever, Kerem Görsev, Ozan Musluoğlu ,Engin Recepoğulları ve daha pek çokları… Bu kadar güzel insan varken ben niye bu kulvara gireyim. Bir de tercih meselesi tabi. Ben Klasik Batı Müziği piyanistiyim. Cazı bir ilaç gibi kullanıyorum. Vitamin hapı gibi kullanıyorum. Gündüz çalıştığım matematikten akşam caz dinleyerek kurtuluyorum. Yön değiştiriyorum ve rahatlıyorum. Ertesi gün tekrar Chopin ve Beethoven ile başlayacağım çünkü.

Konser piyanistliği yapan arkadaşlarınız, meslektaşlarınızla aranız nasıl ?

Benim kulvarımda olanların benimle şöyle bir sorunları var. Burçin “ Cazcı” diyorlar. Hayır ben önce Klasik ‘çiyim. Bir festival var sözgelimi Türkiye’de 20 piyanist mi var. Beni çağırmamışlardır. Öyle şeyler de yaşadım ve yaşıyorum. Onlar ufak festivallerde çalarken ben dünya festivallerinde çalıyordum. Ben bir caz piyanistinin iyi olduğunu nasıl kabul ediyorsam o saygıyı kendi kulvarımdaki arkadaşlarımdan da bekliyorum. Bir piyanistin piyano çalmaktan ve müzik yapmaktan başka derdi olmamalı. Ama herhalde kimilerinin başka dertleri var gibi gözüküyor.

Günümüz projeleriniz neler ? Klasikten Caza projeniz hala devam ediyor. Bunun dışında yenileri var mı ?

Evet yeni bir projemiz var. Bir ressamla piyanistin buluşması. Yunus Emre’den güç aldık. Ben müziği ressam da renkleri buluşturdu. Bir yazarla piyanistin buluşması yapıldı. Kürşat Başar saksafon ve ben de piyano Burçin Büke olarak bir pop ve klasikçinin buluşmasını gerçekleştirdik. Bu arada benim düzenli olarak verdiğim orkestralarla konserlerim var. Keman sanatçımız Ayla Erduran ile bir triomuz var.

İdil Biret ile birlikte çalmak istediğinizi bunu çok arzu ettiğinizi okudum.

Kim istemez ki İdil Biret ile çalmak. İdil Biret benim piyanoya başlama nedenimdir. Dünyada böyle bir repertuara sahip hiçbir piyanist yok.

İzmir’ e geliyor musunuz? Diğer şehirlerde isminiz sık geçiyor. Ama bir İzmir’li sanatçı olarak acaba niye İzmir yok diye düşündüm açıkçası.

Benim tanıdığım bütün arkadaşlarım İzmir’e niçin gelmiyorsun diye soruyorlar. Davet almam gerekiyor. Davetsiz niye geleyim ki ? Festivaller kişisel çiftliğe dönmüş durumda. Herkes kendi arkadaşını çağırıyor. Amerika’dan söz gelimi birini çağırıyorsun. Sen gel ben de sana geleyim. Bu çok ucuz ve başarısız bir yöntem. Siz iyiyseniz zaten çağırılıyorsunuz. Bu işler böyle yürümemeli. Festivallerin başlarındaki sanat yönetmenleri ne yazık ki gençler için tehlikeli.

Son söz olarak ne söylemek istersiniz sayın Büke ?

Birçok kez Sivas Cumhuriyet Üniversitesine gittim. Malatya, ODTÜ, Antalya ,Ege Üniversitesi ,Manisa Celal Bayar Üniversitesi ,Denizli… Gençlere ne kadar yakın durursak gençlere ne kadar yaklaşırsak bunun ülkemiz geleceği için çok önemli bir adım olacağı inancındayım. Her zaman sanatın yanında ve sanatla kalalım diyorum. Sevgilerimle.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 25.08.2016 12:41
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol