31 Ocak 2016 Pazar 11:40
Atilla Taş: İki gün çalıştım, üç gün çalışsam ağları deliyorduk

İki yıldır Radikal'de pazar röportajları yapan Armağan Çağlayan son röportajını Atilla Taş ile yaptı. Röportajda CHP'deki Parti Meclisi seçimlerine ilişkin konuşan Atilla Taş, seçim sonucuna şaşırdığını belirterek, "Üç gün çalışsam ağları deliyorduk" dedi.

İşte Atilla Taş'ın Armağan Çağlayan'a verdiği röportajdan bazı bölümler:

‘Ham Çökelek’ten, 'Türkiye’nin sayılı muhaliflerinden' olmaya giden o yol, nasıl bir yol? Oraya nereden geldik? Niye geldik?

Aslında her şey bir espriyle başladı. Miladı Gezi’dir bence. Ondan önce de muhaliftim zaten. İnsanlar, bazı kesimler ‘döndüğümü’ falan düşündü ama ben her zaman Atatürkçü düşünen, sosyal demokrat bir insandım. Ailem de sosyal demokrattı. Yedi göbek solcu bir aileden geliyorum. Hiçbir zaman sağ görüşte olmadım. Milletini, ülkesini seven insanlardır benim ailem. Ama hiçbir zaman böyle aşırı bir muhalifliğim olmamıştı, şarkı söyleyen bir adamdım, dediğiniz gibi. Gezi’de olanlar çok dokundu; herkese nasıl dokunduysa bana da öyle dokundu. Sert dille değil de biraz daha esprili bir dille bir tweet atmıştım, "O kadar biber gazına gerek yoktu, ben bir konser verseydim dağılırdı zaten insanlar” diye. Orada mizahi bir muhalefet başlattım aslında. Bir de çok dalga geçiliyordu benimle, 'Atilla Taş' aşağı 'Atilla Taş' yukarı… Aptal bir adam zannediyorlardı, 'Ham çökelek' aşağı 'Ham çökelek yukarı', çıkıp televizyonlarda oynayan bilmem ne… 

"Yunanistan’a iteleyelim"meselesi vardı mesela…

Evet, evet; 'Yam Yam Style' diye bir şarkı yapmıştım, Gangnam Style’a benzer; resmen Yunanistan’a itelediler, 'Yunan şarkıcısı' diye. Baktım, bu kadar şeyden sonra dedim ki insanlar gerçekten eğleniyor. Ama eğlenirken çok ağır küfürler, hakaretler de yiyorum. Keşke şimdi o günlere dönsek, şu anki ortamdan çok daha eğlenceliydi. O durumda iki tane tepki verebilirdim: Bir bağırıp çağırıp sağa sola saldırırdım, öbürü de kendimle alay ederdim. Ben kendimle alay etmeyi seçtim. Bu da çok işe yaradı. İnsanlar "Bu adam bizim gibi makara kukara, eğlenceli bir adammış. Baksana bunla eğleniyor, dalga geçiyor…" dediler.

Ama o kendiyle dalga geçen, kendiyle barışık insandan sonra bir muhalife evrildiniz.

Evet, aslında ondan sonra biraz bir misyon oluştu. Hani mesela, "Ağabey bu konuda niye yazmıyorsun?" gibi. Bu arada iktidar da azılı faşist bir yapıya evrildi. Zaten sizi muhalif yapan şeylerden en önemlisi çok sert, baskıcı bir iktidar değil mi? Zaten 'Ham Çökelek’ten sıkı bir muhalif yarattılar, benim içimde de zaten böyle öfkeler varmış. Bir de benim öfkemin asıl doğduğu yer, benim de bu işlerden yara almış olmam. Düşünsenize, çevrenizde arkadaşlarınız, dostlarınız çok iyi adamlar işsiz kalırken, televizyonda program yapamazken, şarkı söyleyemezken, hiç alakasız, başarısız adamlar sırf iktidara yakınlığı yüzünden çok, çok güzel yerlere geldiler. Bu da bir tepkiydi benim için. Bu adamlar yalnızca kendi çevrelerinde kendilerini kayıran adamları koruyup, yüzde 50 bir kesim içinde olmasalar da "Olur" diyen, milleti bölen, milleti parça parça eden, ötekileştiren bir yapı oluşturdu. Yani şimdi böyle bir yapı karşısında karşı çıkmaktan başka, muhalif olmaktan başka bir çare de kalmadı bana göre. Gitgide sertleşti ama mizah dilimi hiçbir zaman bırakmadım.

Siz bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu’na da muhalif miydiniz?

Hayır, hiçbir zaman olmadım.

Öyle bir tweet gördüm.

Şu an Photoshop kullanarak tweetler yapıyorlar.

Photoshop mu o?

Tabii ki photoshop.

Mehmet Ali Ilıcak’a bir cevap vermişsiniz.

Hayır, hayır; öyle bir şey yok, photoshop. Bakabilirsiniz, öyle bir tweetim yok. İkincisi ben Mehmet Ali Ilıcak’ı tanımam. Şu an öyle programlar var ki, photoshop bile değil, sizin yazdığınız bir tweetin metnini komple değiştiriyorlar. O tweeti ben de gördüm, photoshop. Benim hesabım onaylı hesap, o resimde mavi tik yok. Benimle ilgili çok tweet atıyorlar, bunu özellikle troller yapıyor. Bana öyle iftiralar atıyorlar ki, bizde bir laf vardır, öyle ağır laflar ki, "Dirhemini yiyen it kudurur" diye, öyle. O kadar ağır, yalnızca burada değil, hiçbir yerde söylemeyeceğim laflar. Terbiyem müsaade etmez.

İKTİDARA YAKIN OLSAM BÜYÜK PARALAR KAZANIRDIM

En çok merak ettiğim soruyu soracağım; siz hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz? Son tahlilde siz şarkı söyleyerek para kazanan bir insansınız. Türkiye’deki belediyelerin yüzde 80'i sizin muhalif olduğunuz partinin elinde. Onlar sizi konsere çağırmaz. İş adamı sizi çağırmaktan korkar. Nasıl geçiniyorsunuz? Çok mu para biriktirdiniz?

Yok, yok, öyle değil. Hiç değil hem de. O kadar parlak bir durumum da yok. Şu an yazılar yazıyorum bazı dergilere ve gazetelere. Onların teliflerini alıyorum. Şu an başka bir geçim kaynağım yok. Düne kadar çok önemli televizyonlarda, ismini vermek istemiyorum, programımız olacaktı, bu tweetler yüzünden beni aradılar, programlar bitti. Birçok televizyondan, tanıdığım çok ünlü adamlar beni arayıp, "Ya aslında şu an çok iyi bir konuk olursun, müthiş reytingin var ama seni çıkaramıyoruz" diyorlar. Açıkçası ambargoluyum. Her yerden yollarımı kapadılar. Dediğiniz gibi, müziğin tek kazandırdığı yer festivallerdi, geçmiş olsun, öyle bir şeyim de yok. Kimseye de gidip "Ben muhalifim, bana yardımcı olun, bana destek olun, beni festivallere çıkarın" da dememişim, demem. Öyle bir beklentim de yok. Şu an sadece yazarak geçiniyorum. Okuyarak geçinmekten, yazarak geçinmeye geçtim.

Şimdi okuyanlar da teliflerde çok bir para olduğunu zannedecek. Türkiye’de öyle bir para yok ki.

Yok, yok; bir yazının fiyatı 400, 500 liradır. Bunu üç, beş yere yazınca e tabii ki biraz daha rahatlıyorum. Çok iyi durumda mıyım? Tabii ki değilim. Şu anki popülaritemle ben çok daha büyük işler yapardım. İktidara yakın olsam TRT’de, bir havuz kanalında çok güzel programlar yapar, büyük paralar da kazanabilirdim. Bu gerçek. Şu an iktidara yakın sanatçıların kazandığı paraların haddi hesabı yok, bunu herkes biliyor. Öbür taraftan, tarihin bir yerinde de haksızlıklara susup kendini düşünmüş bir insan olarak yer almayacağım.

Sonra CHP’ye giden yol nasıl başladı?

Dedim ya, aileden sosyal demokratım diye. CHP’li bir ailede büyüdüm. Ben çocuktum, 6-7 yaşlarındaydım, Bülent Ecevit, Ceyhan’a gelmişti. Gidip onunla Rahşan Ecevit’in ellerini öpmüş bir insanım, o yaşlarda. Dedem, nenem hep CHP’ye oy vermişler. Daha önce partiler üstü bir durumum vardı. Şimdi bir partiye üye olduğunuz zaman ister istemez adam diyor ki, "Buraya üye", etkisi azalıyor. Sonuçta her partiden, her kesimden insan takip ediyor. 1 Kasım’daki seçimlerden önce karar vermemiştim ama 1 Kasım’daki sonuçlardan sonra dedim ki "Bunu bir yere kadar Twitter’dan götürürüm, artık aktif olmam lazım." Gideceğim en mantıklı yer de CHP’ydi. CHP’den girdim o yüzden. 

Gürsel Tekin’den bile fazla oy almanız en çok konuşulan şey oldu.

Gürsel Ağabey'e benim üzerimden vurulmasına gerçekten çok üzüldüm. Bir kere bu adam CHP’ye gerçekten büyük hizmetlerde bulunmuş biri. Çok değerli bir insan. Ben çok üzüldüm. Olabilir böyle şeyler, bu demokrasi. Aslında bu parti içerisinde, CHP içerisinde ne kadar güzel bir demokrasi olduğunu da gösteriyor. Bakın ben şarkıcılıktan gelmiş bir insan olarak bir bakıyorum CHP’de çok önemli sayıda bir oy alabiliyorum. Hem sayın Bekaroğlu, hem Gürsel Tekin ağabeyimiz, bizim büyüklerimiz, ağabeylerimiz. Onlar bu partiye çok büyük emekler vermiş. Şimdi kalkıp da "Biz oy aldık" falan diye övünmenin hiç gereği yok, çok yanlış bir şey. Bu CHP’de ne büyük bir demokrasi olduğunu gösteriyor, hangi partide bunu yapabilirsiniz? Ben sadece demokrasi açısından bakıyorum.
Atilla Taş, CHP'nin 35. Olağan Kurultayı'nda... 

Siz gittiniz CHP’ye üye oldunuz ve aday oldunuz değil mi, o kadar?

İki buçuk üç ay önce, 1 Kasım haftası geçtiğinde dedim "Artık bunu daha faal sürdüreceğim yer CHP’dir. CHP’den daha mantıklı bir seçim göremiyorum kendim için." Gittim, üye oldum iki buçuk ay önce. Benim aklımda yoktu Parti Meclisi üyeliği, birkaç milletvekili dostum aradı. "Senin sevenin çok, çok da güzel muhalefet yapıyorsun, çok da akıllıca muhalefet yapıyorsun. Neden olmasın gel, gir" dediler. İki gün kala seçime... Hiçbir şey bilmiyorum, nedir, ne değildir! Gerçekten bilmiyordum. Parti Meclisi’ni tabii ki biliyorum ama ne iş yapar, ne yaparız, nasıl seçiliriz, hiçbirini bilmiyorum. İki gün kala gittim Ankara’ya, ne broşürüm var, ne ekibim. Tek başınayım. Mesajlar atıldı, gittim insanlarla konuştum. Herkes şunu söylüyordu: "Biz senin bu kadar akıllı, zeki, bu kadar donanımlı bir insan olduğunu bilmiyorduk. Ama çok mutluyuz, özellikle cesaretin için. Böyle güçlü bir iktidara karşı boynunu bükmedin. Ki senin etin budun ne yani..." Sonuçta ben dünyaları kazanan bir adam değilim. Belki bu da bana güç verdi. Kaybedecek çok şeyim yoktu. Belki de göbekten bağlı olsaydım iktidara, ekmeğimi bir yerlerden alıyor olsaydım… En büyük güç aslında kaybedecek bir şeyiniz olmadığı zaman... O zaman sözünüz daha çok güçleniyor. Daha kendinizden emin oluyorsunuz. Çünkü bu iktidar herkesi kendine göbekten bağlamış.

İKİ GÜN ÇALIŞTIM, ÜÇ GÜN ÇALIŞSAM AĞLARI DELİYORDUK

Sen Parti Meclisi yedektesin?

Evet yedekteyim, 14 oyla kaçırdım. İki gün çalıştım, üç gün çalışsam ağları deliyoruz. Ben de şaşırdım, bu kadar teveccüh beklemiyordum. Sosyal medyanın çok büyük gücünü burada bir kere daha gördüm. Sosyal medya deyip geçiyorlar ya, işte nedir çok büyük etkisi yok falan… Hayır öyle değil, her gelen bana bunu söyledi. O kadar akıllıca tweetler atıyorsun ki bizim Meclis’teki insanlardan da duymak istediğimiz şeyler… Birçok milletvekili dostlarımız bazıları büyüklerimiz çok eski milletvekilleri falan takip ediyorlar. Onlardan da bunu duydum. Çok mutlu oldum… Çok zekice tespitlerim olduğunu 140 karakterde çok şey anlatabildiğimi bunun da bir meziyet olduğunu söylediler.

Röportajın tamamını okumak için tıklayın

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 31.01.2016 11:40
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol