20 Mart 2016 Pazar 06:21
Bir doktorun Mamak anıları

Dr. Aydoğan Aydın, 1973 yılında 23 yaşında pratisyen hekimken askere alınır. Kurada Mamak Askeri Cezaevi’ni çekince orada nelerle karşılaşacağından habersizdir. İki yıl geçmesine karşın Mamak’ta darbe koşulları olanca haşmetiyle sürmektedir. Orada yaşadıklarını bir süre sonra bir günlükte toplamış.

12 Mart’ın yıl dönümü nedeniyle günlüklerden bir seçki yaptık. Günlük şu sözlerle başlıyor:

“Aslında bu iş için çok geç kaldığımı hissediyorum. Zaman zaman duyduğum şeyler o kadar korkunç ki, insanın inanası gelmiyor. Fakat ne yazık ki, bunların hepsinin birer gerçek olduğuna bütün kalbimle inanıyorum.”

 

‘Tutuklular konuşur’

Bugün günün konusu işkence; Halkçı Gazetesinde yayımlanan dilekçeler. Bu konuda yanımda tesadüfen bulunduğum Alb. Ali Pilgir (Kendisi de MİT’te çalışıyormuş ve II. Şube Müdürüymüş) aynen şöyle söylüyor:

“Bize getirilen kişinin konuşmamasına imkan yok. Biz insana yapmadığını ‘yaptım’ dedirtmesini biliriz.’ Yine kendi söylediğine göre ifadeleri bizzat almış. Gerek hemşire gerekse polis hanımlardan duyduğuma göre buraya gelenlerin hemen hepsi işkence gördükten sonra gelmiş. Çoğu geldiğinde vücutları mosmormuş. Tabii bunlar kadınlar için... Hatta bugün duyduğum hemşireden zannedersem Yurdanur Atadan için söyledi. Kolu tutmuyormuş ve açılmıyormuş. Vücuduna yapışıkmış. Uzun müddet kolu bu durumda kalmış.

 

‘Gel kucağıma otur’

İşkence gören kişilere de Yzb. Metin Denli sağlam raporu veriyormuş. Yzb. Denli, bu kızlara adeta diş biliyor. Aklımda kalan ve bana gene anlattığına göre, çok hasta olan kızlardan biri viziteye çıktığında ona oturmasını söylemiş. Odada oturacak iskemle olmadığından, tutuklu kız, ‘nereye oturayım?’ diye haklı olarak sormuş. O da ‘gel kucağıma otur’ cevabını vermiş.

Bir başka olay da şöyle gelişmiş. Ayakta duramayacak kadar hasta tutuklulardan biri masasının kenarına yaslandığında odadan dışarı atmış. Denli, hasta tutukluları hazır ol vaziyette bekletirdi. Oturmalarına izin vermezdi. Bu insanlar düzene nasıl düşman olmasın? .

Hapishanede üçlü bir cunta var. Bunlar Binbaşı Ayhan Kutluer, Yzb. Metin Denli, Üsteğmen Burhan Poturna. Her üçü de anladığıma göre burada yatan insanlara korkunç düşman. Binbaşı Ayhan Kutluer, 3.No’lu müdürüyken durmadan tutukluları erlere dövdürürmüş. Şu anda 1.No’luda da aynı şeyi yapmak istiyor ve yapıyordu.

 

Dövülme hadisesi

Üsteğmen Burhanettin Poturna, bu olay için ‘Adam’ diyor korkudan ‘Beni dövdüler’ diyemedi Adli Müşavir’e. Adli Müşavir’in birkaç kez ‘Sizi dövdüler mi’ diye sormasına rağmen ‘Birisinden bahsediyorlar zannedersem şimdi olmayan bir astsubay’ başında sürekli bekliyordu.

Şimdi biraz eskiye dönüp Albay Kemal Saldıraner hakkında duyduklarımı anlatayım. Saldıraner bizzat kendisi kızları sopaya çekermiş ve kendisi onlara küfredermiş. Birgün Albay Pilgir, kendisine ismini hatırlamadığım birinin niye dövüldüğünü söyledi. O da olaydan haberim yok demiş. Üsteğmen Burhanettin Poturna ise asıl dayağı Abdurrahman Taşçı’nın yediğini söyledi. Gerekçe de erin verdiği komuta uymamakmış.

 

Lağım suyu

Albay Saldıraner’in kızlar için kullanmış olduğu en iyi laflar “Orospular, kenefler” imiş. Ve kendisine serum verilirken Nilgün Karagözoğluna “sana lağım suyu vermek lazım” diyor.

 

Perinçek nedeniyle savunmam alındı

4 Haziran 1974 akşamı saat 20.00 suları. Doğu Perinçek, hastaneye gitme istemiyle geldi. Akşam nöbet saatiydi. Nöbetçi Amir P. Binbaşı Sedat Tüfekçibaşı, o saatlerde çok acil durum söz konusu olmadığı sürece hasta sevki yapılmasını istemiyordu. Ben de Perinçek’e dönerek, “Doğu bey çok acil bir durum değilse yarın sabah hastane sevkini yapsak olur mu?” diye sordum. O kadar ağrısı olmadığını, sabah da gidebileceğini söyledi. Bu yönde kendisinden imzalı bir kağıt aldık. Ertesi gün Tabip Yüzbaşı Metin Denli, bana esti gürledi. Perinçek’ten hastaneye gitmesini gerektiren acil bir durum olmadığına dair imzalı belge istenmesi nedeniyle benden yazılı savunma istedi. Ben de yazılı savunmamda imzalı belgenin Adli Müşavirliğin isteği Nöbetçi amir P.Binbaşı Sedat Tüfekçibaşı’nın emri üzerine aldığımı yazdım. Zaten birkaç gün sonra Metin Denli görevinden ayrıldı.

 

Tutuklularla askerler kavga etti

17 Kasım cumartesi olayı ki beni altüst eden olay. Tutuklulardan biri götürülüp dövülmüş. Koğuşa geri getirilirken diğerleri bağırıp çağırmaya başlamış, nasıl olmuş bilmiyorum bir eri dövmüşler..Arkasından önce Binbaşı Ayhan Kutluer olmak üzere dalmış içeri ve askerlerle tutuklular arasında sağlam bir dövüş olmuş. Rapor dosyasında askerlerin raporlarını okudum. İyice abartılmış.ı. Ayın 21’inde bana muayene edip raporlarını yazmam için yüzbaşı Denli tarafından emir verildi. O an sanki dünya başıma yıkıldı. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Askerlerin kaskına kırmızı boya sürmüşler kan diye yutturmak istiyorlar. Ben de kan ile boyayı ayırt edecek tıp bilgisine sahip olduğumu söyledim. Ama sonunda mantığım, insanlığım ve yıllar yılı oluşan düşüncelerim galip geldi. Gerçeği yazacaktım.. Her ne kadar aradan 4-5 gün geçtiyse de baktığımda yine de tutuklular ucuz kurtulmuşlar.

Ayın 20’sinde Dr. Asteğmen faşist mi değil mi kavgası olmuştu tutuklular arasında. Bu da tahmin ediyorum Yüzbaşı Metin Denli’yi sevindirdi.

 

Kavgada hasar tespit

- Lütfü Tınç: “17 Kasım cumartesi akşamı saat 9.15’te inzibatlar koğuşa girip üzerimize saldırmak suretiyle ayaklarım ve ellerimden coplandım” diyor. Yapılan muayenede; sağ elinde ödem ve her iki ayakta ekimozlar tespit edildi.

- Doğu Perinçek: “Dövüldüm” diyor. Muyanesinde; sol baldır iç tarafında ekimoz, baldır dış taraf ödem ve ekimoz, sağ orta parmakta ödem.

- Halil Berktay: ‘Dövüldüm” diyor. Bir şey bulunamadı.

- Gün Zileli: “Dövüldüm” diyor. Darp tespit edilemedi.

- Atıl Ant: “Dövüldüm.” Başta 1 cm’lik yara.

- Hasan Yalçın: “İnzibatla başlarında Ayhan Kutluer olmak üzere koğuşa girerek cop ve sopalarla dövdüler.” Sol kolunda iyileşmekte olan yara izi ve şişlik. Sağ baş parmağında şişlik.

- Nuri Çolakoğlu: “ Dövüldüm.” Muayene yapıldı, sağlam.

- Faysal Karaçalı: Sağ baldırda ekimoz, sol temporel bölgede ekimoz. Sağ üst kol ve sol dirseğinde ekimoz.

- Caner Öztaş: Sağ temporal bölgede ödem.

- Nuri Türkeş: “Dövüldüm.” Sağ topukta yara izi, sağ el ödemli.

- Selahattin Fırat: Sağ kol ödem, başta yara izi.

- Nejat Bayramoğlu: Bel ve göğsünde ağrı olduğunu söylüyor. Ksifoidin altında 5 cm’lik iz.

- Başar Kara: Sağ kulakta yara izi, sırtında ekimozlar.

- Ferit İlsever: “Ayhan Kutluer kumandasında askerler tarafından cop ve sopalarla dövüldüm. Yapılan muayenede bir şey yok.

- Adil Aslan: “Şikayetim yok.”


Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 20.03.2016 06:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol