11 Eylül 2016 Pazar 06:02
Ayla Algan: Aç kalırım kötü karakter oynamam

Bir usta oyuncu var ki her rolü oynamıyor! Tiyatro sahnesinde sadece “iyi”yi oynuyor, “kötü”ye sahnede bile sırt çeviriyor. Ayla Algan... Usta tiyatro ve sinema oyuncusu, tiyatro eğitmeni Algan, 19 Eylül’de başlayacak olan 23. Uluslararası Adana Film Festivali’nde onur ödülüne değer görüldü. Tören öncesi bizi Harbiye’deki evinde ağırlayan Algan’ın enerjisine yetişmek ne mümkün! Koca salonda bir masada oturuyor, bir ayağa kalkıyor, anlatıyor... O büyük büyük gülen yüzündeki mimiklerle kendisine odaklanmamızı da sağlıyor ama... Uzun yıllar piyano da çalan Algan’ın salonunun köşesinde yer alan piyanosunun üzeri gençlik fotoğaflarıyla dolu. Belli ki artık piyano çalmıyor. Duvarların bir kısmı da onun fotoğraflarıyla kaplı. Ama bir fotoğrafa zoom yapıyorum. Ve görüyorum ki Gezi Direnişi’nin sembollerinden olan “Duran Adam” Erdem Gündüz evlenmiş! Ayla Algan’ın öğrencilerindenmiş. Biz çayımızı içerken o domates suyu içmeyi tercih ediyor. Fotoğraf çekimi sırasında “Söyleşinin manşeti ne olacak” diye bana soruyor. “Sevgi ile ilgili olsun, olumlu olsun, pazar pazar insanlara güzel bir duygu ver” diye beni tembihliyor.

Adana Film Festivali’nde bu yıl onur ödülüne değer görüldünüz. Bu size neler hissettirdi? Sohbetimize buradan başlayalım. Adana Film Festivali her yıl kalitesini artırıyor. Festivalleri şöyle görüyorum; birkaç sene çok güzel bir festival yaparsın ama arkası gelmezse ona festival demem. Adana gittikçe iyiye gidiyor. Çıtayı sanatsal anlamda yükseltiyor. Onur ödülüne değer görüldüğüm için çok mutluyum. 

Hamlet’i canlandıran sayılı kadın oyunculardan birisiniz hem de Muhsin Ertuğrul rejisiyle.... O zaman Rumeli Hisarı’nda keçiler dolanıyordu. Şimdi cami yaptılar ama o sıralar keçiler bokluyordu orayı. Muhsin Ertuğrul 60’larda orayı kurtardı bu durumdan. O sırada biz Hamlet’i oynarken, “Hamlet’le Ophelia öpüşüyor. Orası cami avlusu bu yapılır mı” diye bize tepki gösterdiler. Halbuki Ophelia hiçbir zaman Hamlet’le öpüşmez. Uyduruyorlar. Muhsin Hoca da “Hamlet ve Ophelia hiçbir zaman öpüşmez, gözlük camlarınızı silin, numaralarını değiştirin” diyordu.

'HAMLET GENÇ BİR ÇOCUK'

 *Neden öpüşmez? Hamlet’in içinde kadın ruhu mu var?

Ne fark eder?Hamlet genç bir çocuk. Bir oyuna bakacağın zaman çağına bakacaksın. Ortaçağda var olmak ya da olmamak demek onu prerönesans bir tip yapıyor. Herkes ortaçağda kral olmak için birbirini öldürüyor ama o ölümü sorguluyor. Ortaçağdaki homoseksüelle 21. yüzyıldaki homoseksüel arasında ne fark var? Çok psikolojik bir şey, çok enerjiler üstüne bir şey. 

*Hamlet’in gay olma ihtimali var mı?

Ortaçağda bir gay Hamlet var. Eee? Mühim olan ortaçağda o adamın pre-rönesans bir tip gibi konuşması. Herkes herkesi öldürürken “ölüm nedir” diye sorup sorgulaması önemli. 

*Sadece Hamlet için değil Shakespeare’in kendisi ve diğer oyunları için de “gizli gay”çözümlemeleri var. O zaman kadın sahneye çıkmadığı için bizdeki gibi zenneler oynuyordu kadın rollerini. Yani yumuşak enerjiyle homoseksüelliği karıştırmamak lazım ya da kadındaki erkeksiliği. Yani Lady Machbeth’i oynayan bir kadının erkeksi olması lazım. Dolayısıyla bir teks araştırılırken moda olan oyuncunun işine yaramaz. 

*Muhsin Ertuğrul, acaba Hamlet’in içindeki kadın ruhunu gördüğü için mi sizi seçti?

Çünkü bende erkeğimsi bir enerji var. Politik görüşleri olan bir oyuncu lazım ki her kelimenin altını oynayabilsin. Yoksa oynayamaz ki... Romantik bir komedi değil o. Hamlet’i genç bir oğlan canlandırsaydı aklı almazdı, o tiradı bilerek söyleyemezdi. 17 yaşında bir erkek, varlık bilimini, fenomenolojiyi, ortaçağı bilemez.

*Bugün Hamlet’i yorumlayacak olsanız ne katarsınız?

Bugün Hamlet’i koyar mıyım rejisör olarak? Ya da oynar mıyım? Oynamam. 

*Neden?

Bugün Çehov oynarım. Çünkü Çehov komedi yazdım diyor, ama herkes dram oynuyor. Bütün dünya Çehov’u dramatik oynuyor. Kara mizah var. Herkesi silip süpürürsün. Diyelim ki şu an kadınlar “Şu kirazı nasıl yaptım biliyor musun? O kirazı aldım, haşladım ve güneşe bıraktım” diye konuşuyor. O sırada televizyona baskın yapıyorlar, Türkiye gidiyor elden... Kadınlara bak görmüyorlar bile diye gülmekten yere yatar herkes.

'GÜNÜMÜZÜN ŞEYTANI TELEVİZYON'

*Günümüzün şeytanı kimdir?

Televizyon. Çünkü bana bir şey yaptırmak ve bu tamamdır dedirtmek istiyor. Ertesi gün başka bir şey yaptırmak istiyor. 

*Tiyatroyu tanımlar mısınız?

Benim için tiyatro oyuncusuyla, yazarıyla, seyircisiyle kodlanır. Tiyatrocusuyla kodlanmaz. Aristotelian tiyatro yapıyorsan Stanislavski gibi ders vermektir tiyatro. Seyirci “Ben bunu yapmayayım, kocamı aldatmayayım” der, ders alır. Epik tiyatroysa, Brecht’in epiğiyse düşündürendir. Biri düşünce tiyatrosu diğeri psikolojik katarsis. Arınma. 

*Siz nasıl arınırsınız?

Ben günah çıkarmam. İnsan yetiştirmeyi seviyorum. Usta-çırak benim için en ulvi şey. Usta-çırak yok olduğu zaman ölümsüzlük de yok olur insanda. “Ustam öyle derdi” diyor ve onu ölümsüz kılıyor. Ondan iyi bile yapsa. 

*Sahnede dokunmadan ve konuşmadan aşk sahnesi, bir sevişme sahnesi nasıl canlandırılır?

Niye yasaklıyorsun ki kendini öyle? Göz bakışıyla da yapabilirsin, elinin uzantısı da olur, değmese de. El zihinden gelen bir şeydir. Bizim 5. duyumuzdur. Pantomim değil, beden enerjisi o. Enerji dramatürjisi. Beden ve konuşma olmadan olmaz tabii tiyatro, sen benim fırçalarımı alıyorsun resim yap diyorsun. Dadanistler yaptı onu İsviçre’de. Kedinin kuyruğuna boya koyuyorlardı, savuruyorlardı. Oyuncu, zihnindeki düşüncelerini bedene geçirebilmeli. Yazar gibi kalemle kâğıda yazacağına bedenine yazıyor. 

*Sizin bedeninize yazmakta en zorlandığınız duygu hangisi?

Boşluk. Bir kere “yok”u oynadım sahnede. Şaka bile olmuştu aramızda bu durum. Işık almıyordum, söndürüyordum enerjimi.

'KADRO VERİLMEYİNCE KIZLAR REJİSÖRÜN KEYFİNE KALIYOR'

Peki, bugün Şehir Tiyatroları’nda işten çıkarmalara ve açığa alınmalara ne diyorsunuz? İşten çıkarılanlarda şöyle bir şey gelişti. Kadro verilmiyor. Kadro verilmeyince, bir rejisör oyun çıkarmak istediğinde eksik oyuncusu oluyor ya da yaşlı oyuncusu kalmış oluyor o zaman da genç oyuncu istiyor. O oyuncuları taşeron gibi kontratla alıyorlar. Ama oyuncular da gidiyor şekerim. Sonra da kızıyorlar, bitti kontratım diyor. Bir tanesi doğru söyledi ama “Ben zaten bunu niye imzalamışım ki?” dedi. Bizim zamanımızda katiyen bu olmazdı. Muhsin Hoca da diyordu ki memurlukta kalın, sigortaya geçmeyin.

Korumak için öyle yapmıştı Muhsin Hoca, aynı memurlar gibi. Taşeronla girenleri biliyorum. Çünkü bir sürü çocuk var ve onlar cumartesi, pazar çocuk oyunu oynuyor. Cumartesi, pazar sigortasını yapıyorlar ve parasını ona göre veriyorlar. Olur mu öyle şey? Kimseye ben konservatuvara gidin demiyorum. İletişim okuyun diyorum. Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları konservatuvarı bitireni almaya mecbur. Kadro vermiyor ama. O zaman kızlar kalıyor rejisörün keyfine. O zaman babalarımızın dediği doğru çıkar işte.

 

'İNSAN YETİŞTİRMEYİ SEVİYORUM'

Hep merak ettiğim bir şey vardır, tiyatro sınavlarında “Ağaç ol, yılan ol, duvar ol” derler... Nasıl olursunuz? Sheakespeare’in oyunu var, o öyle. Konsol da oluyor masa da. Eşyaları konuşturuyor. O bir egzersiz. Rus tiyatro oyuncusu, yönetmen Konstantin Stanislavski kullanmaz. Biz de Stanislavski’nin hakiki dersini veren yok zaten. Bunu gerçekten söylüyorum, ukala diyen gelsin karşıma çürüteyim. 

Biz de egzersiz yapalım. Peki, siz mikrofon olsanız şu an... Kimin mikrofonu? 

Yunus Emre’nin mikrofonu olsanız? Ölürüm onun için. Yaratılış destanı var bir kere onun. Hiç Adem ile Havva’ya benzemiyor. Hiç kadın orada kirli, suçlu da değil elmayı yedi diye. Elma yiyen zokayı yedi. Yaratılış destanında doğayla başlıyor. En çağdaş felsefecilerin yaratılış destanı, doğayı alıyor. “Dağlar ile taşlar ile çağırayım mevlam seni” diyor. Felsefesi Platon’unkinden güzel ya da Aristoteles’inkinden. Kölesi olurum bu adamın. Baksana Adem ile Havva’ya, bak ne adi kalıyor yanında. Farkında mısın? Bunları yazarken “Farkında mısınız?” diye yaz sonra bu laflarımı koy altına. 

Havva’nın mikrofonu olsaydınız “Ah keşke o elmayı yemeseydim” der miydiniz? Bilmem. Yani insanların uydurdukları, uydurmayı kötü anlamda söylemiyorum, irreal dünyada yarattıkları düşünceler hep bir kapı açan bir şeydir aslında. Muhakkak o sırada öyle bir şey lazımdı. Ne bileyim. Ben fenomenolojiye çok inanıyorum. Fenomenoloji aslında bir şeyi bir şeyden ayırt etmek demek. Bunu bir zihniyet edindiğim için çok temiz alabiliyorum her şeyi.

 

'ÇAKTIRMADAN DERS VERMEK İSTİYORUM SEYİRCİYE'

Neden tiyatrodan sinemaya yöneldiniz? En son “Kurtlar Vadisi”nde çok güzel bir profesör rolü teklif ettiler. Hakikaten 30 bölümde bilmediğim bazı şeyler öğrendim. Ben her senaryomu kendim düzeltirim. Her istediğimi söyledim o rolde, Silivri’ye gitmeden! 

Söylediğiniz en sivri cümle neydi ki? En son “köprüleri de yakacağım” diyordu, herhalde darbeye oradan gireceklerdi. “Kurtlar Vadisi - Pusu” bitip “Kurtlar Vadisi - Darbe” diye geçecekti. Yayımlanmadı, durdu. Ocak ayına kadar olmayacak. Bana yetti zaten 30 bölüm, sonrası mafyaya giriyordu. Onu da istemem ki, hiç böyle bir şey oynamadım. Rolde bile birini öldürmedim. 

Neden kötü rollerde oynamıyorsunuz? Misal olmak istemem. Tiyatroyla çaktırmadan ders vermek istiyorum seyirciye. Dedim ya Aristotelian tiyatro ders verir diye. Aç kalırım kötü rol oynamam, kötü karakter oynamam. 

O zaman “oyuncu her rolü oynar” sözü bir efsane mi? Tiyatroda mecbursun. Benim şansıma kocam rejisördü. Muhsin Hoca destekliyordu. Çok iyi oyuncularla oynadım. Tiyatroyla kolektif bir sanat yapıyoruz. Piyano çaldım 15 sene, ama yalnız başıma... Yalnız piyano çalmak istemedim, kolektif bir iş olan tiyatroya yöneldim. 

Peki, Türkiye’nin gidişatını nasıl görüyorsunuz? Savaştayız. Dışarıdan desteklenen ya da dışarıdan istenen bir iç savaş. Politik yönden pek umudum yok, yeter ki bir arada duralım, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğumuz gibi. Atatürkçü olalım. Demokrasimizi sağlam tutalım.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 11.09.2016 06:02
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177