06 Mayıs 2016 Cuma 08:40
Bir ‘idman topu’ olarak Davutoğlu

7 Haziran 2015 seçimleri sonrası beş liderin (Davutoğlu, Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Erdoğan ve Demirtaş) seçim performansı üzerine hazırladığım yazı dizisinde Ahmet Davutoğlu’nu değerlendirirken kendisini ilkin bir akademik makalesi aracılığıyla tanıdığımı belirtmiştim.

Sözünü ettiğim o çalışmanın başlığı oldukça manidardır ve on yıllar önceki “Ahmet Hoca”yı çarpıcı biçimde ayrımsatır: “The Re-Emergence of Islamic Thought in Turkey-Intellectual Transformation”.

Yani: Türkiye’de İslâmî Düşüncenin Yeniden Doğuşu – Entelektüel Dönüşüm.

Davutoğlu bu makaleyi çiçeği burnunda ama oldukça ümit vaat eden bir akademisyen olarak 1986 yılında yayımladı.

Tam 30 yıl sonra bugün, tek kelimeyle “hicran”la nihayet bulmuş siyasi kariyerini noktaladıktan sonra yeniden akademik ortama dönmesi söz konusu olursa eğer, Ahmet Hoca’nın kaleme alacağı makalenin başlığı şimdiden belli denilebilir:

“The Emergence of Post-Mortem Islamism in Turkey – Deintellectual Transformation”.

Yani: Ölüm-sonrası, diğer deyişle “mortu çekmiş” İslâmcılığın Türkiye’de doğuşu; buraya kadar tamam da “deintellectual” tek kelimeyle nasıl çevrilecek Türkçeye?..

Oxford sözlüğü, eğitimde ve toplumda genel bir seviye düşüklüğü, bayağılaşma ve hadi telaffuz etmekten kaçınmayalım “eblehleşme” sürecine açılmayı anlattığını kaydediyor sözcüğün…

Neyse, onu Türkçeleştirmeyi Ahmet Hoca’ya bırakalım!..

***

7 Haziran seçimleri temelinde kaleme aldığımız o yazıdan sonra, malûm, 1 Kasım “tekrar-seçim”leri sonucu, koltuğu kollamanın yolunu memleketi kan ve dehşete boğmakta bulan bir “korku iktidarı”na manivela olmaktan öteye gitmeyen bir başbakanlık yürüttü Ahmet Hoca.

En acısı, kendisinin onaylamadığı, gazetecilerin tutuklu yargılanması, akademisyenlerin bir imza nedeniyle içeri alınmaları gibi uygulamaları dahi açık-seçik, dolaysız, “ama”sız, “fakat”siz bir şekilde dile getirmekte zorlanmasıydı.

İnandıklarını ifade etmekte mahcubiyetle, inanmadıklarını dillendirmeye mecburiyet arasında zihinsel-ruhsal bir gelgitte kaldı sık sık.

Ama böylesi bir gelgitli ruh hali sergilemesi bile körü körüne itaat isteyen muktedir için onu “tart etme” yolunda bahane oluşturmaya yetti.

Ve dün-bugün olanlardan anlıyoruz ki eskinin Kasımpaşalı golcü futbolcusu Tayyip Erdoğan’ın başkanlık rejimi yolunda son vuruşları yapmak için sahaya çıkacağı mücadeleye hazırlanırken, “final”e giden yolda bir “idman topu” olmuş Ahmet Hoca…

Onun 20 aylık başbakanlığı, aslında “Başkanlık Finali”ne hazırlık yolunda bir kamp dönemi imiş!..

Yahut belki de tasvirimizdeki mecazı, futboldan değil atletizmden devşirmeliyiz.

Uzun mesafe yarışlarında dünya rekoruna koşan bir atletin hızını yüksek tutmasına yardımcı olan bir “tavşan atlet” gibi, Davutoğlu da Erdoğan’ın başkanlık koşusuna tempoyu belirleme yolunda katkıda bulundu.

***

Bundan öte söylenecek pek bir şey yok. Ortada ne bir siyasi kriz, ne bir saray darbesi, ne de demokrasiyi diktatörlüğe yedirmiş “demokratör” iktidardan beklenmedik bir gelişme var.

Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ve biz zaten Davutoğlu’nu da Abdullah Gül’ün, Bülent Arınç’ın, Hüseyin Çelik’in yanında göreceğimiz günlerin yakın olduğunu bilmekte, yazmakta ve ona “Kulübe hoş geldin Ahmet Hoca” diyeceğimiz günü beklemekteydik.

Yine de içimde bu beklentinin yerini bulmasından kaynaklı bir ferahlık falan yok. Daha çok, hayat yolculuğu bambaşka tezahür etseydi bir entelektüel olarak her daim nazarıitibara alacağım bir ismi, dinbaz bir “de-entelektüel dönüşüm”e kurban vermiş olmanın hüznü var.

Onun siyasi serüveni üzerine değerlendirme yapmaya kalksam, gazetemde 10 Haziran 2015 tarihinde kaleme aldığım, yukarıda da değindiğim tafsilatlı analizi üç aşağı beş yukarı tekrarlamak durumunda kalacağım. Bu, okurlarımıza haksızlık olur.

Ancak okumamış olup merak edenler için de web sitemize bir bağlantısını koyarak, o yazının aslında her şeyi özetleyen üst ve alt başlıklarına göndermeler eşliğinde Davutoğlu’na dair son sözlerimizi söyleyelim:

Siyaseten yükseldikçe ilmen görünmez oldu.

Münevver altyapısını AKP macerasında harcadı.

Müflis bir siyasetçi olarak kaybolmayı, mütevazı bir sosyal bilimci olarak iz bırakmaya tercih etti.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 06.05.2016 08:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177