10 Şubat 2016 Çarşamba 00:00
'Bu resmi merak etmişsinizdir, ben Diyap Ağa'nın torunuyum'

CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, TBMM Genel Kurulu'nda milletvekili olarak yaptığı ilk konuşmasında kürsüye Mustafa Kemal Atatürk ve dedesi Diyap Ağa'nın fotoğrafıyla çıktı.

Erol yaptığı konuşmada “Ben Diyap Ağa'nın torunuyum. Tabii ki bu cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak, kurucu değerlere sahip çıkmak, ülkenin üniter devlet yapısına sahip çıkmak; bunlar benim aileden gelen hem ahlaki hem siyasi sorumluluklarımdır” dedi.

Kürt sorununun silahla çözülemeyeceğini dile getiren Erol, “Bize düşen görev, bu süreçte Türkiye'de üniter devlet yapısı bozulmadan, cumhuriyetin temel yargılarına hiçbir şekilde taviz vermeden bu sorunun çözümüyle ilgili fikir üretmektir, düşünce üretmektir” dedi.

Erol, TBMM Genel Kurulu’nda sık sık alkışlarla kesilen konuşmasına, “Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin, hoşgörünün ve barışın kenti olan özgürlükler şehri Tunceli'nin milletvekili olarak hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum” diyerek başladığı ve TBMM tutanaklarına yansıyan konuşmasında özetle şunları söyledi:

İLK KONUŞMAMI YAPIYORUM

1 Kasımda seçilmiş yeni bir milletvekili olarak da ilk konuşmamı Mecliste yapıyorum. Milletvekilliğimizin, 26'ncı Dönemin tüm milletvekillerimize hayırlı olmasını diliyorum; ailemize, kendimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum ve ben 26'ncı Dönem Parlamentosunun siyasal sorumluluğunun, tabii ki her dönem, her Parlamento döneminin kendine göre siyasal sorumluluğu farklıdır ama 26'ncı Dönemi, Parlamentonun siyasal sorumluluğunun daha ağır veballer altında sorumluluk taşımamızla birlikte yürüteceğimiz bir süreç olarak görüyorum.

BU RESMİ MERAK ETMİŞSİNİZDİR

Bu gösterdiğim resmi, sanıyorum, hepiniz merak etmişsinizdir. Sizlere 1919 yılında yaşanan bir olayı anlatacağım. Ben çünkü öneriyle ilgili lehte söz istedim. Lehte konuşmama gelmeden önce, benim Tunceli'de nasıl bir kültürden geldiğimi ve nasıl bir kültürün bireyi olarak hangi aileden geldiğimi bilmeniz açısından bu bilgiyi vermekte yarar görüyorum.

ATATÜRK’E SUİKAST EDİLMESİ İSTENDİ

Değerli milletvekillerim, yıl 1919, İstanbul sarayı Elâzığ Valisi Ali Galip Paşa'dan Atatürk'ün Erzurum Kongresi'nden Sivas'a geçerken Dersimli milisler tarafından yolunun kesilip suikast düzenlenmesini ister. Bunun üzerine, Elâzığ Valisi Ali Galip Paşa Ferhatuşağı Reisi ve Rus harbinde Ruslara karşı sivil milislere albaylık rütbesiyle savaşan Diyap Ağa'yı çağırır. Diyap Ağa yaşı itibarıyla Elâzığ'a gidemez, küçük kardeşi Haydar Ağa'yı gönderir. Haydar Ağa Elâzığ Valisi Ali Galip Paşa'yla görüştükten sonra Dersim'e geri döner ve ağabeyi Diyap Ağa'ya bilgi verir. Fakat dönerken yanında Ali Galip Paşa yüklü bir miktarda altın vermiştir. Görüşmenin ve altınları almanın gerekçesi, Atatürk Erzurum'dan Sivas'a geçerken yolunun kesilerek suikast sonucu öldürülmesi.

DİYAP AĞA ATATÜRK’ÜN YOLUNU KESER

Diyap Ağa kendi aşiretindeki milisleri yanına alarak Atatürk'ün Erzurum'dan Sivas'a geçerken yolunu keser. Fakat bu istihbarat bilgi Atatürk'e daha önceden gitmiştir ve Atatürk'ün emir subayı "Paşam, Dersimli milisler yolumuzu kesti. Çatışalım mı?" diye sorduğunda Atatürk "Dersimlilerden bize zarar gelmez. Çatışmayın." diye talimat verir.

Onun üzerine Diyap Ağa Atatürk'ün aracının yanına giderek Atatürk'ün arabasının kapısını açar ve aldıkları altını Atatürk'e verir. "İstiklal Savaşı'nda sizin buna ihtiyacınız var. Bu altınları biz size suikast düzenlemek için aldık ama İstiklal Savaşı'nda kullanasınız diye size getirdik." diyerek altınları Atatürk'e verir ve Atatürk'e aynen şu ifadeyi kullanır: "Paşam, bizim dışımızda da yerel milislere para ve altın verilmiş olabilir. Başka milisler de size suikast düzenleyebilir. Size Sivas'a kadar eşlik etmek isteriz." Ve Sivas'a kadar eşlik eder. 1919 yılından daha da sonra, Meclis açıldığı zaman Atatürk Diyap Ağa'yı o günkü adıyla Dersim Milletvekili olarak, ilk kurucu Meclis üyeliğine Dersim Milletvekili olarak çağırır ve Diyap Ağa Dersim'i temsilen Ankara'ya Meclise gelir.

“BİZ BURAYA SAVAŞMAYA MI, KAÇMAYA MI GELDİK”

Diyap Ağa'nın Meclis tutanaklarında yalnızca iki konuşması vardır. Birincisi, Yunan ordusu Polatlı sınırlarına geldiğinde başkentin Ankara'dan Kayseri'ye taşınmasıyla ilgili Meclise önerge verilir. Bu önerge üzerine görüşmeler olur ve kargaşa çıkar. Diyap Ağa söz isteyerek "Beyler, biz buraya savaşmaya mı, kaçmaya mı geldik?" diyerek ulusal mücadeleye verdiği ruha ve katkıya destek vererek başkentin Ankara olarak kalmasını sağlar.

İkinci konuşması yine Parlamentoda. İstiklal Savaşı döneminde ülkenin dört bir tarafında etnik kimliği ne olursa olsun, Kürtler, Türkler, Lazlar, Çerkezler, herkes o Parlamento yapısında var. Kürtlükle ilgili bir mesele açıldığında Diyap Ağa ikinci defa söz alır ve "Beyler, dinimiz bir, diyanetimiz bir, mezhebimiz bir, Kuran'ımız bir, Peygamberimiz bir, biz kardeşiz ve bu ayrılık ne?" diye sorar.

ATATÜRK GELENEĞİNDEN GELEN BİRİYİM

Bunları anlatmamdaki gerekçe şu: Değerli, sayın milletvekillerim, ben Atatürk ve cumhuriyet geleneğinden gelen bir ailenin bireyiyim. Diyap Ağa benim büyük dedem yani anne tarafından dedem. Ben Diyap Ağa'nın torunuyum. Tabii ki bu cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak, kurucu değerlere sahip çıkmak, ülkenin üniter devlet yapısına sahip çıkmak; bunlar benim aileden gelen hem ahlaki hem siyasi sorumluluklarımdır.

Bakın, 7 Haziran seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Tunceli'den milletvekili çıkaramadı, 2-0 HDP almıştı. 1 Kasımda ben aday oldum ve siyasi tablo 1-1 oldu ve HDP'ye karşı orada inanılmaz bir siyasi mücadele verdim çünkü eğer bugün bu Parlamento çatısı altında her siyasi düşünce varsa ve insanlar siyasi düşüncelerini özgürce burada savunabileceklerse, gündeme getirebileceklerse bizim de her düşünceye ve her özgürlüğe saygı duymamız lazım.

MANTIK DOĞRU BİR MANTIK DEĞİL

Niçin bu önergeyle ilgili lehte söz aldım? Değerli milletvekilleri, kamu kendi kamu düzenini korumakla sorumludur yani devlet kendi kamu düzenini korumak zorundadır ama aynı zamanda şunu da unutmayalım: Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir yani sizin, hukuk normlarını, hukuk üstünlüğünü görmezden gelerek bir bölgede, insanların, sivillerin yaşadığı bir bölgede yalnızca polisiye tedbirlerle "Terörle mücadele ediyorum." mantığınız doğru bir mantık değil.

KADERİNE TERK EDEMEZ

Bakın, içinizde bir sürü teknik bilen adam vardır. Eğer devlet bir bölgede baraj yapmaya karar vermişse o bölgeyi istimlak eder, kamulaştırır, mal sahiplerinin parasını öder ve o bölgeye barajı yapar. Eğer devlet bir bölgeden yol geçirecekse, o yol üzerinde eğer arsa varsa, tarla varsa, ev varsa kamulaştırır, bedelini öder ve o yolu oradan geçirir. Devlet eğer bir bölgede terörle mücadele edecekse, eğer o bölgenin sivil halkının da o bölgede olmasını istemiyorsa devletin o köyleri ve mahalleleri boşaltma yetkisi vardır ve bana göre de doğrudur ama o insanların olduğu ortamda çatışma yaratma hakkına sahip değildir ve o insanları boşaltırken de kendi kaderlerine terk etme hakkına da sahip değildir.

SİLAHLA BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

Bir istatistiki araştırma sonucunu size ileteceğim. Ben bir istatistiki araştırma yaptım sayın milletvekilleri: 1 terör örgütü mensubunun ölü ele geçirilmesinin devlete maliyeti 7 milyonla 10 milyon arasında değişiyor ve yine, bir aileden 1 terör örgütü mensubunu öldürdüğünüz zaman aynı aileden 3 kişinin o terör örgütüne katılma eğilimi var. Demek ki silahla bu iş çözülmez.

ÖLÜM KORKUSU YAŞAMADAN ANLAMAK ZOR

Değerli milletvekillerim, o bölgede yaşamadan, o bölgedeki insanların ölüm korkusunu yaşamadan… Ölüm korkusu tek taraflı değil. PKK'nın da ölüm korkusunu, baskısını yaşıyor, aynı zamanda kontrol dışı güvenlik güçlerinin de ölüm korkusunu yaşıyor. Bunları yaşamadan o bölgeyi algılamak, anlamak çok zor.

ÜNİTER DEVLET YAPISI İÇİNDE ÇÖZÜM

Bize düşen görev, bu süreçte Türkiye'de üniter devlet yapısı bozulmadan, cumhuriyetin temel yargılarına hiçbir şekilde taviz vermeden bu sorunun çözümüyle ilgili fikir üretmektir, düşünce üretmektir. Ben o bölgenin bir milletvekili olarak, bir siyasi sorumluluğu üstlenen bir milletvekili olarak bu konuşmayı yapmaktan kaynaklı, beni dinlemenizden dolayı hepinize teşekkür ediyorum. İlk konuşmam olduğu için biraz heyecanlı olmuş olabilirim. Hepinizden de özür dileyerek, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 10.02.2016 00:00
Anahtar Kelimeler:
HaberHaberlerSiyaset
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol