18 Eylül 2016 Pazar 06:40
Bir orman iki ülke

Istranca Dağları’nın eteklerinden başlayıp Türkiye ve Bulgaristan’a yayılan Istranca Ormanları’na sınırdan baktık. Türkiye’de Istranca Ormanları’na taş ocağından nükleere kadar her yatırıma izin verilirken Bulgaristan tarafında ormanda sigara izmariti atmak bile yasak. Türkiye’nin Trakya bölümünden başlayıp Bulgaristan’a uzanan Istranca Ormanları su kaynakları yönünden zengin ve bünyesinde çok sayıda canlıyı barındırıyor. Istrancalar’da yer alan İğneada’yı da artık turizmden çok 3. Nükleer Santral’ın yapılması planlanan bölge olarak da tanıyoruz.

Istrancalar’a Trakya Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem’le giriyoruz. Koruköy’den ormana girer girmez bizi taş ocakları karşılıyor. İlk önce terk edilmiş bir taş ocağına gidiyoruz. Bu taş ocağı 20 yıl önce açılmış ve işleri bitince tamamen temizlemeden bırakıp gitmişler. Yemyeşil ormanların arasından taş ocağına girdiğimizde ormanın ortasına meteor düşmüş gibi hissediyoruz. Taş ocağından geriye devasa bir çukur kalmış. Çidem gerekli bütün mercilere sahanın temizlenmesi ve ormana kavuşturulması için yazı yazmış fakat olumlu bir dönüş olmamış.

‘Ormanın sesi değişti'

Karşı tarafta ise özel şirketlerin orman içinde işlettiği 4 tane taş ocağının tozları yükseliyor. 15 yıl önce izin almışlar. 15 yıldır çalışıyorlar. O an aklımızdan tek geçen ormana verdiği zararın boyutu. Taş ocakları en çok Koruköy ve Kapalı bölgesinde yoğunlaşıyor. Çidem bize bilgisayarını açar açmaz otomatik olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sayfasının açıldığından bahsediyor. “Her gün duyuruları kontrol ediyoruz. Türkiye’nin kalbi Istrancalar’da taş ocağı ve ormana zarar veren her proje planına itiraz ediyoruz. Son 5 yılda açılmak istenen çok sayıda taş ocağını durdurduk” diyor Çidem.

Ormanın sesi kendisini taş ocaklarının seslerine bırakıyor. Çidem bize taş ocağından geriye kalan malzemeleri gösterip “Buralarda ormanın sesi değişti işte. Nükleer yapmaya gerek yok. Nükleer bombası düşmüş gibi” ifadelerini kullanıyor. Demirköy’deki Dupnisa Mağarası’na geliyoruz. Istrancalar’da çok sayıda saklı mağara var ve bu mağaralar yarasaların üreme alanı. Biz turizme açılmış olan tek mağaraya giriyoruz. Bu mağara 400 metre yürüyüş alanına sahip. 2012’de mağaranın 800 metre uzaklığındaki yere taş ocağı açmak isteniyor. Çidem itiraz ediyor. Bilirkişi taş ocağının mağaraya ve içerisindeki yarasalara vereceği zararı yazıyor. Ve mağaranın da 400 metreden daha uzun olduğu ortaya çıkıyor. İtirazlar sonuç veriliyor ve başvuru iptal ediliyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı da Çidem’e teşekkür ederek hassasiyetinin devamını diliyor.

‘Düşme tehlikesi’

Istrancalar’a doğru devam ediyoruz. Ağaçlar arasında 2 tabela görünüyor. Birinde “Düşme tehlikesi”, diğerinde “Taş ocağa sahası” yazıyor. Yolun yanında ise “İnek çıkabilir” tabelası var. Çidem “Buradan kuş bile uçamaz. İneği, danası nasıl geçsin” diyor. Gürültünün geldiği yöne doğru ağaçları aralıyoruz. Derin bir çukur ve taş ocağında çalışan kamyonlar. Sanki ormanın ciğerlerini deliyorlar.

Ocağın gölgesinde

Çidem bizi Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yapılan Dereköy’deki Doğa Eğitim Merkezi’ne götürüyor. Burası çocuklar ve gençler doğayı tanısın diye Istrancalar’da eğitim veren bir okul. Geçen yıl okula 2 ülkenin hazinesi Istrancalar’ı ve doğayı tanımak için Bulgar öğrenciler bile gelmiş. O kadar taş ocağının gölgesinde böyle bir doğa okulunun olması ülkemizdeki doğaya saygı gerçeğini de bir kez daha sorgulatıyor. Türkiye’nin Bulgaristan sınırına gelmeden son köyü olan Dereköy’e doğru ilerliyoruz. Istrancalar’ın içinden köye doğru giderken taş ocaklarından yükselen toz bulutlarını izliyoruz. Çidem bize “Balkanlar’dan gelen soğuk hava böyle giderse artık gelemeyecek. Haberlerde artık ‘Balkanlar’dan İstanbul’a radyasyon, toz bulutları geliyor’ diye duyacağız.’ Avrupa gözü gibi koruyor, biz gözünü çıkartıyoruz” diye anlatıyor düşündüklerini.

 

‘Zenginler yapıyor’

Köye vardığımızda bizi doğma büyüme Dereköylü 72 yaşındaki Hasan Tunalı karşılıyor. Köy kahvesinde oturuyoruz. Hasan Amca mavi gözleriyle derin derin süzüyor bizi. Sonra yüzümüze bakıp “Kızım siz buraları kurtarmak için çabalıyorsunuz ama zenginler istediklerini hep yapıyor. Burası bizim yaşamımız” diyor. Kısa bir sohbetin ardından Hasan Amca’yı da alıp sınıra doğru yola çıkıyoruz.

Son köy kurtuldu

 Köyden çıkar çıkmaz yemyeşil ağaçların arasında sınıra doğru ilerliyoruz. Çidem sağ tarafımızdaki ormanlık alanda geniş bir bölüm gösterip oraya bir şirketin altın madeni sahası izni için başvuru yaptığından bahsediyor. Çevre sakinleri dava açarak durdurmuş. Danıştay’dan bir iki ay önce çıkan karar da kesinleşmiş. Sınıra yaklaştıkça ormanlar sıklaşıyor. Önce sınır kapısına varıyoruz. Sonra ormanlık tarafında kısa bir gezintiye çıkıyoruz. Bir noktaya geldiğimizde iki ülke de net bir şekilde görünüyor. Suriyeli göçmenlerin geçmemesi için yapılan demir teller insan boyunun 2 katı. Tam sınırdan iki ülkeye bakıyoruz. Toprak kokusu, dere sesi, upuzun kayın ağaçları ve teller. Bir ayağımız Bulgaristan’da, bir ayağımız Türkiye’de. 2 taş var. Biri Türkiye’yi biri Bulgaristan’ı simgeliyor. Bizim tarafta Istranca ormanlarına nükleerden taş ocağına her yatırım yapılabilirken komşu da yere sigara izmariti atmaktan çiçek koparmaya kadar cezası var.

‘Aynı güneşin altında kuruyoruz’

Hasan Amca mavi gözleriyle bize “Burada 4 mevsim de vardır kızım. Sınırda kışsa taş ocaklarının orası yazdır. Artık taş ocakları diyoruz maalesef” ifadelerini kullanıyor. Çidem ise “Burayı 5 senedir gezerim. Her seferinde âşık oluyorum. Bulgaristan tarafına geçince de her seferinde öfkeleniyorum. Aynı yağmurda ıslanıyoruz, aynı buluta bakıyoruz, aynı güneşte kuruyoruz. Yazık bizim ormanlarımıza, karşıda her yerde hayvanlar. Bizim tarafta hepsi kaçıyor. Niye dursunlar ki zaten. Her yerde kamyon sesi....” diye anlatıyor.

Hasan Amca küçüklüğünden beri dere suyundan başka su içmediğinden bahsediyor. Küçükken buraya su almaya gelirmiş, testiyi yolda kırınca da ailesinden kendi deyimiyle ‘sopa’ yermiş. “Başka da su içmem” zaten diyor. Hasan Amca’ya Istrancalar’a yapılan ve yapılması planlanan projeler hakkındaki düşüncelerini soruyoruz. Şu yanıtı veriyor: “Bize gelip sormuyorlar ki... Bana sorsalar ‘tabii ki projelere hayır’ derim.. Doğa âşıklısıyım, niye evet diyeyim? Ben zaten köyümde domates, biber yetiştiriyorum. Alırım köpeğimi çıkar ormanı gezerim.”

 

Ölüye de diriye de 'saygı yok'

Sınırdan ayrılıp ormanın içerisine doğru yola çıkarken güneşin parıltıları ağaçların arasından dereye süzülüyor. Git git bitmeyen bir orman, bir doğa harikası. Üsküp Köyü yakınlarına geldiğimizde RES projesi ormanın her yerinden görünüyor. Çidem, RES projesine ne kadar karşı çıksalar da kuş göç yolunun üzerine yapılmasından bahsediyor. Beğendik Köyü’ne doğru yola çıkıyoruz. RES ’ler Üsküp köyünden başlayıp tüm Istrancalar’dan görünüyor. Sağa sapıp tepeye çıkıyoruz. Gözün alabildiği meşe ağaçları arasında kayboluyoruz. Rüzgâr esiyor, ağaçlar bize hikâyesini anlatıyor. Bir tepeye çıkıyoruz. Gene karşımıza 10 yıl önce başlayan ve biten taş ocağının kalıntısı çıkıyor. Bir kara delik gibi ormanın ortasında duruyor. Taş ocaklarının dışında ormanlara yönelik yeni bir tehditle daha karşılaşıyoruz. ‘Defineciler’ Istrancalar içinde antik çağdan kalma mezarları açıp tahrip etmiş. Göksal beyle inceliyoruz. Göksal Bey bize “Buraya taş ocağından da definecilerden de rahat yok. 2 bin yıl önce ölen kişinin kemikleri bile rahat uyuyamıyor” diyor. Bir mezar görüyoruz. Önce başındaki ağaç sökülmüş sonra mezar açılmış. İçinde define aranmış, öylece bırakıp gitmişler. Göksal Bey bize mezarı gösterip şöyle diyor: “Burada ölüye de diriye de saygı yok.”

 

 

Komşuda çiçek kopartmak yasak

Türkiye’nin ardından Bulgaristan tarafına uzanan Istrancalar’a bakıyoruz. 1995’te koruma altına alınan Istranca Tabiat Parkı aynı zamanda ülkenin en geniş koruma alanı ve Bulgaristan topraklarının da yüzde 1’ini oluşturuyor. Alan toplamda 1161 kilometrekare. Türkiye ve Bulgaristan’daki çevre dernekleri Istrancalar için 2014 yılında birleşerek Avrupa Birliği’nin (AB) finanse ettiği bir rapor hazırladı. Bu raporun amacı Istrancalar’ı korumak ve doğa harikası ormanları çocuklarımıza taşımaktı.

Koruma yok

Türkiye’de Istrancalar’ın yer aldığı Kırklareli, Bulgaristan’da ise Burgaz bölgesini konu alan raporda iki ülke arasındaki uçurum da ortaya konmuş oldu. Istrancalar’ın Bulgaristan tarafındaki milli park arazisi AB sınırları içinde belirlenmiş bir doğal çevre koruma ağı olan “Natura 2000”e de dahil olmuş. Raporda Türkiye’nin Istrancalar’daki İğneada Longoz ormanları ve Kıyıköy’ün de yer aldığı 12 noktanın korunmadığına dikkat çekilerek Istranca dağlarındaki onlarca taş ocağının her geçen gün arttığına dikkat çekiliyor.

 

‘Görevimiz Istrancalar’ı korumak

Sorularımızı ulaştırdığımız emekli Istranca Park Direktörü Petko Nanchev gazetemize şöyle konuşuyor: “Bulgaristan’da şu an 540’ın üzerinde çeşit bitki türü var. Bu bölgenin zengin olmasının sebebi Ege Denizi, Karadeniz’in ve Marmara’nın iklim etkilerinin birleşmesi. Doğal hava akımı bitki çeşitliliğini arttırıyor. Sizin bölgede çeşitlilik daha fazla olabilir. Siz daha fazla bu iklimden etkileniyorsunuz fakat sizde de elektrik santralları, rüzgâr santralları ve birtakım projeler var. Bu çalışmalar arttıkça kaynaklar azalmaya başladı. Bizde de yıllar önce ranta açmak istediler. Merkezlerdeki öğrenciler dahil ayaklandı. Bulgaristan ayaklandı. Istranca bölgesi sadece Bulgaristan ya da Trakya için önemli değil. Dünya için önemli. Önemli bir ekosistem. Bizim görevimiz de bunu korumak.”

 

 Sizinkiler için para önemli

Bulgaristan tarafındaki Istrancalar’da yer alan Malko ilçesinde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan 33 yaşındaki Nikola Meshkov sorularımızı cevapladı. Meshkov ile Kırklareli’nde buluşuyoruz. Doğma büyüme Malko’lu olan Meshkov, Istrancalar’a dair izlenimlerini bize şöyle anlatıyor:

'Kelebek tutmak yasak’

“1990’da bizde de taş ocağı vardı. Hepsi kapatıldı çünkü kuş, tavşan, yılan kalmadı. 1995’te koruma altına alındı. Şimdi orman içinde sadece arıcılık faaliyeti için 100 bin metrekarede 35 metrekare ahşap ev yapabiliyorsun. Beton kesinlikle yasak. Mantar toplamak, çiçek koparmak yasak. Kelebek tutmak yasak. Sigara atmanın cezası 280 lira. Plastik yoğurt kabını atmanın cezası ise 500 lira. Parka şu anda bir koruma daha yapılarak Natura 2000 ağına dahil edildi. Artık Türkiye’nin Başbakanı gelse taş ocağı açamaz, RES yapılamaz. Hiç şansı yok. Zaten buna izin veren kanun da yok. Bana göre burada sadece paraya bakılıyor. Kimse ormanda ne kaldı diye bakmıyor. Herkes sabah kalkıp hesaplarına bakıyor. Çocuklarına da pis hava bırakacaklar. Burada her yer inşaat, her yer büyük kasaba olmuş.”

Bulgaristan, Burgaz tarafı...

Raporun en çarpıcı yerlerinden biri olan Bulgaristan ve Türkiye’nin Istrancalar Bölgesi’nde “Fırsatlar -Tehditler” başlıklı bölüm özetle şöyle:

Fırsatlar

AB fonlarının sektörde etkin kullanılması, Doğal kaynakların, arazinin ve biyoçeşitliliğin çok fonksiyonlu ve sürdürülebilir kullanımı, Gelişmiş orman yönetimi ve ahşap kullanımında yüksek verimlilik seviyelerinin başarılması.

Tehditler

İklim değişikliğinin olumsuz etkisi, Korunmuş ve özel orman alanlarının artışı, kereste orman ürün ve servislerinin arasında artan çelişkiler, Doğal felaket ve orman yangınları riski, Yasadışı kerestecilik ve kaçak avcılığın artması.

Türkiye, Kırklareli tarafı

Fırsatlar

Zengin ekosistem çeşitliliği ve biyoçeşitlilik, Uluslararası programları ve AB projelerini kullanma fırsatı, AB üye devletleri ile iyi uygulamaların değişimi, Gelişmiş orman yönetimi ve ahşap kullanımının yüksek verimlilik seviyesinde başarılması.

Tehditler

Istranca taş ocakları ve madenleri, Aşırı kerestecilik, Yasa dışı kerestecilik, avcılık, Kurumlar arası iş birliği ve kaynakların eksikliği, Tehdit eden yatırımlar, taş ocakları, İğneada Nükleer Enerji Santralı projesi, Bölgesel planlamada katılım eksikliği.

 

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 18.09.2016 06:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177