05 Nisan 2016 Salı 15:00
'Ayasofya, dünyanın en güncel yapısı'

Surface adlı yayın organınca “mimarinin avangardı” olarak tariflenen Kanadalı mimar, yazar ve profesör Mark Foster Gage, geçen ay başında Yapı Endüstri Merkezi’nde Geberit’in davetlisi olarak yaptığı “Zamanın Ötesinde Tasarım Kâşifleri” dizisinin “Tasarım Akışkanlığı” çerçeveli yeni sunumu ardından, Cumhuriyet’e konuştu.

İstanbul’a ilk olarak 1996’da, beş parasız bir öğrenciyken gelen ve Ayasofya’dan çok etkilenen Gage’in son dönemdeki en ses getiren projesi ise, Helsinki Guggenheim Museum projesi. Bu, 12 bin metrekarelik alanıyla Helsinki sahil şeridinde konumlanan deneysel bir yapı. Müze, rastgele seçilen geri dönüştürülmüş üçboyutlu dijital malzemeler kullanılarak, özel olarak tasarlanmış. Yüksek çözünürlüklü her bir figür, mimari estetiği yeniden biçimlendirmek amacıyla orijinal bağlamından koparılarak kullanılmış. Yüzlerce obje kullanılarak hazırlanan bu yapı çağdaş teknolojinin katkısıyla yapılmış. Robot kol ile hazırlanan projenin detaylarında Minions gibi tanıdık birçok figür kullanılmış. Gage ile, mimarlığın dünyası ve dünyanın mimari izdüşümünü konuştuk...

 

‘Önemli olan koleksiyon’

- İdeal müze tasarımı için belli başlı ölçütleriniz var mı?

Bu tamamen ne tür bir müze inşa edileceğine bağlı. Bir müze tasarlıyorsanız, evvelâ en önemli olanın, bulundurduğu koleksiyon olduğunu bilirsiniz. Ama o koleksiyonda tablolar değil de, diyelim ki kayalar varsa, talepleriniz de, ‘ideal’e yaklaşımınız da değişecektir. Ofisimizin her biri için de sıkı tasarımlar üreteceğinden kuşkum yok.

- Küresel kapitalizmin sonucu sayılabilecek küresel ısınma, terör, sosyal depresyon, yabancılaşma gibi unsurlar günlük çalışma pratiğinize ne düzeyde aksediyor?

Mimarlık dünyanın tüm sorunlarını çözmeye elverişli değilse bile, mimarlar ve alanın profesörleri bu sonuç için emek sarf ediyor. Ben, bir yurttaş olarak maddi bağışta bulunuyor ve aktif politikada yer alıyorum, mevcut politikaları dönüştürebilme umudu taşıyan kurullarda varlık gösteriyorum. Sözgelimi sığınmacıların tüm sorunlarını çözebilmenin, yeni tip bir sığınmacı barınağı tasarımı ortaya koymaktan geçtiğine inanacak denli naif biri de değilim. Bana göre bu ekonomik ve siyasidir. Sorunların çözümüne mimarlığın katkı yapabilmesi için daha birçok şeyi önceden elde etmek gerekir. Mimar denen kişi, bu unsurları atlayıp, yalnızca bir şeyler tasarlamaktan hoşnut olandır. Ben, o tür mimarlardan değilim.

 

'İstanbul favori kentlerim arasında'

- Mikro ve makro organik-biyolojik hakikat yapılarınıza hangi oranda yansıyor?

Birçok disiplinden fikirler ediniyoruz. Sözgelimi parametrik duvarlar projemizi ortaya koyarken, genetik materyallere başvurduk ve renk ya da biçim açısından sıklıkla bu unsurların biyolojik kökenlerine indik. Ama bu, ele aldığımız yapıya birer canlı hayvan muamelesinde bulunduğumuz anlamına da gelmemeli, çünkü bu çok fazla basite kaçmak olurdu. Bununla beraber kaçınılmaz biçimde ben, yapı tasarımlarımın kendi ‘hikâye’lerinden menkul oluşlarındaki bağımsız karakterin veya nasıl üretildiklerinin takdir edilebilmesini arzu ediyorum. Bu yönüyle işlerimin üretim sürecini dışavurduğum söylenemez. Onları yayınlar veya sunumlarımda hiç teşhir etmem. Ben, tıpkı biyolojide olduğu gibi, süreçten ve içerdiği anlatıdan çok neticeyle ilgiliyim.

- Sözde özgürleştirici tekno-sosyal iletişim araçları, giderek daha fazla bir düzeyde uzuvlarımız halini aldı. Bu, bağımlılığın bir türü olarak alınırsa sizdeki aksi ne olurdu?

Bana kalırsa geçmişteki kişiler iPhone’larımıza bağımlı olduğumuzu beyan etmeyi sürdürecekler, gelgelelim geleceğin insanları ise onları yeterince kullanmadığımızdan dem vuracaklar. Bununla şunu kastediyorum: Yani hepimiz elektriği kullanıyoruz ama bu benim elektrik ‘bağımlısı’ olmama varmıyor. Bu tür aygıtlar, tekerlekten iPhone’a varıncaya değin, insanın eylemliliği adına birer arka plan sağlıyor. Zaman içinde günlük hayata dahil oluyor ve bir bağımlılık olmaktan çıkıyor.

- Bir yapıyı tasarlarken, kamusal ihtiyaç ve mahremiyet arasındaki dengeyi nasıl gözetirsiniz?

Güzel soru. Ben binaların mevcudiyetinin civarlarında yaşayan bireylere bir şeyler önerebilmeleri için imkân vermeye gayret ediyorum. Tasarım anlayışımda, kesin bir biçimde içeriden dışarıya doğru üretimin karşısında bir duruş bulunuyor. Binalarımın yalnızca işlevselliği ve bu işlevselliğin dışarıdaki teşhiri ile deneyimlenmesini arzu etmiyorum. İstediğim, onların kente estetik gerekçelerle katkıda bulunanlar olarak sevilmesi de aynı zamanda.

- Geçmiş ve gelecek arasındaki bereketli gerilimden nasibini her daim almış İstanbul’a sizin bakışınız nasıl?

Oldukça inanılmaz bir yer. Tarihsel derinlik, en ileri ve güncel teknolojiyle baş başa yaşıyor. Bir bakıma, vakti zamanında inşa edilmiş Ayasofya’nın dünyadaki en güncel yapı olduğu düşünülebilir. İstanbul’da bu özellikteki simgesel mimari projelerin bulunabilmesini ve kentin büyük mirasını koruyabilmesini umuyorum. Ben de İstanbul için projeler yapmayı çok isterim. Favori kentlerim arasında.

 

Lady Gaga'ya kendini giydirdi

Gage, Nicola Formichetti işbirliğiyle Lady Gaga için özel bir kostüm tasarladı. Autodesk uygulaması Mudbox ile yaratılan görsel efektler yardımıyla Lady Gaga’nın yüz maskesi çıkarıldı. Bu maskeler tekstil üzerine işlenerek, üç boyutlu etki yaratıldı ve Gaga aslında kendini giydi.

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 05.04.2016 15:00
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner177