06 Mayıs 2016 Cuma 05:00
Bedevilerin asil leydisi

Bugün başlayan filmlerden, Werner Herzog’un yazıp yönettiği “Queen of Desert - Çöl Kraliçesi”, Nicole Kidman tarafından canlandırılan, İngiliz gezgin-kâşif, yazar, arkeolog ve dişi bir T.E. Lawrence olduğu söylenebilecek Ortadoğu uzmanı Gertrud Margaret Lowthian Bell’in (1868 Durham-1926 Bağdat) sıra dışı hayat hikayesini eksen alan, biyografik ve egzotik bir serüven filmi.

Çöllerin hanımefendisi

İlk dünya savaşı sürerken sonu gelmiş Osmanlı’nın topraklarına göz dikmiş Batılıların temsilcisi, Sykes adındaki bir İngiliz subayla Picot adındaki bir Fransız subayın masa başında cetvelle çizdiği zorlama sınırlarla oluşturulmuş (günümüzdeyse malum güçlerce değiştirilmek istenen) bir Ortadoğu haritasının hayata geçirildiği süreçte ve Haşimi hanedanının Bağdat’ta iktidara gelmesinde rol oynamış, zengin kızı Gertrud Bell’i (N.Kidman) 1914’te Kahire’deki İngiliz-Arap bürosunda danışman olarak tanıyoruz filmin başında.

Film romantik bir aşk hikâyesi gibi seyrederken Henry’yi yitirince kendini çöllere atıp bedevi kültürünü öğrenmeye, arkeolojik kazılara ve fotoğraf çekmeye veriyor ‘Çöllerin hanımefendisi’. Arap ve Dürzi erkeklerinin başını döndüren çekiciliğiyle bir Türk teğmenden de (ilk casusluk faaliyetleri olarak) kimi askeri bilgiler sızdırıyor, kumdan geçilmeyen, tiz deve bağırışlarıyla irkildiğimiz, çok sıcak, ilkel ama doğal ve vahşi bir coğrafyada yaşamaktan, kamp kurmaktan hoşnut kahramanımız. Sonradan aktif görev isteyerek gittiği Çanakkale’de ölecek olan Şam’daki evli İngiliz konsolosu Richard’la da (Damian Lewis) sonu hüsranla biten bir ilişki yaşıyor şeyhlerin, emirlerin karşısında kul köle olduğu, Araplarca çok sevilen sayılan, sonradan politikaya da atılacak Gertrud’umuz.

Gerilim güçlü değil

Bu arada Türk karşıtı, ünlü İngiliz casusu ve doğubilimcisi T.E.Lawrence’a da (1888-1935) (“Alacakaranlık” serisiyle ünlenen Robert Pattinson) hocalık yapıyor. “Hafız Divanı’ndan Şiirler” (1889), “The Desert and the Sown” (1907) gibi kitapları da olan Gertrud’un seyrettiğimiz, yer yer tıkanan, 2 saatlik hikâyesine sömürgeler bakanı genç Churchill’i de karıştırmadan edemeyen Herzog, bu “Çöl Kraliçesi”yle filmografisinin izlenebilir düzeydeki orta karar filmlerinden birini imzalamış sonuçta.

Ama yine de belgeselle düşsel sahneler, etnografik gerçekçilikle gerçeküstücü yaklaşımlar arasında gidip gelen özgün sinema dili uğruna (ve bizi de az buçuk ilgilendiren konusuyla) rahatlıkla izleniyor “Çöl Kraliçesi”. Ancak filmlerinin tipik özelliği olan görüntüyle hikâye arasındaki gerilim bu kez o kadar güçlü değil.

1960’ların sonunda ve 1970’lerde Fransız Yeni Dalga ve İngiliz Özgür Sinema akımlarından esinlenerek ortaya çıkan Yeni Alman Sineması’nın, A. Kluge, E. Reitz, W. Wenders, R.W. Fassbinder, V. Schlöndorff gibi demirbaş isimlerinden ve gerçek ‘auteur’ yönetmenlerinden biri olan ‘romantik hayalperest’ Werner Herzog’u, bir sevişip bir didiştiği en gözde oyuncusu Klaus Kinski’yi yöneterek 1972’de Peru’da çektiği, doğaya el koymuş uygar Batılıyı ürkünç ve yok edici bir güç olarak resmeden, sömürgeciliğin parodisi ve eleştirisi niteliğindeki başyapıtı “Aguirre Tanrının Gazabı”yla ve sanayileşmenin Afrika’nın doğal güzelliklerini nasıl altüst ettiğini görselleştiren fantastik belgeseli “Fata Morgana”yla tanıyıp sevmiştim uzun yıllar önce.

Egzotik mekân

Vaktiyle Sinematek’te gösterdiğimiz ilk filmi “Lebenszeichen”le (1967) başlayan yarım yüzyıllık kariyeriyle zaman içinde aylak, gözü pek, maceracı yönetmenliğin simgesine dönüşen ve filmi için hayatını tehlikeye atmaya hazır, takıntılı, tam da bir yarı çılgın- yaratıcı yönetmen diyebileceğimiz Herzog, genelde Almanya dışında çalışarak çekti, çağdaş bireyin kimlik arayışına dair, yoğun, hacimli bir ırmak romanın bölümleri olarak değerlendirilebilecek filmlerini yarım yüzyıldır. Toplumla çatışan birtakım asi, sapkın, fanatik kahramanların Güney Amerika cangıllarından Afrika kırsallarına dek uzatılacak egzotik mekânlarda geçen serüvenlerini perdeye aktarmayı seven, ilkelliğe ve egzotisizme açık, tüm bildik türler arasındaki ayrımlara meydan okuyarak belgeselle etnografik filmi ve kurmacayı harmanlayan, 1942 Münih doğumlu Werner Stipetic Herzog’un ‘bedevilerin asil leydisi’ne güzelleme düzdüğü “Çöl Kraliçesi”ni benim gibi bu yönetmenin tutkunlarıyla Nicole Kidman hayranları herhalde kaçırmaz sanırım.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 06.05.2016 05:00
Anahtar Kelimeler:
HaberHaberlerKültür-Sanat
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol