01 Mart 2016 Salı 06:20
Bitmeyen inşaat faaliyetinin teşhiri

Modern kent olgusunun ortaya çıkışı, endüstri devriminin kazandırdığı ivmeyle, 1900’lü yılların başına tarihlenmektedir. Ulaşım ağının yaygınlaşması / hızlanması ve kitlesel göçlerin etkisiyle şekillenen bu kentlerde, icatlar ve yoğun bir sanatsal üretim filizlenecektir. Kıta Avrupası’nda Paris bu gelişmenin sembolüyken, ABD’de bu gelişim mühendislik ve teknolojik ilerlemelerde net bir biçimde görülebilir.

Sanat açısından ise bazı sanatçılar teknoloji ve kent inşasındaki bu ilerlemeyi olumlu görürken (örneğin Fütüristler), bazı sanatçılar bu gelişimin belirsizliği ve ucu açıklığından endişe duymaktaydı (Ekspresyonizm örneğindeki gibi). Bu gerilim sanatçıları, tasarımcıları ve mimarları oldukça etkilemişti ve çalışmalarında bu olguyu konu edinmelerine neden olmuştu. Böylece sanatçıların kentlerdeki bu dramatik değişimleri kayıt altına aldıkları görülmekte. Kent olgusu 20. yüzyılın modernist reflekslerini yer yer içinde barındırmakta, ama 21. yüzyılla, farklı bir biçimde ilerlemekte.

 

Bir düet sergi

Pilot Galeri’de 19 Mart’a değin devam eden “Açık Şehir”başlıklı sergide Özge Topçu ve Deniz Aktaş bu konuyu sorgulayan bir düet sergiye imza atıyorlar. Öncelikle her iki sanatçının işlerinde de gözlemlenen, bitmeyen bir şantiye alanı olarak mimarinin sürekliliği. Özellikle Türkiye gibi yetkinleşmemiş toplumlar için mimari ve onun sembolleri başat öneme sahip; böylece Cumhuriyet rejimi içinde liberal ve devletçi binalarla doğunun ve batının sembollerinin eş-zamanlı yaşam olanağı buldukları görülmektedir. Fakat kimlik farklılıklarını bir zenginlik olarak görmeyip, tepeden inmeci yaklaşımlarla yok etmeye çalışan mimari yönelimlerin, toplumun bütünüyle iletişim kuramadıkları, aksine bir monolitik yapı inşa ettikleri de bir realite.

Özge Topçu’nun 2014 tarihli “İstihale Buhranı” çalışması – Yakup Kadri’den esinle – tam da Modernist Türkiye Cumhuriyeti Mimarisi’nin bu dönüşüm sancılarını görünür kılmakta. Presence II (enstalasyon ve resim) bitmeyen bir mimari proje olgusunu; söz gelimi star-mimarların etkileyici ve fantastik tasarımlarını andıran maketlerini yapı-bozuma uğratarak, ortaya günlük yaşam nesnelerinden oluşan bir parodi olarak çıkartıyor.

 

Bitmeyen inşaat

Deniz Aktaş ise bitmeyen inşaat olgusunu binalar ve insanlar ve/veya binalar ve binalar arasındaki ilişki üzerinden sorguluyor. Süreklilik gösteren bu süreç, sanatçının kolaylıkla kimliklendirilemeyen ama her daim şahit olduğumuz bir örtük “bitmemişlik” imgesiyle karşımıza geliyor. Bir kent inşası olarak farklı topoğrafyalardan çizimler, birer anıtsallık görüntüsü içermekteler. Tabii dolaylı olarak modern kent inşa edilirken görmezden gelinen kimlikler ve ötekilikler okumalarını yapabilmek de mümkün.

Bu sergi bir “farklılıkların” ifadesi olarak görülmeli. Her iki sanatçı da, farklılıkları ifade ederek ve çatıştırarak bir yol önermekteler. Reddettikleri ise “homojen” bir yapı; zaten gösterdikleri de homojenliğin nasıl bir temsil bulacağının ipuçları. Siyasal devletçiliğin yaygın doğasının yayılmacılığı da, bize sadece siyasal olanla kalmayan, mimari, kültür ve günlük yaşama uzanan müdahaleleri gösteriyor. Tekil bir yönetime alkış tutanlara, aslında kendi yokoluşlarını alkışladıkları daha nasıl ifade edilebilirdi ki?

Bilgi: www.pilotgaleri.com


Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 01.03.2016 06:20
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol