08 Şubat 2016 Pazartesi 15:20
Ankara Hukuk hocalarından uyarı niteliğinde makale: Akademisyenlere soruşturma açılamaz!

Hocaların Anayasa, yasalar ve yargı kararlarını değerlendirdikleri makalede “Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında, bugün için Türk hukukunda öğretim elemanları hakkında disiplin soruşturması açılmasının ve öğretim elemanlarına disiplin cezası verilmesinin hiçbir hukuki temeli bulunmadığı” belirtildi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Ulusoy, Doç. Dr. Cüneyt Ozansoy, Doç. Dr. Ayhan Tekinsoy, Yrd. Doç. Dr. Burak Öztürk ve Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu, “Barış için Akademisyenler” bildirisini imzaladıkları gerekçesiyle 2 bini aşkın akademisyen hakkında disiplin soruşturması başlatılması ile ilgili olarak bilimsel görüşlerini içeren ortak bir makale hazırladı. Makalede, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na dayanılarak öğretim elemanları hakkında disiplin soruşturması açılması ve bunlara disiplin cezası verilmesinin, Anayasal ve yasal düzenlemeler ile yargı kararları karşısında mümkün olmadığını bildirildi. Akademisyenlere yönelik hukuksuz işlemlere karşı uyarı niteliğindeki makalenin tam metnini yayınlıyoruz:
 
 
Üniversite Öğretim Elemanlarının Disiplin İşlerinde 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu Uygulanabilir mi?
 
Üniversite öğretim elemanlarının disiplin işleri, “Barış için Akademisyenler” başlıklı bildiriyi imzaladıkları gerekçesiyle iki bini aşkın öğretim elemanı hakkında disiplin soruşturmaları başlatılmasıyla ülke ve üniversite gündeminin öncelikli tartışma konularından biri olmuştur. Bu çalışmada ilgili kanuni düzenlemeler, Yüksek Mahkeme kararları ve Yükseköğretim Kurulu kararı incelenerek, öğretim elemanlarının disiplin işlerinin idare hukuku açısından genel bir değerlendirmesi yapılacak ve 657 sayılı

Devlet Memurları Kanununun uygulanıp uygulanamayacağı tartışılacaktır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinin (b) fıkrası, 1.3.2014 tarihli ve 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 7. maddesiyle değiştirilmiştir. Buna göre, “(ö)ğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, yönetim görevinden ayırma, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslar da göz önüne alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir."

Sözü edilen fıkranın - yukarıda altı çizilmiş olan -  ikinci cümlesi, Anayasa Mahkemesi’nin 14.1.2015 tarih ve E. 2014/100 K. 2015/6 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Yüksek Mahkeme anılan cümleyi, aşağıdaki gerekçeyle Anayasa’nın 38, 128 ve 130. maddelerine aykırı bulmuştur:
“Dava konusu kural ile düzenlenmesi öngörülen hususlar, hangi fiillerin hangi disiplin cezalarını gerektireceği, bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri gibi konuları içermektedir. Kamu görevlileri olarak memurların ve öğretim elemanlarının disiplin işlemleri konusunda kuralla getirilmiş bir kanuni güvence bulunmamaktadır. Söz konusu disiplin işlemleri, Anayasa'nın yukarıda yer alan hükümleri gereğince kanunla düzenlenmesi öngörülen hususlardır. Bu hâliyle öğretim elemanları, memurlar ve diğer personel için getirilmiş herhangi bir kanuni güvence bulunmadığı gibi yasal olarak belirlilik de sağlanmamıştır. Kural, sadece Devlet memurlarına uygulanan usul ve esasların göz önüne alınmasını düzenlemiş ancak bunun dışında herhangi bir kanuni düzenlemeye yer vermemiştir.

Dava konusu kural bu hâliyle disiplin uygulamaları ile ilgili olarak genel ilkeleri ortaya koymamakta, disiplin cezalarını gerektiren hâl ve durumları belirlememektedir. Ayrıca kuralda, disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullar, disiplin cezalarının verilmesinde zamanaşımı ve karar verme süreleri, yüksek disiplin kurulunun çalışma usul ve yöntemleri, kurul kararlarına itiraz ve savunma hakkı başta olmak üzere kamu görevlilerinin hakları, cezaların tatbik edilme şekli ve disiplin cezalarının hangi hâllerde özlük dosyasından silinebileceği gibi konuların hiçbiri ile ilgili kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla kapsama dâhil personelin disiplin işlemlerine dair usul ve esasların kanunda gösterilmeyerek, tüm bu işlemlerin Yükseköğretim Kurulunca  düzenlenmesini öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 38., 128. ve 130. maddeleriyle bağdaşmamaktadır”.

Anayasa Mahkemesi, 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (b) fıkrasının ikinci cümlesi hükmünü iptal etmekle birlikte; hükmün “iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu düzenini ihlal edici nitelikte görüldüğünden”, iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğini hükme bağlamıştır. İptal kararı 7.4.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış ve 7.1.2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu süre zarfında yasama organı tarafından 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinde herhangi bir yeni düzenleme yapılmamıştır.

İptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte, yasal dayanağını 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (b) fıkrasının ikinci cümlesinde bulan “Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği”nin de dayanaksız kaldığında kuşku bulunmamaktadır. Hatta Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 29.4.2015 tarih ve E. 2013/826 K. 2015/1654 sayılı kararıyla, henüz Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girmediği dönemde dahi, yasal dayanağının Anayasa’ya aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararıyla saptanmış bulunan Yönetmelik hükümleri uyarınca verilen disiplin cezasının hukuka aykırı olduğu hükme bağlanmıştır. Danıştay’ın bu kararına göre, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının daha önce açılmış bulunan ve henüz sonuçlanmamış olan tüm davalara uygulanması gerekmektedir. Hukuken olması gereken, Yükseköğretim Kurulu’nun yasal dayanağı iptal edilen düzenleyici işlemini yürürlükten kaldırmasıdır. Aksi halde bu düzenlemenin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi 4. fıkrası uyarınca açılacak ilk davada Danıştay tarafından iptali güçlü bir olasılıktır.

Yükseköğretim Genel Kurulu’nun henüz Anayasa Mahkemesi kararı yürürlüğe girmeden önce, 12.11.2015 tarihli toplantısında aldığı kararla 2547 sayılı Kanun’a tâbi personele hangi disiplin hükümlerinin uygulanacağını belirlediği görülmektedir. Kurul’un bu kararında, yukarıda özetlenen yargı kararlarından hareketle, “2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53. maddesine dayanılarak çıkarılmış bulunan Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen hususları düzenleyen hükümlerinin yasal dayanağı kalmadığı” saptanmakta ve aşağıdaki sonuca ulaşılmaktadır:

“Bu çerçevede doktrinde ‘yasal temelin değiştirilmesi’ şeklinde ifade edilen prensip ile genel hüküm – özel hüküm ilişkisi de dikkate alınarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 1. maddesinin üçüncü fıkrasında özel kanunlarına atıfta bulunulan yükseköğretim personeline ilişkin disiplin hükümleri bakımından uygulanabilir özel hüküm bulunmadığı hukuken tespit edildiğinden; 2547 sayılı Kanun ile adı geçen Yönetmeliğe göre başlatılmış olup da henüz tamamlanmamış olan ve bundan sonra başlatılacak tüm disiplin soruşturmalarında;

- 2547 sayılı Kanunun 53. maddesinin (a) bendi ile diğer maddelerinde özel olarak düzenlenen disipline dair hususlar dışında 657 sayılı Kanunun disipline ilişkin hükümlerinin; her iki kanunda bulunmayan usul kuralları açısından Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinde yer alan usule ilişkin hükümlerin uygulanmasına
(...) karar verilmiştir”.

Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 12.11.2015 tarihli kararında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun disipline ilişkin hükümleri ile yükseköğretim personeline uygulanacak disiplin hükümleri arasında genel hüküm – özel hüküm ilişkisi kurulduğu ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında özel hüküm mevcut olmadığı için genel hükümlere müracaat edilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, 657 sayılı Kanun’u yükseköğretim personeli yönünden “genel kanun” niteliğinde gören bu anlayış, Anayasa’nın kamu görevlilerine ilişkin olarak öngördüğü sistemle bağdaşmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen iptal kararına da ters düşmektedir. (Bu konu, Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak tarafından kaleme alınan ve 18.1.2016 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan “Barış için Akademisyenler – Disiplin Soruşturmaları Hakkında Hukuki Görüş” başlıklı metinde de ele alınmaktadır. Biz de, anılan hukuki görüşte yer verilen değerlendirmelere katılıyoruz. Bununla birlikte amacımız, kimi zaman tekrara düşmek pahasına, belirtilen kimi hususları pekiştirmek, kimi hususlarda ise satır aralarını açarak doldurmaktır.)  

1982 Anayasası’nın “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” kenar başlığını taşıyan 128. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür”. Görüldüğü gibi 1982 Anayasası’nda kamu hukuku statüsünde çalışan kamu personeli iki kategoride mütalaa edilmekte; birinci kategoride “devlet memurları” yer alırken, ikinci kategori “diğer kamu görevlileri”nden oluşmaktadır. Bu anlamda, devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, Türk hukukunda kamu personeli üst başlığının iki alt kategorisini oluşturmakta; ancak biri diğerinin içinde yer almamaktadır. Bir başka anlatımla, “diğer kamu görevlileri”, “devlet memurları”nın bir türü olmayıp, hâkim ve savcılar ile askeri personel gibi farklı hukuki statülere sahip kamu personelini ifade etmektedir.

Yükseköğretim kurumları öğretim elemanları da, bu ayırımda “diğer kamu görevlisi” kapsamında olup, “devlet memuru” kategorisine dâhil değildirler. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda öngörülen kurallar, bütün kamu personeli için uygulanacak genel kural niteliğinde olmayıp, Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu personelinin yalnızca bir bölümünü oluşturan ve “memur” sıfatını taşıyan personel için öngörülmüştür. Nitekim 657 sayılı Kanun’un 1. maddesinin üçüncü fıkrası, öğretim elemanlarını özel kanunları hükümlerine tâbi olan ve Devlet Memurları Kanunu’nun kapsamı dışında kalan kamu görevlileri arasında zikretmektedir. Bir kanunun açıkça kapsamı dışında bıraktığı personel hakkında uygulanacak genel kurallar içerdiğini savunmak, temel mantık kurallarına aykırıdır.

657 sayılı Kanun’un 2547 sayılı Kanun’a tâbi personel için de uygulanması, ancak yükseköğretim personeline ilişkin yasal düzenlemelerde 657 sayılı Kanun’a atıf yapılması hâlinde mümkündür. Nitekim gerek 2547 sayılı Kanun’da gerek 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu’nda, 657 sayılı Kanun’a açıkça atıfta bulunulan hükümler mevcuttur. Salt bu durum dahi, 657 sayılı Kanun’un yükseköğretim personeli yönünden genel kanun niteliği taşımadığını göstermek için yeterlidir; zira, bir kanunun genel kanun niteliğinde olmasının doğal sonucu, özel kanunda hüküm bulunmayan durumlarda herhangi bir atfa gerek olmaksızın uygulanma kabiliyetine sahip olmasıdır. Oysa yasa koyucu, 657 sayılı Kanun’un yükseköğretim personeli yönünden genel kanun niteliğinde olmaması nedeniyle, ayrıca bu Kanun’un uygulanmasını öngördüğü konularda açıkça atıf yapma gereksinimi duymaktadır. (2547 sayılı Kanun'un 62. ve 2914 sayılı Kanun’un 20. maddelerinde yapılan atfın anlam ve kapsamı ise aşağıda değerlendirilecektir.)

Anayasa’nın 128. maddesinde tüm kamu personeline ilişkin genel ilke ve kurallar öngörülmekte iken, 130. maddede yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarına ilişkin olarak özel hükümler sevk edilmiştir. Öğretim elemanlarının diğer kamu görevlilerinden sayılmaları ve Anayasa’da ayrıca düzenlenmiş olmaları, bu personel tarafından yürütülen hizmetin özellikleri ile açıklanabilir.

Yükseköğretim kamu hizmeti, devlet memurları tarafından yürütülen genel idari hizmetlerden farklı özellikler arz eden ve bu nedenle farklı bir düzenlenişe ihtiyaç gösteren hizmetlerdir. Bunun sonucu olarak, bu hizmetleri yürüten personelin statüsü ve tâbi olduğu kurallar da, devlet memurlarından farklı olacaktır. Bu husus, Anayasa Mahkemesi’nin 16.7.2010 tarih ve E. 2010/29 K. 2010/90 sayılı kararında da açıklanmaktadır. Buna göre, “Anayasa'da üniversite, bilimsel çalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği kurum olarak nitelendirilip bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirilmiş, öğretim üyelerine de kamu görevlisi olmakla birlikte genel sınıflandırma içinde ayrı bir yer verilerek kendilerine özgü önem ve değerde bir meslek sınıfı olduğu belirtilmiştir. Öğretim üyelerinin bu konumları dikkate alındığında bunları diğer kamu görevlileri gibi değerlendirmek mümkün değildir”.

Bu açıdan bakıldığında, öğretim elemanları devlet memurları ve diğer kamu personeli kategorilerinden farklı bir statüde yer almaktadırlar; öğretim elemanlarına uygulanacak kuralların da, yürütülmesine katıldıkları yükseköğretim kamu hizmetinin farklılık ve özellikleri dikkate alınarak öngörülmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 130. maddesinde, yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının disiplin işlerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, öğretim elemanlarının disiplin işlerine ilişkin kuralların, bu personel tarafından yürütülen yükseköğretim kamu hizmetinin özellikleri dikkate alınarak getirilmesi gerektiği belirtilmelidir. Bu gereklilik karşısında, devlet memurları için geçerli olan kuralların öğretim elemanları yönünden hiçbir atıf olmaksızın uygulanabilmesi mümkün değildir.

Bu noktada, 2547 sayılı Kanun ile 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu’nda 657 sayılı Kanun’a yapılan atıfların disiplin hükümlerini de kapsayıp kapsamadığı hususu değerlendirilmelidir. 2547 sayılı Kanun’un 62. maddesinde yapılan atıf, “özlük hakları” olan madde başlığının da işaret ettiği gibi,yalnızca “Üniversite öğretim elemanları ve üst kuruluşlar ile üniversitelerdeki memur ve diğer görevlilerin özlük hakları”na ilişkin konularla sınırlıdır. Oysa disiplin işlerinin “özlük hakları” içinde yer almadığı konusunda duraksamaya yer yoktur; Anayasa’nın 130. maddesinin dokuzuncu fıkrasında da, yükseköğretime ilişkin olarak kanunla düzenlenmesi gereken hususlar arasında, “özlük hakları” ile “disiplin ve ceza işleri”ne ayrı ayrı yer verilmiştir.

2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu’nun 20. maddesinde ise, daha genel olduğu izlenimi uyandıran bir atfa yer verilmiştir. Buna göre, “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri uygulanır”. Bununla birlikte, yapılan atfın kapsamını belirlemek için, öncelikle 2914 sayılı Kanun’un düzenlediği konuyu ve kapsamını tespit etmek gerekir; zira, bir kanunun kendi kapsamını aşan bir atıfta bulunduğunu düşünmek mümkün değildir. 2914 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı, “4/11/1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda yer alan öğretim elemanları tanımına giren personeli sınıflandırmak, aylıklarını ve ek göstergelerini düzenlemek, derece yükseltilmesi ve kademe ilerlemesinin şekil ve şartları ile, sosyal haklardan yararlanma, ek ders ücreti, üniversite, idari görev ve geliştirme ödeneklerinin miktarını tespit etmek, emekli ve yabancı öğretim elemanlarının sözleşmeli olarak çalıştırılma usul ve esaslarını belirlemek” olarak saptanmış; 2. maddesinde ise kapsamı, “üniversite öğretim elamanlarının aylık, ödenek ve sair özlük hakları” olarak belirlenmiştir. Görüldüğü gibi, 2914 sayılı Kanun da, disiplin işlerini düzenlememekte; öğretim elemanlarının özlük haklarına ilişkin kurallar öngörmektedir. Bu bakımdan 2914 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile yapılan atıf da, 2547 sayılı Kanun’un 62. maddesi ile uyumlu olarak yalnızca, 2914 sayılı Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde 657 sayılı Kanun’un özlük haklarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına olanak tanımaktadır.

Son olarak, Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 12.11.2015 tarihli kararında sözü edilen “yasal temelin değişmesi” prensibi üzerinde durulmalıdır. Bu ilke, Fransız idare hukukunda idarenin yargısal denetimi bağlamında yargı yerlerince uygulanan bir teknik olarak geliştirilmiştir. Fransızcadaki tam karşılığı “yasal temelin ikamesi (substitution de base légale)” olan bu teknikle idari yargı yerleri, idarenin iptal davasına konu edilen işlemine dayanak olarak gösterdiği yasal temelin geçerli olmadığını tespit etmekle birlikte, farklı bir pozitif hukuk kuralının o işleme dayanak oluşturmaya elverişli olduğunu gördükleri takdirde, geçersiz dayanağın yerine diğerini ikame etmek suretiyle işlemin hukuka uygun olduğuna karar verebilmektedirler. Buradan da anlaşılacağı gibi, yasal temelin ikamesi tekniğinin uygulanabilmesi için, idarece ileri sürülen dayanağın yerine ikame edilmeye elverişli bir yasal temelin bulunması zorunludur. Oysa yukarıdaki açıklamaların da gösterdiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, öğretim elemanlarının disiplin işlemleri bakımından uygulanmaya elverişli, geçerli bir yasal temel oluşturmamaktadır. Bu nedenle, burada yasal temelin ikamesi tekniğine başvurmak mümkün değildir.
Kaldı ki, bu tekniği uygulayacak olan idare değil, yargı yerleridir. Yargı yerlerinin yukarıda da söz edilen kararlarında ise, yasal temelin ikamesi yoluna gidilmediği açıkça görülmekte; hatta kararların irdelenmesi, bunun mümkün olmadığını da göstermektedir. Öncelikle, 657 sayılı Kanun’un “yasal temelin ikamesi” tekniği kullanılarak uygulanmaya elverişli olmadığını, Anayasa Mahkemesi’nin kararından anlamak mümkündür. Zira Yüksek Mahkeme 657 sayılı Kanun’un disipline ilişkin hükümlerinin öğretim elemanları yönünden uygulanmasına olanak bulunduğu sonucuna varsa idi, 2547 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin (b) fıkrasının ikinci cümlesinin iptali söz konusu olmazdı. Örneğin, Yüksek Mahkeme kararında, iptali istenen yasal düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığını gerekçelendirirken, “kuralda, disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullar, disiplin cezalarının verilmesinde zamanaşımı ve karar verme süreleri, yüksek disiplin kurulunun çalışma usul ve yöntemleri, kurul kararlarına itiraz ve savunma hakkı başta olmak üzere kamu görevlilerinin hakları, cezaların tatbik edilme şekli ve disiplin cezalarının hangi hâllerde özlük dosyasından silinebileceği gibi konuların hiçbiri ile ilgili kanuni düzenleme bulunma”dığını belirtmektedir. Oysa yukarıda sayılan hususların tümü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmektedir. Şayet 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri öğretim elemanları yönünden de uygulanabilir nitelik taşıyorsa, yukarıda belirtilen gerekçeyle Anayasa’ya aykırılıktan söz etmeye de olanak bulunmayacaktır. Oysa Anayasa Mahkemesi, anılan iptal kararını vermekle, 657 sayılı Kanun’da yer alan hükümlerin, Anayasa’nın 130 uncu maddesinde öğretim elemanlarının disiplin işleri yönünden öngörülen “kanunla düzenleme” kuralının gereğini yerine getirmeye elverişli olmadığını da ortaya koymaktadır. Ayrıca Akdeniz/Altıparmak tarafından kaleme alınan hukuki görüşte de belirtildiği gibi, Anayasa Mahkemesi, 657 sayılı Kanun’un devreye girmesini mümkün görmediğinden, hukuki boşluk doğmaması için iptal kararının yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.
Yukarıda sözü edilen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında da “yasal temelin ikamesi” tekniği uygulanmamıştır. Danıştay’ın bu kararında, dava konusu disiplin cezasının 657 sayılı Kanun’a uygun olup olmadığı yönünden değerlendirilmemesi, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasal düzenleme yerine 657 sayılı Kanun’un ikame edilmediğini göstermektedir. Danıştay’ın, iptal edilen kanun hükmü (ve buna dayanan Yönetmelik) uygulanarak verilen disiplin cezasının hukuka aykırı olduğunu belirtilmekle yetinmesi karşısında, Yüksek Mahkeme’nin de 657 sayılı Kanun’un disipline ilişkin hükümlerine öğretim elemanları yönünden uygulanabilir nitelik atfetmediği görülmektedir.
Sonuç olarak;
-         657 sayılı Kanun’a dayanılarak öğretim elemanları hakkında disiplin soruşturması açılması ve bunlara disiplin cezası verilmesi, ilgili Anayasal ve yasal düzenlemeler ile yargı kararları karşısında mümkün değildir.
-         Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında, “Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği” dayanaksız kalmış olup, bugün için Türk hukukunda öğretim elemanları hakkında disiplin soruşturması açılmasının ve öğretim elemanlarına disiplin cezası verilmesinin hiçbir hukuki temeli bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin de kararında bu durumu kamu düzenini ihlal edebilecek nitelikte görmesi ve kararın yürürlüğe girişini dokuz ay süreyle ertelemesi bunun göstergesidir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi kararındaki ifadeyle “doğan hukuksal boşluğun”, idare tarafından pozitif hukuk kurallarına aykırı yorumlarla doldurulması mümkün değildir. Daha açık bir anlatımla, Yükseköğretim Genel Kurulu kararında yapıldığı gibi, disiplin amirleri ve disiplin cezalarını 2547 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlemek; disiplin suçu oluşturabilecek fiil ve eylemleri, üniversite öğretim elemanlarının kapsamında olmadıkları, Anayasa’nın 130. maddesi gereği yükseköğretim kamu hizmetinin özgün niteliğine göre düzenlenmemiş ve farklı bir hukuki statüyü düzenleyen 657 sayılı Kanun’dan ithal etmek; soruşturma usulünü ise, yasal dayanağı artık bulunmayan ve idarenin düzenleme yetkisi dışında kaldığı Yüksek Mahkeme kararlarıyla sabit bir yönetmeliği kullanarak uygulamak hukuka uygun değildir. 
-         Öğretim elemanlarının disiplin işlerinin, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’nın suç ve cezaların kanuniliği ilkesine de yer veren 38. maddesi kapsamında görülmesi karşısında, yasa koyucu tarafından yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece, hukukumuzda öğretim elemanlarının fiillerini disiplin suçu olarak nitelemeye, bunlar hakkında disiplin soruşturması açmaya ve disiplin cezası vermeye elverişli bir norm bulunmamaktadır.
-         Bir idari işlem türü olan, disiplin cezasının yetki, şekil, sebep, konu ve maksat ögeleri yasa düzeyinde bir norm ile düzenlenmemiş bulunduğundan; üniversite idarelerinin öğretim elemanlarına hukuken geçerli bir disiplin cezası verme imkânları bulunmamaktadır. Bu bakımdan, Anayasa Mahkemesi’nin ilgili iptal kararında yer verdiği gerekçeleri göz önünde tutarak, anayasal ilkeler ve sınırlar içinde öğretim elemanlarının disiplin işleri hakkında düzenleme yapmak yasama organının yetkisinde olup, doğan hukuksal boşluğun müsebbibi ve ortaya çıkan sonucun sorumlusu da yasama organıdır. Yasal boşluğun ve yasa koyucunun ihmalinin hukukun sınırları dışına çıkılarak, idarece doldurulmak ve aşılmak istenmesi ise idarenin anayasal ve yasal yetki ve görevlerinin dışındadır.
 
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri:
Prof. Dr. Ali Ulusoy
Doç. Dr. Cüneyt Ozansoy
Doç. Dr. Ayhan Tekinsoy
Yrd. Doç. Dr. Burak Öztürk
Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu

Kaynak: Cumhuriyet.com.tr
Son Güncelleme: 08.02.2016 15:20
Anahtar Kelimeler:
TürkiyeHaberHaberler
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol